Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Az bulutlu
20°
Ara

İnsanın en büyük mahkemesi: Vicdan

YAYINLAMA:
İnsanın en büyük mahkemesi: Vicdan

Dünya edebiyatının en tartışmalı karakterlerinden biri hiç şüphesiz Raskolnikov'dur. Bir tefeci kadını ve ona engel olduğu için hamile kız kardeşini öldüren bu karakter, işlediği korkunç cinayetlere rağmen okurun nefretini bütünüyle üzerine çekmez.

Hatta roman boyunca birçok okur, kendi içinde şaşırtıcı bir şekilde şu cümleyi kurar: "Ne olur itiraf etme, seni kimse görmedi." Bu durumun sebebi cinayetin meşrulaştırılması değildir. Tam aksine, Rus edebiyatının büyük ustası Dostoyevski'nin insan ruhunu eşsiz bir şekilde çözümlemesidir. Yazar, Raskolnikov'u okurun önüne bırakıp hüküm vermesini istemez. Onun vicdanını, korkularını, pişmanlıklarını ve ruhsal çöküşünü satır satır gözler önüne serer. Suçun ardından başlayan asıl cezanın mahkeme salonlarında değil, insanın kendi içinde yaşandığını gösterir.


Hayatta da benzer durumlarla karşılaşırız. Bir yakınımız hata yaptığında, eğer yaptığı yanlışı görmezden geliyor, pişmanlık duymuyor ve sorumluluk almıyorsa ona öfkemiz artar. Ancak aynı kişi yaptığı hatanın ağırlığı altında eziliyor, gözyaşı döküyor ve vicdan muhasebesi yapıyorsa ona kızmaktan çok yardımcı olmak isteriz. Çünkü vicdan, insanı insan yapan en önemli değerdir.

 

Bugün modern toplumların yaşadığı birçok sorunun temelinde de vicdanın geri plana itilmesi yatmaktadır. Meslekler, makamlar, unvanlar ve ekonomik çıkarlar zaman zaman insanı kendi özünden uzaklaştırabilmektedir. Siyasette güç hırsı, ticarette daha fazla kazanç arzusu, bürokraside makam tutkusu, akademide kariyer endişesi ve hatta dini yapılarda itibar arayışı; vicdanın sesini bastırdığında yozlaşma kaçınılmaz hale gelir.


Durkheim, toplumların ayakta kalabilmesi için ortak ahlaki değerlerin varlığına dikkat çeker. Ortak değerlerin zayıfladığı dönemlerde bireyler neyin doğru neyin yanlış olduğunu belirlemekte zorlanır. Toplumsal çözülme işte tam da bu noktada başlar. Kurallar vardır ama adalet yoktur. Kanunlar vardır ama vicdan eksiktir.


Max Weber ise modern dünyanın insanı giderek bir "demir kafes" içine hapsettiğini söyler. Bürokrasi, kurallar ve çıkar hesapları arasında sıkışan insan, zamanla yaptığı işin ahlaki boyutunu unutabilir. Oysa bir davranışın yasal olması, her zaman ahlaki olduğu anlamına gelmez.


Günümüzde karşılaştığımız birçok mesleki deformasyonun temelinde de bu gerçek yatmaktadır. Görevi halka hizmet etmek olan bir memur, öğrencilerine yol göstermekle yükümlü bir öğretmen, hastalarını iyileştirmek için yemin etmiş bir doktor, adaleti temsil eden bir hukukçu veya topluma örnek olması beklenen bir siyasetçi; eğer vicdanını kaybederse sahip olduğu makamın hiçbir anlamı kalmaz. Çünkü insanı değerli kılan görevleri değil, görevlerini yerine getirirken gösterdiği ahlaki duruştur.


Aslında vicdan, insanın içinde kurulmuş en adil mahkemedir. Kanunlardan kaçabilirsiniz, insanları kandırabilirsiniz, delilleri gizleyebilirsiniz. Ancak vicdanınızdan kaçamazsınız. İnsan gece başını yastığa koyduğunda, yaptığı işin doğru mu yanlış mı olduğunu herkesten önce kendisi bilir.


Bu yüzden asıl başarı zengin olmak, makam sahibi olmak veya güç elde etmek değildir. Asıl başarı; vicdanını kaybetmeden yaşayabilmektir. Çünkü onurlu bir hayatın ölçüsü sahip olduklarımız değil, uğruna değerlerimizi feda etmediklerimizdir.


Raskolnikov'un hikâyesi bize bir gerçeği hatırlatır: İnsan bazen mahkemelerden kurtulabilir ama vicdanından kurtulamaz. Ve insanı ayakta tutan da, toplumları güçlü kılan da tam olarak budur. Vicdanın sustuğu yerde ahlak çöker, ahlakın çöktüğü yerde ise ne bireyin huzuru ne de toplumun geleceği kalır.


Bu nedenle bugün her zamankinden daha fazla vicdanı konuşmaya, ahlakı hatırlamaya ve her şeyden önemlisi onurlu yaşamayı yeniden öğrenmeye ihtiyacımız var.

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *