HABER MERKEZİ
1-31 Mayıs Ruh Sağlığı Farkındalık Ayı dolayısıyla açıklamalarda bulunan DoktorTakvimi uzmanlarından Psikiyatri Uzmanı Dr. Çağlar Açıkgöz, ruh sağlığının yaşamın her alanını etkileyen temel başlıklardan biri olduğuna dikkat çekti. Açıkgöz, ruh sağlığının yalnızca zihinsel bir bozukluğun bulunmaması anlamına gelmediğini belirterek, bireyin kendi potansiyelini fark edebilmesi, yaşamın olağan stresleriyle başa çıkabilmesi, verimli çalışabilmesi ve topluma katkı sunabilmesiyle tanımlandığını ifade etti. Bu haliyle ruh sağlığının, yalnızca hasta olmamak değil; aynı zamanda dengede, huzurlu ve işlevsel olabilmek anlamına geldiğini söyledi.
Birçok etken var
Ruh sağlığının tek bir nedene bağlı olmadığını dile getiren Açıkgöz, yaşam olaylarından fiziksel koşullara kadar birçok unsurun bu dengeyi etkileyebildiğini aktardı. Kayıplar, stres, travmalar, sosyal desteğin azlığı, kronik hastalıklar, uyku ve beslenme bozuklukları, iş ve ekonomik şartlar ile olaylara bakış açısı ve baş etme tarzı gibi kişilik özelliklerinin ruh sağlığı üzerinde belirleyici rol oynadığını belirtti.
En sık sorunlar
Sağlık Bakanlığı verilerine göre son 12 ay içinde 18 yaş ve üzeri yetişkinlerde doktor tarafından tanı konulan herhangi bir ruhsal hastalığın görülme sıklığının yüzde 17,4 olduğunu aktaran Açıkgöz, en sık karşılaşılan rahatsızlıkların depresyon ve kaygı bozuklukları olduğunu söyledi. Açıkgöz, depresyonun yüzde 9, kaygı bozukluklarının ise yüzde 5,8 oranında görüldüğünü belirterek; uyku bozuklukları, strese bağlı gerginlik, tükenmişlik ve bağımlılıkların da sık rastlanan sorunlar arasında yer aldığını ifade etti.
Erken belirtiler önemli
Ruhsal sorunların çoğu zaman erken dönemde bazı işaretler verdiğini kaydeden Açıkgöz, sürekli keyifsizlik, isteksizlik, uyku ve iştah değişiklikleri, çabuk sinirlenme, aşırı hassasiyet, daha önce keyif veren şeylere karşı ilgisizlik, dikkat dağınıklığı, unutkanlık ve insanlardan uzaklaşma gibi belirtilerin dikkate alınması gerektiğini söyledi.
Sosyal medya dengesi
Sosyal medyanın ruh sağlığı üzerindeki etkilerine de değinen Açıkgöz, bunun yarar ve zarar dengesinin kullanım şekline bağlı olduğunu vurguladı. Medya okuryazarlığının önemine dikkat çeken Açıkgöz, mesajların kim tarafından, hangi amaçla ve kime yönelik hazırlandığının sorgulanmasının, sahte ve gerçek haberin ayırt edilmesinin ve medyanın psikolojik-sosyal etkilerinin fark edilmesinin bu alandaki yararı artıracağını belirtti.
Anksiyete ve depresyon
Anksiyete ile depresyon arasındaki farklara da değinen Açıkgöz, anksiyetede daha çok geleceğe yönelik endişe, huzursuzluk ve gerginliğin ön planda olduğunu söyledi. Bu tabloda “Ya kötü bir şey olursa?” düşüncesinin baskın hale geldiğini ifade etti. Depresyonda ise keyifsizlik, isteksizlik ve enerji düşüklüğünün öne çıktığını belirten Açıkgöz, “Hiçbir şeyin anlamı yok” hissinin daha belirgin olduğunu kaydetti. Bu iki durumun ayrı ayrı görülebileceği gibi birlikte yaşanmasının da sık olduğunu dile getirdi.
Önyargılar engel oluyor
Toplumda ruh sağlığı tedavisine ilişkin bazı yanlış inanışların destek alma sürecini geciktirdiğini belirten Açıkgöz, “Psikolojik destek alan kişi zayıftır”, “İlaçlar bağımlılık yapar”, “Benim sorunum konuşarak çözülmez” ya da “Zamanla kendiliğinden geçer” gibi düşüncelerin gerçeği yansıtmadığını söyledi. Ruh sağlığı sorunlarının da diğer hastalıklar gibi tedavi edilebilir olduğunu vurgulayan Açıkgöz, destek almanın güçsüzlük değil, farkındalık göstergesi olduğunu ifade etti.