Can Aksoy'un isim takıntısı
Esenyurt Belediyesi’nde gündeme gelen yenidoğan paketi ihalesini ele alalım.
Bin aileye ulaştırılması planlanan paketlerde bebeklerin temel ihtiyaçlarının karşılanması elbette değerli bir sosyal hizmettir. Ancak anne çantasına isim basılmasını öngören şartname hükmü, kamuoyunun haklı olarak soru sormasına neden oluyor.
Belediyenin hizmetlerini duyurmak için kurumsal kimlik yeterliyken, kamu araçlarına ve sosyal yardım ürünlerine görevdeki yöneticinin adının yazılması neden gerekli görülüyor? Bu sorunun yanıtı, yalnızca siyasi bir tartışma değil; kamu kaynaklarının doğru şekilde kullanılması, şeffaflık ve hesap verebilirlik meselesidir.
Belediye başkan vekilinin kendi adını belediye araçlarına, personel kartlarına ve kamu hizmeti kapsamında dağıtılan ürünlere yazdırması, kamu yönetimi ve kamu kaynaklarının kullanımı açısından ciddi soru işaretleri doğurur. Bu durumun hukuka aykırı olduğu, uygulamanın amacına ters düştüğü, yüksek maliyette olduğu, ciddi bir kamu zararı olduğu ortadayken, bu uygulamaya bir başkan vekilinin neden başvurmak zorunda hissetmesi ise ciddi bir şekilde soruşturma konusu olmalı.
Türkiye’deki mevzuat ve Sayıştay kararları bu konuda önemli bir çerçeve sunuyor.
Hukuki açıdan hangi ölçütler önemli?
1. Belediye adı ile yöneticinin adı aynı şey değildir.
Belediyenin logosunun, kurumsal adının ve iletişim bilgilerinin araçlarda yer alması hizmetin tanınması açısından olağandır. Buna karşılık görevdeki yöneticinin kişisel adının araçlara yazdırılması, kurumsal kimlik ile kişisel tanıtım arasındaki sınırı gündeme getirir.
2. Kamu bütçesi kişisel tanıtım için kullanılamaz.
Sayıştayın 2021 tarihli bir kararında, belediye bütçesinden karşılanan ve belediye başkanının seçim reklamı ve tanıtımı niteliğinde değerlendirilen harcamalar kamu zararı kapsamında ele alınmıştır.
Sayıştayın başka bir kararında da belediye başkanının adıyla bağlantılı tanıtım harcamalarının niteliği ve kamu kaynaklarının kullanımı değerlendirilmiştir.
Bu kararlar, belediye yöneticisinin adının geçtiği her harcamanın otomatik olarak hukuka aykırı olduğu anlamına gelmez. Ancak harcamanın kişisel tanıtım amacı taşıması, hukuki ve mali denetim bakımından önemlidir.
3. Kayyum veya başkan vekili olması farklı bir ölçüt oluşturmaz.
5393 sayılı Belediye Kanunu, belediye başkanının görev ve yetkilerini düzenler; belediye başkan vekilinin yetkileri de ilgili görevlendirme biçimine göre değerlendirilir. Bu yetkiler, kamu kaynaklarının kişisel tanıtım amacıyla sınırsız kullanılabileceği anlamına gelmez.
Esenyurt Belediyesi Başkan Vekili (Vali Yardımcısı) Can Aksoy seçilmiş belediye başkanı Ahmet Özer’in yerine atandığı günden beri kendi ismini sağa sola yazdırmak için büyük çaba harcıyor.
En son yapılması planlanan yenidoğan paketi alım ihalesinin şartnamesindeki bir maddede ise bin aileye dağıtılması öngörülen anne çantalarının üzerine, suni deri kullanılarak isim basılması istendi.
Yenidoğan Paketi Alımı İşi Teknik Şartnamesi’nin 6’ncı maddesinde şu şartlar belirtildi: Anne çantasının iç tarafına, suni deri üzerine boyutu idare tarafından belirlenecek şekilde, belediyeye ait isim ve logolar yüklenici firma tarafından baskı yapılmak suretiyle uygulanacaktır.
Can Aksoy geçtiğimiz yıl da benzer ihale yapmış ve kendi isminin yazıldığı çantayı sosyal medya hesabından paylaşmıştı. (Fotoğrafta var)
Esenyurt örneğinde hangi sorular sorulmalı?
Belediye araçlarına kişisel isim yazılması için ne kadar harcama yapıldı?
Bu uygulamanın belediye hizmeti açısından somut gerekçesi nedir?
Harcama hangi bütçe kaleminden karşılandı?
İsim baskısı ihale şartnamesine hangi gerekçeyle eklendi?
Aynı tanıtım ihtiyacı yalnızca belediyenin adı ve logosuyla karşılanabilir miydi?
Makam sizin olabilir, belediye sizin değil!
Kamu araçlarına adını yazdırmak, yardım paketlerine ismini bastırmak, belediyenin imkânlarını kişisel tanıtım alanına çevirmek hangi kamu yönetimi anlayışına sığar?
Bir belediyeye başkanvekili olarak atanabilirsiniz. Makam odasına oturabilir, belediyenin imkânlarını kullanabilir, kentin yönetimiyle ilgili kararlar alabilirsiniz. Ancak bütün bunlar, o belediyeyi kendi mülkünüz hâline getirmez!
Ne yazık ki bazı belediyelerde karşımıza çıkan görüntü, kamu görevinin ne anlama geldiği konusunda ciddi soru işaretleri yaratıyor. Belediye araçlarının üzerinde yöneticilerin isimleri, personel kartlarında kişisel tanıtım, dağıtılan yardım malzemelerinde isim baskıları…
Şimdi de yenidoğan paketleri için hazırlanan ihale şartnamesinde, anne çantasının içinde suni deri üzerine isim basılmasına ilişkin bir hüküm gündemde.
İnsan sormadan edemiyor: Bu isim merakı nereden geliyor? Belediye hizmeti mi yapılıyor, yoksa kişisel reklam kampanyası mı yürütülüyor?
Devletin malı kimsenin reklam panosu değildir
Belediye araçları bir yöneticinin şahsi otomobili değildir. Sosyal yardım paketleri bir siyasetçinin kişisel hediyesi değildir. Kamu bütçesi de kimsenin reklam bütçesi değildir!
O araçların yakıtını vatandaşın vergisi karşılıyor. O çantaların, o yardım paketlerinin bedeli kamu kaynaklarından ödeniyor. Belediyenin hizmetini gerçekleştiren de tek bir kişi değil; o kurumun çalışanları, kaynaklarını sağlayan vatandaşlar ve kentin ortak iradesidir.
Öyleyse neden kamu hizmeti, bir kişinin ismi etrafında sunuluyormuş gibi bir görüntü ortaya çıkıyor?
Bir belediye başkanvekili görevini yapar, hizmet üretir, sorun çözer. Bunun için ismini her aracın üzerine, her yardım malzemesinin içine yazdırmasına gerek yoktur. Gerçek hizmetin reklamı, zaten o hizmetten yararlanan vatandaşın memnuniyetidir.
İsim yazdırmakla iz bırakmak aynı şey değildir. İsim her yere basılabilir; ama kamu hizmetinin kalitesi hiçbir baskıyla yükselmez.
Kayyum olmak sınırsız yetki sahibi olmak değildir
Burada meselenin bir başka boyutu daha var: Kayyum yönetimindeki belediyeler…
Bir belediyeye kayyum atanması ya da başkanvekili görevlendirilmesi, o makamda bulunan kişiye kamu kaynakları üzerinde sınırsız bir tasarruf hakkı vermez. Görev, adı ne olursa olsun, kamu yararına hizmet etme sorumluluğudur.
Üstelik böyle dönemlerde şeffaflık ve hesap verebilirlik daha da önem kazanır. Çünkü belediyenin kaynaklarını nasıl kullandığı, hangi harcamaları yaptığı ve hangi önceliklerle hareket ettiği kamuoyu tarafından daha yakından izlenir.
Vatandaşın beklentisi çok açık: Yol yapılsın, temizlik aksamasın, ihtiyaç sahibi ailelere yardım ulaştırılsın, çocukların ve gençlerin sorunları çözülsün. Kimse belediye bütçesinden kendi adına tanıtım yapılmasını beklemiyor.
Bir başkanvekili, kendisini değil kurumu temsil ettiğini unutmamalıdır. Belediyenin kurumsal kimliği başka, yöneticinin kişisel görünürlüğü başkadır. İkisini birbirine karıştırmak, kamu yönetimi açısından son derece yanlış bir görüntü yaratır.
