Kadınlar ve güzellik illüzyonu
Güzel olmak, güzel görünmek şüphesiz her dönemin ortak kaygısı. Ancak günümüzde güzellik göze hoş görünmenin ötesinde bir noktaya gelmiş durumda. Artık sosyal medyanın ve yeni pazarlama tekniklerinin de etkisiyle güzellik standartları her geçen gün biraz daha artıyor. Üstelik bütün bu kriterleri karşılayabilmek ciddi bir efor gerektirirken eforsuz ve uğraşmamış gibi sergilemek hedefleniyor.
Sosyal medya hayatımıza ilk girdiğinde daha doğal, spontane kullanılan bir dijital günlük niteliği taşıyordu. Güzel görünme kaygısını hiçbir zaman tamamen silemesek de ana hedef eğlenmek, anıları paylaşmak ve sosyalleşmekti. Şimdilerde ise sosyal medyayı kullanmak neredeyse bir iş halini aldı; trendleri yakaladığımız, kendimizin ideal versiyonunu sergilediğimiz bir vitrindeyiz artık.
İçerik üreticiliğinin kendi başına bir sektöre dönüşmesi bu dönüşümde başat rol oynadı. Sadece profesyoneller değil kişisel hesaplar da yeniden şekillendi. İzlediğimiz içerikler, takip ettiklerimiz birer metaya dönüşürken sosyal medyayı kullanmanın spontaneliğine veda ettik.
Artık hesaplı ve profesyonelce paylaşılan içerikler bize günlük hayatın estetize edilmiş bir versiyonunu gösteriyor. Bu da bizim güzellik algımızı değiştirmekle kalmıyor, aynada gördüğümüz kişi ile iletişimimizi büyük ölçüde etkiliyor. Sosyal medyada yayılan her yeni trendle yeni bir standart ortaya çıkıyor, sonu gelmeye bu kriterler özellikle genç kadınlarda sonsuz bir yetersizlik hissine yol açıyor.
Bu standartları yakalamaya çalışmak beraberinde bir tek tipleşmeyi de getiriyor; hepimiz aynı giyinmeye, aynı makyajları yapmaya başlıyoruz. Estetik operasyonlar hepimizi aynı kişiye benzetmeye çalışıyor, bizi biz yapan özelliklerimiz ise silikleşiyor. Eskiden nasıl giyindiğimiz, nasıl makyaj yaptığımız bizim öznelliğimizi yansıtırken artık algoritmaların bize dayattığı o kusursuz stereotipe uymaya çabalıyoruz.
Sosyal medyaya giriş yapan markalar ve onların ürünlerini satmak için yarattıkları ‘buna kesinlikle ihtiyacın var’ algısı kadınlarda oluşan eksiklik ve yetersizlik hissini besliyor. Gerçekten hepimizin on aşamalı cilt bakım rutinlerine, estetik operasyonlara ihtiyacımız var mı; yoksa tüketmeye devam etmemiz mi isteniyor? Her yeni trendle başka bir etiket altında yetersiz hissettirilirken bunun bir yanılsama olduğunu fark etmemiz gerekiyor.
Aslında kadınlar bu yanılsamayı fark edeli çok oldu; bu dayatmalara karşı akımlar sosyal medyada hızla yayılmaya başladı. Kadınlar, kendilerine dayatılan tek tip güzellik kalıplarına ve eril bakışa tepki olarak ‘kusurlu’ makyajlar yapıyor; klasik feminen kadın algısına uymayan şekilde giyiniyor. Yaşanan tüketim çılgınlığına meydan okumak için ikinci ele yönelmek, temel ihtiyaç değilse almamak da bu direnişin bir parçası. Ancak algoritmalar öyle iyi çalışıyor ki, markalar bu karşı akımları bile yeniden ambalajlayıp bize yeni bir trend olarak pazarlamakta gecikmiyor.
Bu bir kısır döngüyü andırsa da aslında kadınların kendilerine dayatılan kalıplardan sıyrılıp baskılara meydan okuması büyük bir adım. Öznelliği ile barışıp kendini keşfeden her genç kadın bir diğerine ilham olacak, asıl özgürleşme de bu şekilde başlayacak.