Okullarda şiddetin sorumlusu kim?
Son dönemde okullardan gelen peş peşe saldırı haberleri, kamuoyunda şok etkisi yarattı. Genelde Amerika’dan duyduğumuz ‘school shooting’ vakalarını Türkiye’de, kendi okullarımızda görmek hepimizi derinden sarstı. Bu vakaların önüne geçmek için okullarda uygulanan güvenlik önlemleri artırılırken sorunun temel kaynağına inilmiş gibi görünmüyor. Şiddetin okullarda olağanlaşmasının sorumlusu gerçekten televizyon dizileri ve bilgisayar oyunları mı; yoksa böyle olduğunu varsaymak daha mı konforlu?
Çocuklar çevrelerinde şahit oldukları her davranışı kaydeden ve taklit eden aynalardır; toplumu yansıtırlar. Kadına, hayvana şiddetin hem dilde hem eylemde bu denli normalleştiği bir atmosferde, çocukların da bu şiddet kültürünü sahiplenmesi maalesef kaçınılmaz oluyor. Onlar şiddetle sadece ekrandaki kurgusal dizilerde, oyunlarda değil; evden sokağa hayatın saf gerçekliğinde karşılaşıyorlar.
Üstelik ekonomik kriz sebebiyle sosyalleşme imkanı bulamayan, sanat ve spordan uzak kalan çocuklar, ekran bağımlılığına sürüklenirken sosyal medyanın filtresizliğiyle de baş başa kalıyorlar. Yarattıkları tahribatı bir “alternatif kültür” gibi pazarlayan bu forumlarda şiddet; bir akım, bir mizah malzemesi haline getiriliyor. Bu fikirlere maruz kalan çocukların gerçeklikten algısı koparken toplumsal duyarlılıklarını da adım adım yitiriyorlar.
Maalesef eğitim sistemimiz henüz bu sanal tehlikenin tam olarak farkına varabilmiş değil. Müfredat hala sadece sınav ve test başarısı odaklı ilerlerken çocukların sosyal ve duygusal gelişimi tamamen arka plana itiliyor. Sanal ortamlarda büyüyen şiddet sarmalı, akran zorbalığı gibi sorunlar tehlikesiz sayılıp görmezden geliniyor. Okullardaki rehberlik sistemleri yetersiz kalırken çocuklar psikolojik olarak yalnızlaşıyor.
Okullara kadar sıçrayan şiddet böylesine ilmek ilmek örülürken, yetkililerin bulduğu çözüm kapılara dikilen güvenlik görevlileri ve X-ray cihazları ile sınırlı kalıyor. Yıllar önce AVM girişlerine yerleştirilen cihazlar nasıl terörü bitirmediyse, okullardaki vahşet de bu şekilde bitmeyecektir. Üstelik bu göstermelik önlemler sorunu çözmediği gibi, bir sahte güvenlik ve çözümsüzlük algısı yaratarak da sürece zarar veriyor.
Bu problemi çözmenin ilk adımı, sorunun yapısal olduğunu kabul etmekle ve sistemdeki defolarla yüzleşmekle başlıyor. Çocukları şiddete yönelten unsurları belirlemek; sokaktan başlayıp internete ve evdeki düzene kadar uzanan bu şiddet çarkını sorgulamaktan geçiyor.
Ekonomik daralma nedeniyle spora, sanata yönelemeyen çocukların sosyalliği ekrana sıkışmışken, politik ortamdaki kutuplaşma sokağa sıçramışken ve şiddet eylemleri cezasız kalırken suçu oyunlara ve dizilere atmak, ne yazık ki kolaya kaçmaktan başka bir şey ifade etmiyor. Atmosferimize sinmiş bu kolektif öfkeden sıyrılmadan; kadına, hayvana ve her türlü canlıya yönelen şiddete karşı caydırıcı yaptırımlar uygulamadan çocuklarımızı bu vahşetten korumak mümkün görünmüyor.