Demokrasi çıtamız
Ülke demokrasilerinin gelişmişlik göstergeleri vardır. Yani bir ülke için “ileri demokrasiye sahipler” diyebilmemiz için o ülkedeki anayasal hakların kullanımı konusundaki gelinen noktayı incelemek gerekir. Başta anayasada güvence altına alınan insan haklarının, hukukun üstünlüğünün, eğitim hakkının, hayvan haklarının, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakları gibi temel hakların kullanılmasının önünde bir engel olup olmadığını incelemek zorundayız. Şayet bu temel hakların varlığı sadece anayasa metninde kalıyor, vatandaşlarca kullanılamıyor veya kullanılmasına engeller konuluyorsa bırakın ilerisini normal bir demokrasinin varlığından söz etmek mümkün olmaz.
Anayasalar, toplumsal sözleşmedir ve vatandaşları olduğu gibi ülkeyi yönetenleri de bağlar. Bu bağlayıcılık elbette hukuk zemininde yürür. Bakınız anayasanın 153. maddesi: “Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.” diyor. Bizde öyle mi? Şayet anayasa yok sayılarak ülke yönetilmeye çalışılırsa orada kaosun çıkması muhtemeldir. Anayasal kurumların herkesi bağlayıcı kararları, iktidar tarafından yok sayılamaz. Anayasal bir kurum olan Anayasa Mahkemesinin kararlarının herkesi bağladığı anayasada yazmasına rağmen bugün uygulanmıyor olması siyasal bir tercih gibi değerlendirilse de bu anayasaya aykırı bir durumdur.
25 Kasım, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde ülkemizdeki kadın dernekleri tamamen barışçıl bir yöntemle kadına yönelik şiddet eylemlerini kınamak ve toplumun dikkatini çekmek, duyarlılık oluşturmak isterken bir dizi engellerle karşılaşıyorlar. Sesleri kısılmak isteniyor. Yollar, metro durakları kapatılarak bir araya gelmelerine engel olunuyor. Oysa Anayasa'nın “Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı” başlıklı 34. maddesi: “Herkes önceden izin almadan silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” diyor.
Burada rahmetli Demirel’in sözü geldi aklıma: Yollar yürümekle aşınmaz, demişti. Toplumsal düzeni bozmayan, şiddet içermeyen bu tür toplantı ve gösterilere neden izin verilmediğini -hem de anayasal bir hak iken- anlamakta zorlanıyorum. Bir an düşünün ki kadınlarımız sokaklara çıkmış, toplumdaki kadın cinayetlerine ve erkek terörüne dur demek istiyorlar. Bunda toplumun can ve mal güvenliğini tehdit edecek ne olabilir? Ellerinde sadece döviz taşıyorlar. Ne sopaları ne taşları var.
İktidar sahipleri bu tür gösterilerde iktidara yönelik slogan atılma ihtimalinden, özellikle de İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasına karşı kadınlarda oluşan tepkiden çekinmiş olabilir. Yasaklamalar ve engellemeler insanların içindeki tepkiyi ortadan kaldırmaz. Oysa demokrasinin en önemli özelliklerinden biri de eleştirilere tahammüldür.
Demokratik toplumlarda ifade özgürlüğü kullanılamaz hale gelmişse korku iklimi o toplumu esir almış demektir. İktidar sahipleri, düşünceye kelepçe vurulamayacağını öğrenmeli ve içselleştirmeliler.
Dönüp de ülkemizin içinde bulunduğu koşullara baktığımızda demokrasi çıtamızın ne kadar “yüksek” olduğunu görürsünüz!..