Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Açık
17°
Ara

İstanbul'a en çok yağmur yakışır

YAYINLAMA:
İstanbul'a en çok yağmur yakışır

İstanbul’da bu hafta sonu yazdan kalma günler yaşadık. Ekim ayının ortasına yaklaşırken güneş yüzünü gösterdi, insanlar kendilerini sokaklara attı. Kimi sahilde yürüdü, kimi bir ağacın gölgesinde oturdu, kimi de sonbaharın ortasında yazdan kalma bir günün tadını çıkardı. Kafeler doldu, parklar hareketlendi. İstanbul, sanki yaz henüz bitmemiş gibi yaşadı.

Güneşli havaların elbette kendine göre bir güzelliği var. Hele İstanbul gibi kalabalığın, trafiğin ve gündelik hayatın insanı yorduğu bir şehirde güneş, bazen bütün sıkıntıları bir kenara bırakmak için iyi bir bahane oluyor. Bir kahve alıp sahile inmek, Boğaz’a karşı oturmak, ağaçların arasından süzülen ışığı izlemek… Bunların hepsi güzel.

Ama insanın aklına bir soru da takılıyor: İstanbul’a gerçekten güneş mi daha çok yakışıyor, yoksa yağmur mu?

Benim cevabım belli. İstanbul’a yağmur yakışıyor.

Şehrin gri gökyüzü altında başka bir yüzü var. Islak kaldırımlar, kaldırım taşlarına vuran yağmur damlaları, sokak lambalarının su birikintilerinde çoğalan ışıkları… Bir de Boğaz’ın üzerine çöken sis var ki İstanbul’un güzelliğini anlatmaya kelimeler bazen yetmiyor. Yağmur başladığında şehrin sesi bile değişiyor. Trafiğin gürültüsü biraz geride kalıyor, insanlar adımlarını hızlandırıyor, pencerelerin ardında başka hikâyeler başlıyor.

İstanbul, yağmurda biraz daha İstanbul oluyor sanki.

Üstelik mesele yalnızca romantizm de değil. Ekim ayında güneşli günlerin tadını çıkarırken barajlardaki su seviyelerini de düşünmek gerekiyor. Bir yanda açık havanın keyfini yaşayan insanlar, diğer yanda yağışların yetersiz kalmasıyla büyüyen su kaygısı… Şehir, güneşin tadını çıkarırken yağmura ne kadar ihtiyacı olduğunu da unutmamalı.

Çünkü yağmur, İstanbul için yalnızca güzel manzaralar demek değil. Musluklardan akan su, yeşil kalan parklar, toprağın nefes alması, ağaçların hayata tutunması demek. Yağmurun eksikliği, bir süre sonra günlük hayatın en sıradan anlarında bile kendini hatırlatabilir.

Elbette birkaç günlük yağışla bütün sorunların çözüleceğini düşünmek de doğru değil. İstanbul’un su meselesi, yalnızca gökyüzünden gelecek damlalara bırakılamayacak kadar önemli. Suyun tasarruflu kullanılması, kaynakların korunması ve uzun vadeli planlama da en az yağışlar kadar gerekli.

Yine de insan, pencereye vuracak birkaç yağmur damlasını özlüyor.

Hele ekim ayında… Ağaçların yaprakları sararıp dökülürken, akşamları hava erken kararırken, insan biraz serinlik, biraz rüzgâr, biraz da yağmur bekliyor. Sonbaharın hakkını vermesini istiyor. Yazdan kalma günler güzel ama mevsimlerin de kendi sırası, kendi hikâyesi var.

İstanbul’un yağmurlu bir akşamında eve dönmenin, sokakların parladığını görmenin, camın önünde oturup dışarıdaki telaşı izlemenin ayrı bir keyfi var. Belki de yağmuru bu kadar özlememizin nedeni yalnızca su değil; şehrin yavaşlamasını, biraz sakinleşmesini, kendine dönmesini istememiz.

Bu hafta sonu güneş bize yazı yeniden hatırlattı. Güzel günlerdi, hakkını yemeyelim. Ama şimdi gözümüz gökyüzünde.

İstanbul’un barajları biraz dolsun, toprak suya doysun, ağaçlar nefes alsın istiyoruz. Bir de şu şehrin üstüne şöyle güzel bir yağmur yağsın…

Öyle birkaç damla değil. Sokakları yıkayan, havayı değiştiren, insana sonbaharın gerçekten geldiğini hissettiren bir yağmur.

Çünkü İstanbul’a güneş de yakışıyor, elbette. Ama yağmur başka yakışıyor.

Hele bir de uzun zamandır bekleniyorsa…

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *