Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Parçalı bulutlu
19°
Ara

TFF için istifa vakti!

YAYINLAMA:
TFF için istifa vakti!

Türk futbolunda artık yalnızca bir hakem kararını, bir maçın sonucunu veya bir teknik direktör tercihini konuşmuyoruz. Ortada çok daha büyük bir tablo var. Milli takımın Dünya Kupası performansı, UEFA Uluslar Ligi’ndeki ağır sonuçlar ve son MHK krizi aynı fotoğrafın farklı parçalarıdır. Bu nedenle artık açıkça sorulması gereken soru şudur: TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun Türk futbolunun geldiği bu noktada sorumluluğu üstlenip istifa etmesi gerekmiyor mu?

Türkiye’nin 24 yıl sonra Dünya Kupası’na katılması elbette önemli bir başarıdır ve bu başarı küçümsenemez. Ancak bir federasyon yönetimini değerlendirirken yalnızca turnuvaya katılmaya hak kazanmayı değil, turnuvada ortaya konulan performansı da değerlendirmek gerekir. Türkiye, 2026 Dünya Kupası’nda Avustralya’ya 2-0, Paraguay’a 1-0 mağlup oldu, son maçta ABD’yi 3-2 yenerek turnuvaya galibiyetle veda etti. Üç maç sonunda 1 galibiyet ve 2 mağlubiyetle 3 puanda kaldı ve grubunu son sırada tamamladı. Dünya Kupası’na gitmek önemli bir başarıdır; ancak Dünya Kupası’nda grubun son sırasında kalmak da sportif yönetim açısından sorgulanması gereken bir sonuçtur.

Asıl ağır tablo ise UEFA Uluslar Ligi A Ligi’nde ortaya çıktı. Türkiye tarihinde ilk kez organizasyonun en üst seviyesinde mücadele ederken Fransa, İtalya ve Belçika gibi Avrupa futbolunun güçlü ülkeleriyle karşılaştı. Ancak dört maçın tamamını kaybetti. Fransa’ya 1-0, İtalya’ya 4-1, Belçika’ya 3-0 ve İtalya’ya deplasmanda 3-1 mağlup oldu. Dört maç sonunda Türkiye’nin hanesinde sıfır puan, yalnızca 2 gol ve 11 gol bulunuyor. Averaj ise eksi 9. Bu artık tek bir kötü maçın veya şanssızlığın açıklayabileceği bir tablo değildir. Dört maçta dört mağlubiyet, sıfır puan ve -9 averaj, Türk milli takımının Avrupa’nın üst seviyesinde ciddi bir sportif sorun yaşadığını göstermektedir.

Elbette Fransa, İtalya ve Belçika gibi takımlara karşı kaybetmek tek başına bir skandal değildir. Ancak dört maçın tamamını kaybetmek, yalnızca iki gol atabilmek ve 11 gol yemek, federasyon yönetiminin sportif hedeflerinin ve milli takım yapılanmasının sorgulanmasını zorunlu hale getirir. Çünkü mesele artık bir maçın sonucu değil, sürdürülebilir bir performans sorunudur.

Bu tabloya Türk futbolundaki MHK krizini de eklediğimizde mesele daha da büyüyor. Hakemlik sistemi uzun süredir Türk futbolunun en tartışmalı alanlarından biri. Hakem kararları, MHK yapılanması, kulüplerin federasyona güveni ve hakemlik sisteminin tarafsızlığı konusunda ciddi tartışmalar yaşanıyor. MHK Başkanı Ferhat Gündoğdu’nun görevinden ayrılmasıyla birlikte bu tartışmalar artık federasyonun en üst yönetimini de doğrudan ilgilendiren bir noktaya gelmiştir.

Burada hukuki bir sınırı özellikle çizmek gerekiyor. Bir kişinin soruşturulması suçlu olduğu anlamına gelmez. Hukuki sorumluluğu mahkemeler belirler. Ancak TFF açısından mesele yalnızca ceza hukuku değildir. Mesele aynı zamanda idari ve kurumsal sorumluluktur. Bir federasyonun en önemli kurullarından biri soruşturma sürecinin merkezine geliyorsa, federasyon başkanının bundan tamamen bağımsız olduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü MHK, TFF sisteminin dışındaki bir kurum değildir; TFF’nin futbol yönetim yapısının merkezindeki kurullardan biridir.

Dolayısıyla bugün ortaya çıkan tabloyu birbirinden kopuk olaylar olarak değerlendirmek kolaydır. Dünya Kupası’nda üç maçta iki mağlubiyet ve grubun sonunculuğu, UEFA Uluslar Ligi A Ligi’nde dört maçta dört mağlubiyet, sıfır puan, 2 gol ve 11 gol yeme ve bunun üzerine MHK’da yaşanan kriz. Bunların her biri ayrı ayrı tartışılabilir. Fakat hepsini birlikte değerlendirdiğimizde karşımıza Türk futbolunda ciddi bir yönetim ve güven problemi çıkmaktadır.

Çünkü federasyon yalnızca milli takımın maçlarını organize eden bir kurum değildir. Federasyon, Türk futbolunun bütün sisteminden sorumludur. Hakemlik sistemi, disiplin mekanizmaları, kulüplerle ilişkiler, milli takımlar, futbolun ekonomik ve idari yapısı ve federasyonun kurumsal itibarı bu sorumluluğun içerisindedir.

Bugün TFF yönetiminin cevaplaması gereken çok açık sorular bulunmaktadır. Milli takım neden Dünya Kupası’nda grubunu son sırada tamamladı? UEFA Uluslar Ligi A Ligi’nde neden dört maçta dört mağlubiyet alındı? Neden dört maçta yalnızca iki gol atılabildi ve 11 gol yenildi? Milli takımın Avrupa’nın güçlü ekipleri karşısında neden bu kadar kırılgan bir görüntü verdiği nasıl açıklanacak? Ve Türk futbolunun en kritik kurumlarından biri olan MHK neden bu kadar ağır bir güven krizinin içerisine sürüklendi?

Bunlar artık sadece taraftarın veya spor yorumcularının soruları değildir. Bunlar TFF yönetiminin kamuoyuna açıklamak zorunda olduğu kurumsal sorulardır.

Türk futbolunda sürekli olarak teknik direktör değiştirerek, birkaç hakemi görevden alarak veya MHK başkanını değiştirerek sorunların çözülebileceğini düşünmek büyük bir yanılgıdır. Çünkü isimler değişir ama sistem değişmezse sonuç da değişmez. Bugün MHK Başkanı gider, yarın başka biri gelir. Bir hakem soruşturulur, başka bir hakem atanır. Teknik direktör tartışılır, başka bir teknik direktör göreve getirilir. Fakat Türk futbolunda güven problemi devam ettiği sürece temel sorun ortadan kalkmaz.

Hacıosmanoğlu yönetiminin önemli başarılarından biri Türkiye’nin 24 yıl sonra Dünya Kupası’na katılmasıdır. Bunun hakkı teslim edilmelidir. Fakat bu başarı, sonraki başarısızlıkların ve kurumsal krizlerin üzerini örtemez. Dünya Kupası’na katılmak başarıdır; Dünya Kupası’nda sonuncu olmak ise ayrıca değerlendirilmesi gereken bir sonuçtur. Aynı şekilde Uluslar Ligi A Ligi’nde dört maçta sıfır puan almak da artık görmezden gelinemeyecek bir sportif tablodur.

Başarı varsa nasıl sahipleniliyorsa, başarısızlığın da sorumluluğu üstlenilmelidir.

Bugün TFF Başkanı’nın önünde iki seçenek vardır. Ya Türk futbolundaki güven krizini kabul edip Dünya Kupası, Uluslar Ligi, MHK ve hakemlik sistemi konusunda kapsamlı, şeffaf ve hesap verebilir bir reform ortaya koyacaktır ya da yönetimin sorumluluğunu üstlenerek görevinden ayrılacaktır.

Çünkü federasyon başkanlığı yalnızca başarı zamanında kameraların karşısına çıkıp konuşmak değildir. Başarısızlık geldiğinde, kurumların itibarı sarsıldığında ve kamuoyunun güveni azaldığında da sorumluluğu üstlenebilmektir.

Bugün artık sorulması gereken soru sadece “MHK Başkanı neden istifa etti?” değildir. Asıl soru şudur: Dünya Kupası’ndaki sonunculuk, UEFA Uluslar Ligi’nde dört maçta sıfır puan ve -9 averaj, üzerine MHK krizi ve Türk futbolundaki güven kaybı ortadayken TFF Başkanı daha neyi beklemektedir?

Türk futbolunun ihtiyacı günü kurtaran açıklamalar değil, güvenilir ve hesap verebilir bir yönetim anlayışıdır. Türkiye’nin yeniden güçlü bir futbol ülkesi olabilmesi için önce futbolun kurumlarına olan güvenin yeniden tesis edilmesi gerekir. Bunun yolu da sorumluluğu başkasına atmak değil, gerektiğinde kendi sorumluluğunu üstlenebilmektir.

Çünkü bazen en büyük sorumluluk, koltuğa tutunmak değil, gerektiğinde o koltuğu bırakabilmektir.

 


 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *