Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Açık
16°
Ara

“Okulun Zili Çaldı, Peki Güvenlik Nerede?”

YAYINLAMA:
“Okulun Zili Çaldı, Peki Güvenlik Nerede?”

Yeni bir eğitim öğretim yılı daha başladı.

 

Okul zili ilk kez çaldığında yine aynı umutlarla baktık geleceğe. Öğretmenlerimize kolaylık, çocuklarımıza başarı diledik. Sınıflar hazırlandı, eksikler tamamlandı, eğitim öğretim için gerekli malzemeler alındı. Çocuklarımız okullarına, arkadaşlarına ve öğretmenlerine alışmaya başladı.

 

Tam da “Her şey yolunda” diye düşünürken...

 

Yine okullarda ihmalleri, şiddeti ve acı haberleri konuşmaya başladık.

 

Henüz 10 yaşında bir çocuk okulda saldırıya uğruyor ve hayatını kaybediyor.

 

Bu cümleyi yazmak bile insanın içini acıtıyor.

 

Bir eğitimci olarak aklımda sorular var.

 

Bir anne olarak daha da fazla...

 

Bir çocuğun okulda kendini güvende hissetmesi için daha ne yapmalıyız?

 

Okullarımız yalnızca eğitim verilen yerler mi olmalı, yoksa çocuklarımızın kendilerini güvende hissedecekleri birer yaşam alanı mı?

 

Ben bir anneyim.

 

O çocuğun annesinin yerine kendimi koyuyorum. Ve canım yanıyor.

 

Sen o çocuğu yıllarca büyütüyorsun. Hastalığında, sağlığında, mutluluğunda yanında oluyorsun. Canı yandığında senin de canın yanıyor. Saçının teline zarar gelmesin diye gözünün içine bakıyorsun.

 

Onun için hayaller kuruyorsun.

 

Geleceğini düşünüyorsun.

 

Sonra bir gün, çocuğunu okula gönderiyorsun.

 

Ve...

 

Bir başkasının şiddeti, senin çocuğunun hayatını elinden alıyor.

 

Bir ailenin umutları sönüyor.

 

Bir evin sesi susuyor.

 

Peki biz nerede hata yapıyoruz?

 

Bu kadar mı şiddete meyilli olduk?

 

Çocuklarımıza sevgiyi, saygıyı ve empatiyi anlatırken şiddeti neden engelleyemiyoruz?

 

Eğitimde yalnızca akademik başarıyı mı konuşuyoruz?

 

Çocuklarımızın sınav başarısını ölçerken birbirlerine nasıl davrandıklarını, öfkeyi nasıl yönettiklerini, arkadaşlarının sınırlarına saygı gösterip göstermediklerini yeterince takip ediyor muyuz?

 

Peki okullarda ne yapmalıyız?

 

Öncelikle şiddeti yalnızca olay gerçekleştikten sonra konuşmamalıyız. Önleyici bir sistem kurmalıyız.

 

- Okullarda şiddet ve zorbalığa karşı etkin bir risk değerlendirme sistemi oluşturulmalı.

- Öğretmenler ve okul çalışanları, zorbalık ve şiddetin erken belirtilerini fark etme konusunda düzenli eğitim almalı.

- Çocukların yaşadıkları sorunları güvenle anlatabilecekleri gizli ve ulaşılabilir bildirim mekanizmaları bulunmalı.

- Rehberlik servisleri güçlendirilmeli; çocukların yalnızca akademik değil, duygusal ve sosyal gelişimleri de takip edilmeli.

- Tekrarlanan kavga, tehdit, zorbalık ve saldırgan davranışlar “çocuklar arasında olur” denilerek geçiştirilmemeli.

- Okul yönetimi, öğretmen, rehberlik servisi ve aile arasında hızlı iletişim ve müdahale mekanizması kurulmalı.

- Özellikle teneffüs, koridor, merdiven, bahçe ve okul giriş-çıkışları gibi riskli alanlarda yeterli yetişkin gözetimi sağlanmalı.

- Şiddet uygulayan çocuk kadar, şiddete maruz kalan ve olaya tanık olan çocukların da psikolojik olarak desteklenmesi sağlanmalı.

- Çocuklara küçük yaşlardan itibaren empati, öfke kontrolü, problem çözme, sınır koyma ve yardım isteme becerileri kazandırılmalı.

- Aileler de sürecin dışında bırakılmamalı. Çünkü okulda başlayan bir davranışın altında bazen evde, çevrede veya dijital dünyada yaşanan başka sorunlar olabilir.

 

Ve belki de en önemlisi...

 

Şiddeti normalleştirmemeliyiz.

 

“Çocuktur, kavga eder.”

 

“Aralarında olur.”

 

“Biraz sertleşmişler.”

 

Diyerek geçiştirdiğimiz her davranış, daha büyük bir sorunun habercisi olabilir.

 

Çocuklarımızın güvenliği, okul kapısından içeri girdikleri anda öğretmenin, yöneticinin veya rehberlik servisinin sorumluluğu olmaktan çıkarılıp hepimizin ortak sorumluluğu haline gelmelidir.

 

Çünkü okul sadece ders öğrenilen yer değildir.

 

Çocukların kişiliklerinin şekillendiği, arkadaşlık kurmayı, paylaşmayı, farklılıklara saygı duymayı ve sorunlarını çözmeyi öğrendiği yerdir.

 

Biz çocuklara “geleceğimiz” diyoruz.

 

O zaman onların bugününü de korumak zorundayız.

 

Bir annenin çocuğunu okula gönderirken aklında olması gereken son şey, “Acaba başına bir şey gelir mi?” olmamalı.

 

Bir öğretmen sınıfına girdiğinde yalnızca “Bugün ne öğreteceğim?” diye düşünmemeli.

 

“Bugün çocuklarımı nasıl daha güvende tutabilirim?” sorusunu da sormalı.

 

Çünkü hiçbir ders, hiçbir sınav, hiçbir başarı bir çocuğun hayatından daha değerli değildir.

 

Bir çocuğun okuldan eve sağ salim dönmesi, o günün en büyük başarısıdır.

 

Ve bugün hepimize düşen görev, bir çocuğun daha hayatının sönmesini beklemeden harekete geçmektir.

 

Çünkü bazı ihmallerin telafisi yoktur.

 

Bazı kayıpların geri dönüşü yoktur.

 

Ve hiçbir anne, çocuğunu okula gönderirken “Ya geri dönmezse?” korkusuyla yaşamamalıdır.

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *