Açıklanan resmi rakamların sahadaki hayat pahalılığını yansıtmadığını savunan Cengiz, “Kâğıt üzerindeki rakam küçük olabilir ancak marketteki kasa fişi, pazardaki etiket, kiradaki artış ve vatandaşın boşalan cüzdanı aynı şeyi söylemiyor” ifadelerini kullandı.
Memurların enflasyonu TÜİK verilerinden değil, günlük yaşamın maliyetlerinden hissettiğini belirten Cengiz, “Memur enflasyonu manavın terazisinden, kasabın fiyat listesinden, çocuğunun okul masrafından, elektrik ve doğalgaz faturalarından okumaktadır” dedi.
Türk-İş tarafından açıklanan açlık ve yoksulluk sınırı verilerine dikkat çeken Cengiz, dört kişilik bir ailenin yalnızca aç kalmaması için gerekli tutarın 35 bin 758 lira 88 kuruş, insanca yaşayabilmesi için gereken yoksulluk sınırının ise 116 bin 478 lira 40 kuruş olduğunu hatırlattı.
“İşte Türkiye’nin gerçeği budur” diyen Cengiz, bir tarafta yüzde 0,99’luk enflasyon rakamı bulunurken diğer tarafta mutfakta hiç sönmeyen bir yangının yaşandığını ifade etti.
Memurlara yapılan maaş artışlarının daha hesaplara yatmadan kira, fatura, ulaşım ve market harcamaları karşısında eridiğini dile getiren Cengiz, son yıllarda yapılan zamların cebi doldurmaktan çok umut tükettiğini söyledi.
Her altı ayda bir aynı tablonun yaşandığını belirten Cengiz, önce enflasyonun yükseldiğini, ardından maaşların eridiğini, daha sonra ise “enflasyon farkı” adı altında kaybedilen alım gücünün küçük bir bölümünün geri verildiğini ifade ederek, bunun zam değil gecikmeli bir iade olduğunu savundu.
“Bu zam değildir. Bu, memurun cebinden aylar boyunca eksilen paranın gecikmeli iadesidir” diyen Cengiz, kaybedilen alım gücünün geri verilmesinin lütuf olarak sunulamayacağını belirtti.
Sorunun artık yalnızca maaş meselesi olmadığını ifade eden Cengiz, kamu çalışanlarının temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını, devletine sadakatle hizmet eden milyonlarca memurun her geçen gün daha da yoksullaştığını söyledi.
Devlet Memurları Sendikası olarak taleplerinin net olduğunu belirten Cengiz, enflasyon farkı uygulamasının yeterli olmadığını ve memur ile emeklilere derhâl en az yüzde 30 oranında refah payı verilmesi gerektiğini ifade etti.
Bu talebin bir ayrıcalık değil sosyal devlet anlayışının gereği olduğunu vurgulayan Cengiz, kamu hizmetlerinin sürdürülebilirliği ve milyonlarca memur ile emeklinin insanca yaşayabilmesi için bunun zorunlu olduğunu dile getirdi.
Yetkililere de çağrıda bulunan Cengiz, “Memurun sabrını değil, alım gücünü artırın. İstatistiklerle değil, vatandaşın mutfağıyla konuşun. Açlık sınırına yaklaşan maaşları başarı hikâyesi olarak sunmayın” ifadelerini kullandı.
Cengiz açıklamasını, “Devlet kendi çalışanını yoksullaştırarak büyüyemez. Hayatta kalacak kadar değil, verilen emeğin karşılığı alınıncaya kadar susmayacağız. Milyonlarca memurun, emeklinin ve ailelerinin sesi olmaya devam edeceğiz” sözleriyle tamamladı.