Kamu hakkı mı, kişisel çıkar mı? Fatma Betül Sayan Kaya’ya cevaplanması gereken sorular
Bir ülkede milyonlarca insan geçim sıkıntısıyla mücadele ederken, emekli pazar filesini dolduramazken, gençler gelecek kaygısı yaşarken, milyonlarca liralık yatırım işlemleri hakkındaki iddialar kamu vicdanını ilgilendiren ciddi bir meseleye dönüşür. Fatma Betül Sayan Kaya’nın adı etrafında gündeme gelen mali iddialar da bu nedenle açıklığa kavuşturulmalıdır.
Burada mesele bir siyasetçiyi peşinen suçlu ilan etmek değil; eski bakan olmanın, siyasi nüfuzun ve kamusal görünürlüğün hesap verme sorumluluğunu ortadan kaldırmadığını hatırlatmaktır.
Fatma Betül Sayan Kaya’ya sorulması gereken sorular açıktır: Gündeme gelen mali işlemlerin gerçek niteliği nedir? İşlemlerin kaynağı ve dayanağı hangi belgelerle açıklanabilir? Sermaye Piyasası Kurulu gerekli incelemeleri yaptı mı? Kamuoyunun cevap beklediği sorular neden bütün açıklığıyla aydınlatılmıyor?
Bunlar hakaret değil, hesap verebilirlik talebidir. Cevapları da siyasi sloganlarla değil, belgelerle verilmelidir.
Asıl eleştirilmesi gereken, siyasetin bir ayrıcalık alanı olarak görülmesi ve güçlü isimlerin mali ilişkilerinin sıradan vatandaşınkinden daha az sorgulanabileceği düşüncesidir. Vatandaşın küçük bir borcu için hesap soran sistem, milyonlarca liralık işlemler söz konusu olduğunda da aynı ciddiyetle çalışmalıdır. Denetim, kişinin makamına göre değişiyorsa orada adalet duygusu yara alır.
İşin bir de ahlaki boyutu var. İslam ahlakında kamu emaneti, kul hakkı ve adalet temel ilkelerdir. Nisa suresinin 58. ayeti, emanetlerin ehline verilmesini ve insanlar arasında adaletle hükmedilmesini emreder. Kamu görevi, kişisel kazanç veya dokunulmazlık sağlayan bir imtiyaz değil, millete karşı taşınan bir sorumluluktur.
Açgözlülük, yalnızca daha fazla servet istemek değildir; başkalarının hakkını ve toplumun güvenini önemsememekle birleştiğinde ciddi bir ahlaki soruna dönüşür. Ancak yüksek kazanç tek başına haksız kazanç anlamına gelmez. Bu nedenle iddialar bağımsız biçimde araştırılmalı, hukuka aykırılık varsa sorumlular hakkında gereken işlemler yapılmalıdır.
Sermaye Piyasası Kurulu’nun 131 yatırım fonunun tasfiyesine ilişkin kararı ve bu fonlarda bulunduğu bildirilen 455 bin 758 yatırımcı, finansal sistemde güvenin önemini gösteren çarpıcı verilerdir. Bu tablo, denetim mekanizmalarının etkinliği ve küçük yatırımcıların korunması konusunda ciddi sorular doğurmaktadır.
Fatma Betül Sayan Kaya ve ilgili yetkililerden beklenen, siyasi kimliklerinin arkasına sığınmak değil, kamuoyunun sorularına açık ve belgeli cevaplar vermektir. SPK’dan beklenen ise herkese eşit mesafede durması ve denetim sorumluluğunu eksiksiz yerine getirmesidir.
Gazetecilik gerçeğin peşinden gider; din, kul hakkını hatırlatır; hukuk ise deliller üzerinden hüküm verir. Bu üç ölçünün ortak noktası açıktır: Hiç kimse peşinen suçlu ilan edilmemeli, hiç kimse de makamı nedeniyle denetimden muaf tutulmamalıdır.
Çünkü kamu hakkı bir siyasi tartışmadan ibaret değildir. O hak, vatandaşın alın teridir. Makamlar geçicidir, servetler değişebilir; fakat adaletin ve hesap verebilirliğin olmadığı yerde toplumsal güven ayakta kalamaz.