Yenidoğan çantasındaki isim neyin göstergesi?
Esenyurt Belediyesi’nde gündeme gelen yenidoğan paketi ihalesini ele alalım.
Bin aileye ulaştırılması planlanan paketlerde bebeklerin temel ihtiyaçlarının karşılanması elbette değerli bir sosyal hizmettir. Ateş ölçerinden battaniyesine, kıyafetinden bakım ürünlerine kadar pek çok malzemenin ailelere ulaştırılması önemlidir.
Ancak anne çantasına isim basılmasını öngören şartname hükmü, kamuoyunun haklı olarak soru sormasına neden oluyor.
Bu baskı neden gerekli görüldü? Kimin ismi basılacak? Uygulamanın maliyeti ne kadar? Bu gider kamu kaynaklarından mı karşılanacak? Aynı bütçe, ailelerin ihtiyaçları için daha yararlı bir biçimde kullanılabilir miydi?
Bunlar peşinen suçlama yöneltmek için değil, kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığını anlamak için sorulması gereken sorulardır.
Şartnamede yer alan hükmün gerekçesi ve maliyeti açıklığa kavuşturulmalıdır. Belediyeden beklenen, eleştirileri görmezden gelmek değil, kamuoyuna şeffaf bir açıklama yapmaktır.
Çünkü yenidoğan paketinin amacı bir yöneticinin adını duyurmak değil, dünyaya yeni gelen bir bebeğin ve ailesinin ihtiyacını karşılamaktır.
Hizmetin sahibi vatandaştır!
Kamu yöneticileri gelip geçicidir. Bugün o koltukta biri oturur, yarın başkası. İsimler değişir, görevler sona erer, tabelalar yenilenir.
Ama belediye kalır. Araçlar kamunun malı olarak kalır. Sosyal yardımların kaynağı vatandaşın ödediği vergilerdir. Dolayısıyla hiçbir yönetici, kamu hizmetini kendi şahsi başarısının reklamına dönüştürme hakkını kendiliğinden elde edemez.
Bir belediye başkanvekili görev süresi boyunca başarılı işler yapmışsa, bunun karşılığını vatandaşın takdirinde bulur. Başarıyı ismini her yere yazdırarak kanıtlama ihtiyacı duyuyorsa, orada yönetim anlayışı üzerine düşünmek gerekir.
Üstelik mesele yalnızca estetik ya da siyasi tercih meselesi de değildir. İsim baskısının kamuya maliyeti varsa, bunun gerekçesi ve harcaması hesap verebilir biçimde ortaya konulmalıdır. Kamu kaynaklarının kişisel tanıtım amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, somut ihale belgeleri ve harcamalar üzerinden değerlendirilmelidir.
O makamlar babanızın malı değil!
Sözün özü şu: Belediye başkanlığı da başkanvekilliği de bir kamu görevidir; kişisel mülkiyet değildir.
Belediye araçları sizin değil, halkındır. Sosyal yardım paketleri sizin hediyeniz değil, kamu hizmetidir. Belediye bütçesi sizin cebiniz değil, vatandaşın ortak kaynağıdır.
Bu nedenle kamu araçlarına, yardım malzemelerine ve sosyal destek ürünlerine yönetici isimlerinin yazılması gibi uygulamalar, gerekçesi ve kamu yararı açıkça ortaya konulmadıkça ciddi biçimde sorgulanmalıdır.
Kimse kamu hizmetini kişisel lütuf gibi sunmamalı. Kimse vatandaşın vergisiyle yapılan işi kendi reklam faaliyetine dönüştürmemeli. Kimse kendisine emanet edilen makamı şahsi tanıtım kürsüsü sanmamalı.
Çünkü belediye başkanvekili olmak, belediyenin sahibi olmak değildir. Kayyum olarak atanmak da kamu malını kişisel vitrininize çevirmek için verilmiş bir izin değildir.
Kamu görevi bir emanettir. O emanete sahip çıkmanın yolu, adınızı her yere yazdırmak değil, görevinizi hakkıyla yapmaktır.
Adınızı çantaya yazdırabilirsiniz. Ama kamu vicdanında nasıl anılacağınızı, yaptığınız hizmet belirler.