“Bilmem ne bağı ile bağlı olan …” (15)
Gazi Mustafa Kemal Atatürk: “Aziz milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz cevheri, çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalmasın!”
Terör örgütü elebaşının yakalanıp İmralı’ya hapsedilmesinin ardından İmralı, örgüt için âdeta bir “kıble” haline getirildi. “Bitti” denilen terör saldırıları 2002’den itibaren yeniden tırmanışa geçti. 2003-2008 arası bombalı saldırıları kısaca verelim:
2003-2005: Şırnak’ta 5 asker, İstanbul’da 2 turist ve Bingöl’de 6 sivil katledildi.
2006-2007: Diyarbakır’da 7’si çocuk 11 kişi, Ankara Ulus’ta 9 sivil hayatını kaybetti.
2007-2008: Hakkâri’de düzenlenen Dağlıca ve Aktütün karakol baskınlarında 29 asker şehit düştü.
2008: Diyarbakır’da 7 öğrenci, İstanbul Güngören’de 5’i çocuk 18 masum sivil öldürüldü.
2009 yılı geldiğinde hükûmet, silahların bırakılması ve toplumsal uyumun sağlanması amacıyla “Açılım Süreci” başlattı.
Örgüt mensuplarının pişmanlık duymaları şartıyla affedilmeleri için Habur Sınır Kapısı’nda çadır mahkemeleri kuruldu. Kandil ve Mahmur kampından üzerlerinde örgüt kıyafetleriyle gelen 34 kişilik bir grup davul zurnalarla sınırdan giriş yaptı ve hepsi de “pişmanlık duymuyoruz” beyanında bulundu. Aynı dönemde Oslo’da gizli görüşmeler yürütüldüğü ortaya çıktı. Tüm bunlar kamuoyunda büyük tepkiye yol açtı.
2011’de seçimler öncesinde süreç tıkandı. 14 Temmuz 2011 Silvan saldırısında 13 askerin şehit edilmesiyle de tamamen sona erdi. 2013’te “İmralı Heyeti” ve “Akil İnsanlar” nezdinde ikinci bir hamle başlatıldı ancak o da 2015’teki “Hendek çatışmaları” yla sona erdi. PKK’nın, şehir merkezlerinde hendek kazıp barikat kurmasıyla başlayan ve kamuoyunda “Hendek Operasyonları” (veya Süpürme Operasyonları) olarak bilinen süreçte 793 asker, polis ve korucu ile 310 sivil vatan evladı şehit edildi.
Örgüt hiç vakit kaybetmeden saldırılarına devam etti. Ağır katliamların özetini de verelim:
2010-2011: Hantepe, Gedik Tepe ve Çukurca baskınları: Çukurca ve Şemdinli’deki üs bölgelerine ve sekiz ayrı askeri birliğe eş zamanlı düzenlenen büyük çaplı saldırılarda 42 asker şehit edildi.
2011-2012: Hakkâri’de 10, Gaziantep’te 9 sivil; Siirt’te ise 4 genç kız katledildi.
2014: Şehir saldırılarında 31 sivil öldürüldü; 2 polis şehit edildi.
2015: Dağlıca ve Dilucu karakol baskınları: Dağlıca’da 16 asker, Iğdır Dilucu’nda 13 polis şehit düştü.
2016: Şemdinli Durak Karakolu: Bombalı araç saldırısında 10 asker şehit oldu, 5 sivil hayatını kaybetti.
2016: Ankara’da iki ayrı saldırıda 65 kişi, Diyarbakır Dürümlü’de 16 köylü, İstanbul Beşiktaş’ta, stadyum saldırısında 39 emniyet görevlisi şehit edildi, 8 masum insan da örgüt canileri tarafından hayattan koparıldı.
2020-2024: Diyarbakır’da 5 işçi, İstiklal Caddesi’nde 6 sivil öldürüldü.
2023-2024: Pençe-Kilit Bölgesi: Kuzey Irak’taki üs bölgelerine sızma girişimleri sonucu çıkan çatışmalarda 21 askerimiz şehit oldu.
2007’de TBMM’ye elinde idam ipi ile gelen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 2024’te şaşırtıcı bir dönüşüm yaşadı ve Öcalan’a şöyle bir çağrı yaptı: “… tecridi kaldırılırsa gelsin TBMM’de DEM
Parti toplantısında konuşsun. Terörün bittiğini, örgütün lağvedildiğini haykırsın. Bu dirayeti gösterirse, umut hakkının kullanımıyla ilgili yasal düzenlemenin yapılması ve süreçten yararlanmasının önü de ardına kadar açılsın.” Bu çağrının hemen ertesi günü örgüt, kanlı bir cevap verdi. Ankara’da Türk Havacılık ve Uzay Sanayi’ne (TUSAŞ) silahlı saldırı düzenleyerek 5 kişiyi şehit etti.
Bahçeli’nin açıklamalarının ardından İmralı seyahatleri yeniden başladı. İçinde AKP, MHP, DEM ve CHP’nin yer aldığı “Millî Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” kuruldu. Bahçeli bir adım daha ileri giderek Öcalan için, “PKK’nın kurucu önderi” sıfatını kullandı ve sonrasında da onun için “statü” İstedi. Bu ifade örgüt partisi cephesinde “Baş Müzakereci olsun” talebine dönüştü. Terörist başı ise haddini aşarak, Atatürk’ün Anzaklar için söylediği sözlere sığınarak şehit ailelerinden kendisi için “şehitlik payesi” istedi.
Bugün gelinen noktada, ipleri küresel güçlerin elinde olan terörist başı, “ortak vatan” söylemi altında Anayasa’daki “vatandaşlık” ve “resmi dil” maddelerinin değiştirilmesini talep etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti demeye dilleri varmadığı için vatandaşlığı “bilmem ne bağı” olarak tanımlayanlar, Türk milletinin aslî kimliğini ve dilini hedef almaktadır.
Siyasi iktidar, PKK’nın kurduğu oyunun farkındadır. Nitekim AKP’li Şamil Tayyar, geçtiğimiz günlerde şöyle bir açıklama yaptı: “PKK’nın İran Savaşı’nı gözettiği ve bu sebeple silah bırakma işlemini biraz hafiften aldığı şeklinde MİT’in bir raporu var. Bu doğru. Geçtiğimiz günlerde AK Parti yönetimine de MİT Başkanı bir sunum yaptı. Şimdi orada ortaya çıkan tabloya baktığımızda silah bırakma yok denilecek kadar az.”
Bu uzun yazı dizisini yazmamızın nedeni şehitlerimizi unutturmamak ve gereken kişilere gereğini yapmadan “payeler” verilmesinin vicdanları kanatacağını bir kez daha hatırlatmak içindir.
Elbette Türkiye’de akan kanın durması, herkesin bir çatı altında kardeşçe ve huzur içinde yaşaması, birlik olması, her Türk vatandaşının samimi isteğidir. Ancak Türkiye Cumhuriyeti’ne gönülden ve Anayasal bir bağ ile bağlı olan Türk milleti de bu tehlikeli oyunların farkındadır.