İstanbul bitti mi?
İstanbul bir zamanlar insanı çağırırdı. Sesi vardı; vapurun düdüğüyle, sabahın erken saatlerinde açılan fırınla, akşamüstü köprüye vuran kızıllıkla “gel” derdi. Şimdi aynı şehir, sabah alarmından önce korna çalıyor; akşam olmadan yorgun düşürüyor. Soru şu: İstanbul bitti mi, yoksa biz mi tükettik?
Yollar… Haritada hâlâ geniş ama hayatta dar. Şehrin damarları, sabah ve akşam saatlerinde kilitlenmiş bir beden gibi. Gidilen mesafe kısaldıkça geçen zaman uzuyor. Bir semtten diğerine ulaşmak, şehir içinde küçük bir yolculuk değil sabır sınavı. İstanbul artık hızla değil bekleyerek öğretiyor kendini.
Bu şehir artık o şehir değil
Altyapı bu yükü taşıyamıyor. Bir şehir düşünün ki mevsimlere hazırlıksız yakalanıyor. Kışta su, yazda gölge arıyoruz. Barajlar doluluk oranlarıyla manşet oluyor; musluktan akan su bile endişeyle izleniyor. Su, bu kadim şehrin en eski hikayesi ama bugün ise en kırılgan başlığı.
Evler… Aslında ev demek zor. Metrekare küçülüyor, fiyatlar büyüyor. İstanbul’da artık bir çatı bulmak değil mesele; o çatının altında nefes alabilmek mesele. Kira, yalnızca bir rakam değil; bir hayat planını, bir gelecek ihtimalini iptal eden kalem. Gençler için şehir, hayal kurulan bir yer olmaktan çıkıp “idare edilen” bir yere dönüştü. Aile olmak, çocuk büyütmek, hatta tek başına yaşamak bile lüks sayılıyor.
Sadece çalışmak için
İstanbul’da yaşamak, giderek “sadece işi olanlar” için mümkün hale geliyor. İşe yakın olmak, hayata yakın olmak demek değil artık. İşe yetişmek için hayattan vazgeçiyoruz. Gün, mesaiden ibaret; şehir, işten eve uzanan dar bir koridor. Kültür, deniz, sokak; hepsi vitrinde. Bakıyoruz ama dokunamıyoruz.
Göç meselesi de tam burada başlıyor. Bir tercih değil bir zorunluluk olarak. İnsanlar İstanbul’dan kaçmıyor; kendilerini kurtarıyor. Daha ucuz, daha sakin, daha insani bir hayat arayışı bu. Anadolu şehirleri, büyük metropolden taşan bu yorgunluğu emiyor. İstanbul’u ayakta tutan emek artık İstanbul’da barınamıyor.
Kimin İstanbul’u?
“İstanbul bitti mi?” sorusu belki de yanlış. Doğru soru şu olabilir: İstanbul kimin için var? Eğer bu şehir, sadece dayanabilenlerin şehri olacaksa; hayal kuranlara, yeni başlayanlara, tutunmaya çalışanlara kapılarını kapatıyorsa, biten İstanbul değil İstanbul fikridir.
İstanbul hâlâ güzel. Ama güzellik yetmiyor. Bir şehrin yaşanabilir olması için sadece manzara değil; adaletli bir hayat, erişilebilir bir gelecek gerekir. Aksi halde İstanbul kartpostallarda kalır.