İnsan en çok neye yoruluyor?
Evet soruyu başlıkta sordum. Şimdi isterseniz yeni bir hafta başlarken biz de bu soruya “yeni” bir cevap arayalım. İnsan sizce de en çok neye yoruluyor olabilir? Hayata mı? İnsanlara mı? Yoksa hep güçlü görünmeye çalışmaya mı?
Son zamanlarda şunu fark ettim; Herkesin içinde görünmeyen bir yorgunluk var. Kimisi gülümseyerek saklıyor bunu, kimisi susarak. Kimisi de “iyiyim” diyerek üstünü örtüyor.
Özellikle kadınlar… Hayatın içinde ne kadar fazla yük taşıyorlar. Bir yandan güçlü olmaları bekleniyor, bir yandan kırılgan olmamaları. Hem başarılı olacaklar, hem güzel görünecekler, hem anlayışlı olacaklar, hem de hiç yorulmayacaklar. Ne zor şey aslında sürekli “iyi görünmek” zorunda olmak.
Oysa insan bazen dağılmak ister. Bir köşeye çekilip sessizce ağlamak ister. Kimseye bir şey anlatmadan sadece anlaşılmak ister.
Belki de insan bu yüzden bazen yazıya sığınıyoruz, bazen kitaplara. Çünkü konuşurken anlatamadığınız şeyleri, satırlar sizden usulca alıp taşıyor. İçinizde günlerce dolaşan düşünceler bir anda anlam kazanıyor. Ve insan, kendi sesini en net belki de yazarken duyuyor. Ya da bir kitabı okurken. Bazen tek bir cümle bile insanın içini rahatlatabiliyor. Sanki kalbinizde düğüm olan bir şey çözülüyor. Kimse alkışlamasa da, kimse okumasa da insan yine yazmak istiyor. Çünkü bazı duyguların en iyi ilacı, onları içe gömmek değil kelimelere bırakmak oluyor.
Kalem bazen en iyi arkadaş oluyor insana. İçinizde söyleyemediğiniz ne varsa usul usul dökülüyor satırlara. Ve garip bir şekilde insan hafifliyor. Sanki içinde biriken kalabalık biraz olsun azalıyor.
Bence kadınlar da biraz buna benziyor. Çok şey taşıyorlar ama çoğunu sessizce taşıyorlar. Bir anne mesela… Evladının derdini kendi derdi gibi sırtlıyor. Bir eş… Herkes mutlu olsun diye kendi yorgunluğunu erteliyor. Genç bir kız… Kendi hayallerini kurarken bile bazen toplumun yükünü omzunda hissediyor. Ama ne olursa olsun yine ayağa kalkıyorlar. İşte en etkileyici taraf da bu bence.
Hayat bazen herkesi sertleştiriyor. İnsanlar birbirine tahammül etmekte zorlanıyor. Kimse kimsenin ne yaşadığını bilmiyor ama herkes birbirini yargılamaya çok hazır. Oysa biraz nezaketin kimseye zararı yok. Bir güzel sözün, bir anlayışın, bir “nasılsın gerçekten?” sorusunun bile insanı iyileştirdiğine inanıyorum. Belki dünya bir anda değişmez. Belki bütün sorunlar bir günde çözülmez. Ama insanlar birbirinin yükünü biraz hafifletse hayat daha yaşanılır olmaz mı? Bazen güçlü olmak dediğimiz şey de yanlış anlaşılıyor. Güçlü olmak hiç ağlamamak değildir bence.
Tam tersine, kırıldığın hâlde yeniden devam edebilmektir. Düştüğün yerden kalkabilmektir. İçindeki iyiliği kaybetmemektir.
İşte bugün. Gazeteye ikinci yazımı yazarken şunu görüyorum; İnsan en çok anlaşılmak istiyor. Belki bu yüzden bazı cümleler kalbe dokunuyor. Çünkü herkesin içinde anlatamadığı bir hikâye var. Ve sanırım hayat dediğimiz şey de tam olarak bu… Birbirimizin hikâyesine zarar vermeden yaşayabilmek.