Gülüşü eskimeyen adam; Kemal Sunal...
Bugün Türk sinemasının unutulmaz ismi Kemal Sunal'ın aramızdan ayrılışının yıl dönümü. Bu sebeple bu köşede bugün büyük ustaya dair bir şeyler yazmak istedim.
Öncelikle ifade etmek isterim ki; bazı insanlar vardır; öldükten sonra sadece filmleri kalmaz geriye. Bir de bıraktıkları umut, tebessüm ve vicdan kalır. Kemal Sunal işte o insanlardan biridir. O, sadece bir oyuncu değildi. Bu ülkenin ortak hafızası, ortak kahkahası, ortak vicdanıydı.
Türkiye'nin hangi görüşten, hangi inançtan, hangi yaşam tarzından olursa olsun hemen herkesin sevdiği çok az sanatçı vardır. Kemal Sunal, bu nadir isimlerin başında gelir. Çünkü onun filmlerinde insanlar kendilerinden bir parça buldu. Mahallenin saf ama dürüst delikanlısını, hakkını arayan emekçiyi, ezilen köylüyü, kandırılmaya çalışılan vatandaşı, çocuk saflığını hiç kaybetmeyen iyi insanı gördü.
Oynadığı karakterlerin çoğu "saf" olarak tanımlansa da aslında en akıllı olan hep oydu. Çünkü kötülüğü bilmezdi ama adaleti çok iyi bilirdi.
İnek Şaban...
Şaban karakteri bugün hâlâ milyonlarca insanın yüzünü güldürmeye devam ediyor. O sadece bir komedi karakteri değildi. Saflığın, temiz kalbin, dostluğun ve iyiliğin sembolüydü. Çocuklar onu çok sevdi çünkü çocuklar samimiyeti hemen hisseder. Büyükler ise kendilerini onda gördü.
Hababam Sınıfı'ndan Süt Kardeşler'e, Kapıcılar Kralı'ndan Çöpçüler Kralı'na, Davaro'dan Zübük'e, Kibar Feyzo'dan Tokatçı'ya kadar onlarca film, sadece güldürmedi; düşündürdü.
Bugün hâlâ televizyonlarda defalarca yayınlanmasına rağmen milyonlarca kişi aynı filmleri sıkılmadan izliyorsa bunun tek bir nedeni vardır: O filmler zamana yenilmedi.
Çünkü anlatılan meseleler hâlâ güncel.
Haksızlık...
Yoksulluk...
Adaletsizlik...
Rüşvet...
Fırsatçılık...
Sınıf ayrımı...
Kemal Sunal'ın filmleri, mizahın arkasına saklanmış çok güçlü toplumsal eleştirilerdi. İnsanlar gülerken aslında kendi hayatlarını izliyordu.
Onun sanatını bu kadar değerli kılan da buydu.
Kemal Sunal, sadece kamera önündeki duruşuyla değil, hayatındaki tavrıyla da örnek bir sanatçıydı. Cumhuriyet değerlerine bağlılığı, Atatürk'e duyduğu saygı ve laik Türkiye idealine olan inancı hiçbir zaman gizli olmadı. Sanatı toplum için yapan, halktan kopmayan, ülkesinin meselelerine duyarsız kalmayan bir sanatçı olarak yaşadı.
Politik bir partinin değil; halkın yanında duran bir sanatçıydı.
İnsan onurunu, emeği ve adaleti savunan filmlerin içinde yer aldı. Bugün dönüp baktığımızda, onun canlandırdığı karakterlerin aslında milyonlarca vatandaşın sesi olduğunu daha iyi anlıyoruz.
Belki de bu yüzden Kemal Sunal yalnızca bir oyuncu değil, aynı zamanda bu toplumun vicdanıdır.
Bugün dijital platformların, yüksek bütçeli yapımların ve görsel efektlerin konuşulduğu bir dönemdeyiz. Ama aradan onlarca yıl geçmesine rağmen insanlar hâlâ bir Kemal Sunal filmi açıp ailece izlemeyi tercih ediyor.
Çünkü gerçek sanat eskimez.
Gerçek samimiyet modası geçmeyen tek duygudur.
Kemal Sunal bunu başarmış ender sanatçılardan biridir.
3 Temmuz 2000'de aramızdan ayrıldı ama aslında hiçbir yere gitmedi.
Her bayram ekranlarda...
Her yaz akşamında...
Her aile buluşmasında...
Her çocuğun kahkahasında...
Her dürüst insanın yüzündeki tebessümde yaşamaya devam ediyor.
Onun filmleri bize sadece gülmeyi öğretmedi; dürüst olmayı, haksızlığa karşı çıkmayı, umut etmeyi ve insan kalabilmeyi de öğretti.
Bugün onu saygıyla, özlemle ve minnetle anıyoruz.
İyi ki bu topraklardan bir Kemal Sunal geçti.
İyi ki milyonlarca insanın çocukluğuna, gençliğine ve hayatına dokundu.
Ve iyi ki bıraktığı miras, nesilden nesile aktarılacak kadar büyük.
Ruhu şad olsun...