Çöp değil, alışkanlık biriktirmek
Türkiye, “Depozitosu Olan Ambalajlar”, yani DOA sistemiyle yeni bir dönemin eşiğinde. Plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajlarının iade edilmesi karşılığında depozito bedelinin tüketiciye geri verilmesi, çevre açısından önemli bir adım.
Sokakta, kıyıda ve parkta kalan ambalajların yeniden üretime katılması; temiz ham madde elde edilmesi ve kentlerin üzerindeki atık yükünün azalması hepimiz için çok değerli.
Ancak, depozito iadesini bir kazanç kapısı ya da piyango olarak görmememiz gerek. Daha sistem yaygınlaşmadan “Kaç şişeden ne kadar para çıkar?” hesabının öne geçtiğini görüyoruz. Başkasının ayırdığı ambalaja el koymak, apartman kutularını karıştırmak veya daha fazla ambalaj tüketmeyi çevrecilik sanmak, ortak sorumluluğu kişisel çıkara indirgiyor.
DOA’nın avantajları belli: Ambalajı evsel çöpten ayırır, malzemenin kirlenmesini azaltır, geri dönüşüm kalitesini ve davranış değişikliğini görünür kılabilir. İyi tasarlanmış bir sistem, kamusal alanlardaki çöpü azaltabilir ve çocuklara erken yaşta çevre alışkanlığı kazandırabilir. Bunlar güzel…
Dezavantajları da var. Yetersiz iade noktaları, arızalı makineler, kuyruklar, dijital uygulamaya erişemeyen yurttaşlar ve ambalajları teslim etmek için yapılan ek yolculuklar sistemi verimsizleştirebilir. İade noktaları yalnız merkezi ve gelir düzeyi yüksek mahallelerde rahat çalışırsa çevre politikası yeni bir eşitsizlik üretir. “Nasıl olsa geri dönüşüyor” rahatlığı da tüketimi azaltmak yerine artırabilir.
Avrupa’daki örneklere baktığımızda önemli bir fark görüyoruz. Süreç çoğu zaman sokaktaki makinede değil, evin mutfağında başlıyor. Yani, atık yaklaşımı kaynağında ayrıştırmayı merkeze alıyor. yemek artıklarını, camı, kâğıdı, plastiği ve genel atığı daha mutfaktayken farklı kaplara ayırıyor. Belediyeler buna uygun kutuları, toplama günlerini ve anlaşılır yönlendirmeleri sağlıyor.
Bazı belediyelerde toplama ekipleri kapı önüne çıkarılan geri dönüşüm kutularını kontrol ediyor. Yanlış malzeme bulunan kutular etiketlenebiliyor, boşaltılmadan bırakılabiliyor; tekrarlanan ihlallerde uyarı veya yerel mevzuata göre yaptırım uygulanabiliyor. Burada önemli bir ayrımı da belirtmek gerekir: Kamu görevlileri insanların mutfaklarına girip denetim yapmıyor. Kontrol, toplama noktasına çıkarılmış kutu veya torba üzerinden yürütülüyor. Amaç ceza kesmekten önce, geri dönüştürülebilir malzemenin kirlenmesini önlemek ve doğru alışkanlığı yerleştirmek.
DOA bizim için önemli bir başlangıç. Ancak başarı, makinelerin önündeki kuyrukla veya toplanan şişenin parasal değeriyle ölçülecek kadar basit değil. Yani vatandaşın önüne bir makine koyup bütün sorumluluğu ona bırakarak da bu sorunu çözemeyiz.
Tek bir şişeyi ayırmak önemsiz görünebilir ya da bir kişinin yaptığı küçük bir hareket dünyayı tek başına değiştirmeyebilir. Fakat aynı hareketi milyonlarca insan yaptığında, değişmemesi mümkün değildir.
Kelebek Etkisi filmini hatırlayanlar bilir: Bazen çok küçük görünen bir hareket, zaman içinde hiç tahmin edilmeyen sonuçlar doğurabilir. Geri dönüşümde de durum bundan çok farklı değil.
Yani kelebek etkisi yalnızca olumlu yönde çalışmaz. İhmal de özen kadar çoğalır. Sorumsuzluk da sorumluluk gibi insandan insana geçer.
Kısacası mesele bir lira değil…