Mannheim'dan Milano'ya: Hakan Çalhanoğlu'nun yolculuğu
Bazı hikayeler mahalle arasında başlar, dünya sahnesinde devam eder.
1994 yılının soğuk bir Şubat gününde Almanya’nın Mannheim kentinde dünyaya gelen Hakan Çalhanoğlu’nun hikâyesi de böyle başladı. Bayburtlu bir ailenin çocuğuydu. Gurbetin içinde büyüdü, Türk kültürüyle yetişti ve daha küçük yaşlarda hayatının merkezine futbolu koydu.
Onun futbola olan sevgisinde ailesinin etkisi büyüktü. Babası Hüseyin Çalhanoğlu da futbolla yakından ilgileniyordu. Küçük Hakan için futbol sadece bir oyun değil, adeta ikinci bir dil olmuştu.
Henüz çocuk yaşlarda topa vururken diğer çocuklardan farklı bir özelliği dikkat çekiyordu. O, maç bittikten sonra da sahada kalıyordu. Özellikle duran toplara büyük ilgi duyuyordu. Saatlerce aynı noktadan frikik çalışıyor, topun havada çizdiği yolu izliyordu.
Yıllar sonra Avrupa’nın en iyi duran top ustalarından biri olarak anılmasının temelleri işte o günlerde atılıyordu.
Futbol yolculuğu Mannheim’daki altyapı sahalarında başladı. İlk olarak Waldhof Mannheim altyapısında forma giydi. Ardından Karlsruher SC altyapısına geçti ve futbol eğitiminin en önemli bölümünü burada aldı. 17 yaşına geldiğinde profesyonel sözleşmeye imza attı. Bu, sıradan bir gelişme değildi. Çünkü Almanya gibi rekabetin son derece yüksek olduğu bir futbol ülkesinde genç yaşta profesyonel olmak büyük bir başarıydı.
Kariyer basamaklarını ise adım adım çıktı:
Waldhof Mannheim…
Karlsruher SC…
Hamburger SV…
Tekrar Karlsruher SC…
Yeniden Hamburger SV…
Bayer Leverkusen…
Milan…
Ve Inter…
Her durak ona yeni bir şey öğretti.
Karlsruher SC’de profesyonel futbolun sorumluluğunu öğrendi. Hamburg’a transfer olduğunda henüz çok gençti. Ancak gelişimini tamamlaması için yeniden Karlsruhe’ye kiralandı. Bu karar kariyerinin dönüm noktalarından biri oldu. Birçok genç oyuncu büyük kulüplerde yedek kalırken, Hakan düzenli oynayarak gelişmeyi seçti. Daha sonra Hamburg’a döndü ve Bundesliga’da kendisini göstermeye başladı. Asıl çıkışını ise Bayer Leverkusen formasıyla yaptı.
Attığı frikik golleri Avrupa basınında manşetlere taşındı. Kalecilerin uzanamadığı köşelere gönderdiği toplar, futbolseverleri hayran bırakıyordu. O dönem birçok futbol yorumcusu onu dünyanın en etkili serbest vuruş kullanan oyuncuları arasında gösteriyordu.
Futbol çevrelerinde, çocukluğunda serbest vuruşlarıyla ünlenen Brezilyalı yıldız Juninho Pernambucano’yu örnek aldığı da sıkça konuşuluyordu. Belki de bu yüzden top ayağından çıktığında herkes nefesini tutuyordu.
2017 yılında Milan’a transfer olduğunda artık Avrupa’nın tanınan yıldızlarından biriydi. Ancak futbolun en zor sınavlarından biriyle karşılaştı.
Beklentiler…
Baskılar…
Eleştiriler…
Kimi zaman alkışlandı, kimi zaman sert şekilde eleştirildi.
Ama pes etmedi. Çalışmaya devam etti. Ve kariyerinin en büyük dönüşümünü Inter’de yaşadı.
Gençlik yıllarında hücuma yakın oynayan klasik bir 10 numaraydı. Ancak Inter’de oyunu yöneten, takımın temposunu belirleyen, savunmaya katkı veren ve liderlik yapan modern bir orta saha oyuncusuna dönüştü.
Belki de onu özel yapan en önemli özellik buydu. Çünkü futbol tarihinde yetenekli oyuncu çoktur. Ama kendisini yeniden inşa edebilen oyuncu sayısı azdır. Hakan bunu başardı.
Bugün Avrupa futbolunun en üst seviyesinde mücadele eden, takım arkadaşlarını yönlendiren ve oyunun merkezinde yer alan bir futbolcu olarak gösteriliyor.
Onun hikayesindeki en anlamlı detaylardan biri ise milli takım tercihi oldu.
Doğduğu ülke Almanya’ydı. Ancak o, Türkiye Milli Takımı’nı seçti. Belki daha kolay olan yolu değil, gönlünden geçen yolu tercih etti. Yıllar içinde ay-yıldızlı formanın vazgeçilmez isimlerinden biri oldu. Milli takım kaptanlığına kadar yükseldi ve Türk futbolunun uluslararası arenadaki en önemli temsilcilerinden biri haline geldi.
Bugün Milano’da başarıdan başarıya koşan Hakan Çalhanoğlu’na baktığımızda yalnızca iyi bir futbolcu görmüyoruz.
Mannheim sokaklarında hayal kuran bir çocuğun, sabırla ve emekle yazdığı başarı hikayesini görüyoruz.
