Anadolu'nun parlayan yıldızı Eskişehir
Anadolu'nun ortasında yer alan Eskişehir, binlerce yıllık bir geçmişe sahip. Tarihte Frigler'den Bizans'a, Selçuklulardan Osmanlı'ya kadar pek çok medeniyete ev sahipliği yapan bu kent, adeta yaşayan bir tarih kitabı gibi. Ancak Eskişehir'i farklı kılan yalnızca tarihi değil. Şehir, geçmiş ile geleceği aynı sokakta buluşturmayı başarabilmiş nadir yerlerden biri.
Bugün Eskişehir'e gelen bir ziyaretçiyi ilk karşılayan şey düzen ve huzur oluyor. Geniş caddeleri, temiz sokakları, parkları ve insan ölçeğini koruyan şehir yapısıyla Eskişehir, büyükşehir olmasına rağmen insana boğuluyormuş hissi vermiyor. Belki de bu yüzden Türkiye'nin dört bir yanından gelen üniversite öğrencileri burada kendilerini evlerinde hissediyor.
Şehrin kalbi sayılan Porsuk Çayı ise Eskişehir'in simgesi haline gelmiş durumda. Çayın kenarında yürürken zamanın yavaşladığını hissediyorsunuz. Kafeler, köprüler ve yeşil alanlarla çevrili bu bölge, şehre Avrupa kentlerini andıran bir görünüm kazandırıyor. Özellikle akşam saatlerinde ışıkların suya yansımasıyla ortaya çıkan manzara görülmeye değer.
Eskişehir denince akla gelen ilk duraklardan biri kuşkusuz Odunpazarı. Tarihi Osmanlı evlerinin sıralandığı bu bölge, ziyaretçileri adeta birkaç yüzyıl öncesine götürüyor. Ahşap cumbalı evler, dar sokaklar ve tarihi atmosfer, fotoğraf meraklıları için de eşsiz kareler sunuyor. Odunpazarı'nda yürürken yalnızca binaları değil, bir kültürü ve yaşam biçimini de keşfediyorsunuz.
Şehrin kültürel zenginliklerinden biri de Balmumu Heykeller Müzesi. Türkiye'nin dört bir yanından ziyaretçi çeken müzede sanat, siyaset, spor ve tarih dünyasının birçok önemli isminin balmumu heykelleri yer alıyor. Gerçeğe yakın detaylarıyla dikkat çeken eserler, ziyaretçilere farklı bir müze deneyimi yaşatıyor.
Ancak Eskişehir'in müzeleri yalnızca bununla sınırlı değil. Kent adeta bir müzeler şehri. Modern sanat eserlerinden cam sanatına, kent tarihinden çağdaş kültüre kadar birçok farklı alanda hizmet veren müzeler, şehrin kültürel kimliğini güçlendiriyor. Birkaç gününüzü yalnızca müzeleri gezmeye ayırsanız bile dolu dolu vakit geçirmeniz mümkün.
Elbette bir şehri anlamanın yolu mutfağından da geçiyor. Eskişehir denildiğinde ilk akla gelen lezzet ise çiğ börek. Kırım Tatar kültürünün önemli miraslarından biri olan bu lezzet, ince hamurun içerisine yerleştirilen kıymalı harcın kızgın yağda pişirilmesiyle hazırlanıyor. Dışı çıtır, içi sulu olan çiğ börek, şehre gelen herkesin mutlaka tatması gereken bir lezzet. Bunun yanında met helvası ve balaban köfte de Eskişehir mutfağının öne çıkan tatları arasında yer alıyor.
İki günlük kısa bir ziyaret bile bana Eskişehir'in neden bu kadar sevildiğini gösterdi. Tarihiyle, kültürüyle, temizliğiyle, düzeniyle ve insanıyla bu şehir, Anadolu'nun en özel duraklarından biri olmayı fazlasıyla hak ediyor.
Türkiye'nin birçok kentinde modernleşme ile tarih arasında bir tercih yapılırken Eskişehir ikisini bir arada yaşatmayı başarmış. Belki de bu yüzden buradan ayrılırken insanın aklında tek bir düşünce kalıyor:
"Bir gün yeniden gelmeliyim."
Çünkü Eskişehir, yalnızca gezilen bir şehir değil; yaşanmak istenen bir şehir.