Dünya sağlık örgütü İstanbul bildirgesi
Günümüzde afetlere hazırlık yalnızca afet anına yönelik müdahale planlarından ibaret değildir. Bilimsel verilere dayalı, afet öncesini, afet anını ve afet sonrasını kapsayan proaktif planlama anlayışı; dirençli şehirlerin, güçlü sağlık sistemlerinin ve güvenli toplumların temelini oluşturmaktadır. Bu yaklaşım, can ve mal kayıplarını azaltmanın yanında kamu hizmetlerinin kesintisiz devamını sağlayarak toplumun afetlere karşı dayanıklılığını da önemli ölçüde artırmaktadır. Türkiye’nin yaşadığı büyük afetlerden elde ettiği bilgi ve tecrübelerin uluslararası platformlarda paylaşılması açısından bu hafta İstanbul önemli bir organizasyona ev sahipliği yaptı. Sağlık Bakanlığı’nın ev sahipliğinde, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Bölgesi iş birliğiyle düzenlenen Avrupa Bölgesi Bakanlar Konferansı’na 40’tan fazla ülkeden sağlık bakanları, üst düzey kamu yöneticileri, uluslararası kuruluş temsilcileri ve sağlık alanında uzman isimler katıldı. Konferans sonunda kabul edilen İstanbul Bildirgesi, afetlere, acil durumlara ve iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkilerine karşı dirençli sağlık sistemlerinin oluşturulmasını ortak bir küresel hedef olarak ortaya koymuştur. Bu bildirge yalnızca uluslararası bir deklarasyon değildir. Son yıllarda dünyanın yaşadığı pandemi, büyük depremler, savaşlar ve iklim değişikliğinin neden olduğu afetlerin ardından sağlık sistemlerinin nasıl yeniden yapılandırılması gerektiğine ilişkin ortak bir vizyon belgesi niteliği taşımaktadır.
Doğal afetler yalnızca binaları yıkmaz; sağlık sistemlerini, ekonomik düzeni, kamu hizmetlerini ve toplumsal hayatı da derinden etkiler. Depremler, seller, orman yangınları ve diğer büyük afetler sonrasında ilk saatlerde sunulan sağlık hizmetlerinin niteliği, binlerce insanın yaşamını doğrudan belirleyen en önemli unsurlardan biridir. Bu nedenle günümüzde afet yönetimi yalnızca arama-kurtarma faaliyetlerinden ibaret değildir. Modern afet yönetimi anlayışı; afet öncesi hazırlık, afet anında etkin müdahale ve afet sonrasında sağlık hizmetlerinin kesintisiz sürdürülebilmesini esas alan bütüncül bir yaklaşımı benimsemektedir.
Yaptığım araştırmalar ve incelemeler
Yaptığım araştırmalar, teknik incelemeler ve saha gözlemleri göstermektedir ki; afetlerden sonra en büyük ihtiyaç yalnızca yaralıların tedavi edilmesi değildir. Temiz suya erişim, bulaşıcı hastalıkların önlenmesi, kronik hastaların tedavilerinin kesintisiz sürdürülmesi, ilaç ve tıbbi malzeme tedariki, acil sağlık lojistiği, haberleşme altyapısı ve psikososyal destek hizmetleri de afet yönetiminin ayrılmaz parçalarıdır. Türkiye, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nden 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlere kadar yaşadığı büyük afetlerden çok önemli dersler çıkarmıştır. Bu acı tecrübeler, yalnızca yapı güvenliğinin değil; sağlık sistemlerinin de afetlere karşı dirençli olması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur.
6 Şubat depremleri sonrasında Türkiye, tarihinin en büyük sağlık tahliye organizasyonlarından birini gerçekleştirmiştir. Kara, deniz ve hava ulaşım imkânları eş zamanlı kullanılarak 50 binden fazla depremzede daha güvenli illerdeki sağlık kuruluşlarına sevk edilmiş, hastaların tedavilerinin kesintiye uğramaması için ulusal ölçekte kapsamlı bir koordinasyon sağlanmıştır. Bu süreç, afet sonrası sağlık hizmetlerinde güçlü lojistik planlamanın, kurumlar arası koordinasyonun, dijital sağlık altyapısının ve önceden hazırlanmış acil durum planlarının ne kadar hayati olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Afet sonrası sağlık hizmetlerinde Türkiye
Türkiye’nin yaşadığı afetler, sağlık sisteminin yalnızca hastanelerden ibaret olmadığını göstermiştir. Sağlık hizmetlerinin devamlılığı; ulaşım altyapısından haberleşme sistemlerine, enerji arzından temiz su teminine kadar birçok kritik unsurun birlikte çalışmasına bağlıdır. Son yıllarda ülkemizde afetlere müdahale kapasitesinin güçlendirilmesine yönelik önemli yatırımlar yapılmıştır. Şehir hastaneleri, UMKE ekipleri, 112 Acil Sağlık Hizmetleri, hava ambulansları, kara ve deniz ambulans sistemleri ile mobil sağlık hizmetleri bu kapasitenin önemli parçalarını oluşturmaktadır. Ancak afetlere hazırlık yalnızca müdahale kapasitesini artırmak değildir. Asıl başarı; afet gerçekleşmeden önce riskleri azaltmak, sağlık altyapısını güçlendirmek, düzenli tatbikatlar yapmak, insan kaynağını sürekli eğitmek ve kurumlar arasında etkin koordinasyonu sağlamaktır.
Dirençli sağlık sistemleri
İstanbul Bildirgesi’nin en önemli mesajı budur. Geleceğin sağlık sistemleri yalnızca hastalıkları tedavi eden değil; riskleri önceden analiz eden, afetlere hazırlıklı olan ve olağanüstü koşullarda dahi hizmet sunabilen sistemler olacaktır. Bu nedenle sağlık altyapısı; mühendislik, şehir planlaması, afet yönetimi, lojistik, haberleşme ve dijital sağlık teknolojileriyle birlikte değerlendirilmelidir. Yapay zekâ destekli karar destek sistemleri, dijital sağlık altyapıları, mobil sağlık üniteleri ve güçlü lojistik ağları geleceğin dirençli sağlık sistemlerinin temel bileşenleri olacaktır. Yeni yapılacak sağlık tesisleri yalnızca deprem yönetmeliklerine uygun olmakla yetinmemeli; sel, yangın, aşırı sıcaklık, enerji kesintileri ve diğer çoklu afet senaryoları dikkate alınarak planlanmalıdır. Afet sonrasında psikolojik destek hizmetleri de en az fiziksel tedavi kadar önemlidir. Travma yaşayan bireylerin ruh sağlığının korunması, çocukların eğitim hayatına yeniden kazandırılması ve toplumun sosyal yaşamına en kısa sürede dönebilmesi, başarılı afet yönetiminin temel göstergeleri arasındadır.
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında sağlık politikaları
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında sağlık politikalarını yalnızca tedavi odaklı değil; önleyici, hazırlıklı ve dirençli sağlık sistemi anlayışı üzerine inşa etmek zorundayız. Sağlık sistemleri; deprem, salgın hastalıklar, iklim değişikliği, kitlesel göç hareketleri ve diğer olağanüstü durumlara karşı her zaman hazır olmalıdır. Türkiye; güçlü sağlık altyapısı, yetişmiş insan kaynağı, afet yönetimindeki tecrübesi ve mühendislik kapasitesiyle yalnızca kendi vatandaşlarına güvenli sağlık hizmeti sunan değil; afet sonrası sağlık yönetimi konusunda bölgesine ve dünyaya bilgi ve deneyim aktaran öncü ülkelerden biri olabilecek potansiyele sahiptir.
İstanbul Bildirgesi’nin anlamı
İstanbul Bildirgesi yalnızca bir deklarasyon değildir. Bu bildirge; insan hayatını merkeze alan, bilimsel veriler ışığında hareket eden, uluslararası dayanışmayı güçlendiren ve sağlık sistemlerini geleceğin risklerine hazırlamayı amaçlayan ortak bir iradenin ifadesidir. Türkiye’nin yaşadığı acı tecrübelerin uluslararası sağlık politikalarına yön veren bir bildirgeye dönüşmesi, ülkemiz adına önemli bir kazanımdır. Aynı zamanda bu durum, afet yönetimi ve sağlık alanındaki deneyimlerimizin küresel ölçekte paylaşılmasının önemini de ortaya koymaktadır. Türkiye, jeolojik konumu, afet yönetimi tecrübesi ve son yıllarda geliştirdiği sağlık altyapısıyla yalnızca afetlerden ders çıkaran bir ülke değil; bu deneyimi bilimsel bilgiye, kamu politikalarına ve uluslararası iş birliklerine dönüştürebilecek kapasiteye sahip ülkelerden biridir. İstanbul Bildirgesi’nin bu yönüyle, Türkiye’nin küresel sağlık diplomasisine ve afetlere dirençli sağlık sistemleri alanındaki uluslararası vizyonuna önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum.
Sonuç; Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında hedefimiz; yalnızca afetlerden ders alan değil, bu dersleri bilimsel araştırmalara, kamu politikalarına ve uluslararası iş birliklerine dönüştürerek dünyaya katkı sunan bir Türkiye olmaktır. Afetlere dirençli sağlık sistemleri yalnızca sağlık sektörünün değil; mühendisliğin, şehir planlamasının, kamu yönetiminin, akademinin ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çünkü güçlü ülkeler, yaşadıkları krizlerden yalnızca kendileri için değil, tüm insanlık için çözüm üreten ülkelerdir. İnanıyorum ki Türkiye, sahip olduğu bilgi birikimi, kurumsal kapasitesi ve yetişmiş insan kaynağıyla afetlere dirençli sağlık sistemleri konusunda yalnızca bölgesinde değil, küresel ölçekte de örnek gösterilen ülkeler arasında yer alacaktır.