Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Açık
21°
Ara

İstanbul'da hala denize girmek mümkün mü?

YAYINLAMA:
İstanbul'da hala denize girmek mümkün mü?

Eski İstanbulluların hatıralarında canlanan o kartpostal sahnelerini bilirsiniz: Salacak sahillerinden denize atlayan gençler, Küçüksu Kasrı’nın gölgesinde serinleyen aileler, Florya’da Atatürk’ün kürek çektiği o berrak sular... İstanbul, bir zamanlar sadece içinden deniz geçen değil, koynunda yüzülen bir şehirdi.
 

Bugün ise beton blokların arasından başımızı uzatıp denize baktığımızda, aklımıza gelen ilk şey serinlemekten ziyade "Acaba temiz midir?" endişesi oluyor. Trafiği, kalabalığı ve bitmeyen keşmekeşiyle bizi yoran bu koca metropolde, yaz sıcağı kapıya dayandığında İstanbullu yine de yüzünü o eski dosta, maviye dönmek istiyor.
 

Peki, bu devasa şehirde hâlâ güvenle ve keyifle denize girilebilecek vaha kaldı mı? Gelin, İstanbullunun denizle olan o inatçı aşkının güncel rotalarına bir göz atalım.
 

Kuzeyin hırçın suları
İstanbul’da gerçek bir deniz tatili hissi yaşamak isteyenlerin ilk kaçış noktası kuşkusuz kuzey kıyıları. Ancak buralar, Marmara’nın sakinliğine benzemez; Karadeniz’in şakası yoktur.
 

Şile ve Ağva: İstanbul’un en köklü yazlık rotaları. Ayazma Plajı geniş kumsalıyla bir klasik, ancak dalgalara karşı her zaman temkinli olmak şart. Daha sakin ve doğayla iç içe bir deneyim arayanlar için Uzunkum veya gizli kalmış koylar hâlâ cazibesini koruyor.
 

Kilyos (Kumköy): Avrupa Yakası’nın hafta sonu kaçış merkezi. Sosyal tesisleri, beach kulüpleri ve sörf okullarıyla Kilyos, şehrin dinamik ve genç yüzünü sahile taşıyor. Deniz her zaman dalgalı olsa da, incecik kumu ve geniş sahil şeridi burayı vazgeçilmez kılıyor.

 

Şehrin ortasında bir zaman

makinesi gibi Adalar...
İstanbul’da denize girmenin en romantik ve nostaljik yolu hâlâ Adalar vapuruna binmekten geçiyor. Egzoz dumanından uzak, fayton seslerinin yerini bisiklet çıngıraklarına bıraktığı bu coğrafya, Marmara’da yüzülebilecek en temiz noktaları barındırıyor. Büyükada’daki Eskihisar veya Yörükali Plajı, Heybeliada’nın çam ağaçlarıyla çevrili Sadıkbey Koyu... Adalar’ın denizi, arkasında yükselen tarihi köşklerle birleştiğinde insana adeta zaman bükülmesi yaşıyor. Daha sakin bir gün geçirmek isteyenlerin tercihi Burgazada Madam Martha Koyu ya da Kınalıada’nın taşlık ama temiz plajları oluyor. Adalar, şehir merkezine en yakın ve "gerçek İstanbul" ruhunu koruyan kaçış noktaları.
 

Boğaz’ın akıntısında serinlemek 
Boğaz’da denize girmek, dışarıdan gelen biri için çılgınlık gibi görünebilir. "O devasa gemilerin geçtiği yerde mi?" sorusu akıllara gelse de, Boğaz’ın güçlü akıntısı, buraların aslında en temiz sulara sahip olmasını sağlıyor. 
 

Avrupa Yakası’nda Rumeli Kavağı (Altınkum Plajı), Anadolu Yakası’nda ise Poyrazköy ve Anadolu Feneri koyları, Boğaz’ın Karadeniz’e açılan kapısında serinlemek isteyenleri ağırlıyor. Boğaz kıyısındaki küçük plajlar, balıkçı teknelerinin arasında, martı çığlıkları eşliğinde şehre bambaşka bir perspektiften bakma imkanı sunuyor.

İstanbul’da denize girmek sadece serinlemekle ilgili bir eylem değildir; bu bir kültür, şehre sahip çıkma biçimidir. Evet, Florya eski Florya değil, Caddebostan sahili eski sakinliğinde değil. Ancak Şile’nin rüzgarında, Adalar’ın serin sularında veya Boğaz’ın akıntısında hâlâ o eski İstanbul’un ruhu gizli.
Belediyelerin düzenli olarak yayınladığı deniz suyu analizlerini (yüzme alanı izleme sonuçlarını) takip ederek, bu yaz kendinize bir iyilik yapın. İstanbul’u sadece seyretmeyin; ona dokunun, içinde yüzün. Çünkü bu şehir hâlâ denizle nefes alıyor.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *