“Key to peace”
Ankara’da, geçtiğimiz hafta Hacı Bayram Camii’nde Cuma namazı çıkışında NATO toplantısını protesto eden küçük bir grupla karşılaştım. Camii bahçesinde ellerindeki pankartlarla NATO’yu siyanizme, emperyalizme bekçilik yapmakla ve İsrail’e hizmet etmekle suçlayan bu grup, haklı olarak NATO’nun teröre karşı ikiyüzlü politikasını eleştiriyordu. Bu görüşlere katılıyorum; doğru tespitler yapıyorlar. Ancak Türkiye devleti olarak üzerine düşen görevi eksiksiz yerine getirmeli ve toplantıya katılan konukları en iyi şekilde misafir etmelidir. Bu amaçla son haftalarda Ankara’nın yolları, adeta bir gelinlik gibi özenle süsleniyor.
Adil düzenin olmadığı, adaletin eksik olduğu bu karmaşık dünyada tepkimizi göstermek en doğal hakkımızdır. Ancak bunu yaparken, hoşgörü ve paylaşma ruhunu da kaybetmemeliyiz. Dünya huzuruna giden yol, barış ortamını sağlamak ve bunu yaşatmaktan geçer. Hacı Bayram Veli Camii bahçesindeki protesto gösterisinin hemen yanında Kültür Bakanlığı ekipleri aşure dağıtıyordu. Aşure, paylaşımın ve hoşgörünün en güzel simgesidir. Türkiye, bu değerleri NATO üyelerine en iyi şekilde göstermeli.
Barışın ve huzurun anahtarı Türkiye’dir; (“Key to peace is Türkiye”) bu sadece Ankara’da yolları süsleyen pankartlarda değil, ülkesini seven tüm yüreklerde olmalıdır.
Anız yangınları
Silivri’de, yine Pazar günü çıkan anız yangını, ilçe sakinlerini ciddi şekilde korkuttu. Bir tarlada başlayan yangın, rüzgarın etkisiyle hızla yerleşim alanlarına sıçradı. Yaz mevsiminin yaklaşmasıyla birlikte sıcaklıkların artması, yangın riskini de yükseltiyor. Bu nedenle herkesin dikkatli olması hayati önem taşıyor. Yangınların büyük çoğunluğu insan kaynaklı ihmal ve dikkatsizlikten meydana geliyor. Bu konuda tüm vatandaşlarımıza önemli görevler düşüyor: Her birey yaptığı her hareketin sorumluluğunu taşımalı, çevresindekileri de bilinçlendirmeli ve dikkatsiz davrananları uyarmalıdır. Unutmayalım ki, her yangın sadece ekili alanları değil, içinde binlerce canlıyı barındıran doğal yaşam alanlarını da yok ediyor. Doğaya ve doğadaki canlılara karşı sorumluluğumuzu unutmamalıyız.
Belediye başkanları
Fenomen belediye başkanları, tutuklu belediye başkanları, parti değiştirenler, iktidar yanlıları ve muhalefetin belediye başkanları... Belediye başkanları yaptıkları hizmetlerden çok, farklı konularla gündemde kalmayı sürdürüyorlar. Geçen hafta Kırşehir’in Mucur ilçesindeydim. Bir yakınım, belediye başkanının kendisine oy vermeyen vatandaşların sokaklarını bile asfaltlamadığını anlattı. Öte yandan, Ankara’da Akyurt Belediye Başkanı’nın da siyasi çıkarına göre hizmet dağıttığından şikayet edenler vardı.
Belediye başkanları, asli görevlerini yerine getirmekten çok, başka meselelerle uğraşıyor gibi görünüyor. Belediyelerin nasıl denetlendiği belirsiz; doğru ve tarafsız hizmet edenleri tespit etmek günümüzde oldukça zor. Vergi veren her vatandaşın hak ettiği hizmeti beklemesi en doğal hakken, bunu görmezden gelen, vatandaşın desteğine ihanet eden, saygısız ve kibirli belediye başkanları toplumda tepki topluyor. Trafiğin olmadığı yollarda bile gereksiz yere cakar yakarak kibirle yolculuk etmek, belediye başkanlığı yapmak değildir. Bu cehaletin ve sorumsuzluğun mutlaka bir bedeli vardır ve zamanı geldiğinde ödenecektir.
Akraba
Günümüzde akrabalık bağları giderek zayıflıyor, anlamsızlaşıyor ve bazen bilinçli şekilde yok edilmeye çalışılıyor. Bu durum, herkesin tekrar düşünmesi ve üzerinde ciddiyetle durması gereken bir konudur. Geniş bir ailenin ferdi olarak, akrabalık ilişkilerinin sağlam olması gerektiğine yürekten inanıyorum ve bunun için fedakârlığın şart olduğunu vurguluyorum. Geçenlerde kardeşlerimle geçirdiğim üç günlük birlikteliğin ardından anladım ki, aile bağları kopuk ve zayıf olduğunda, gerçek huzur hiçbir evde sağlanamaz. Anne ve babalardan miras kalan kardeşlik bağları zayıflamamalı, aksine güçlendirilmelidir. Yeni nesil evlatlarımız bu bağlardan koparılarak yetişiyor. Bu tehlikeli gidişatı durdurmak ve yeniden güçlü, sağlıklı aile bağları kurmak hepimizin sorumluluğudur.