Türkiye İçin Bilim, Eğitim ve Yerel Katılım Temelli Bir Toplumsal Dirençlilik Modeli
Afet bilinci mahallede başlamalı
Daha önceki yazılarımda dikkat çektiğim temel esas toplumsal farkındalığa giden yolda bilinçlenme ve bu eksende kendini gelişime ve bilime açık tutan toplumun aydınlanma süreci idi, burada çoçukluktan başlayarak edinilen birikimi ve yıllar içinde oluşan kültürden söz etmekteyim. Ülkemiz açısından bakıldığında günlük pansuman tedbirler yerine kalıcı proaktif yaklaşım ve kaynağında hazırlık yapılma noktasında adımlar atılması ile geleceğin güvenle inşaası temel odaklanma motivasyonu olmalıdır.
Türkiye’de afet risklerinin azaltılması yalnızca daha dayanıklı yapılar inşa etmekle mümkün değildir. Güvenli yapı, doğru zemin seçimi, mühendislik, teknoloji ve etkin afet yönetimi elbette vazgeçilmezdir. Ancak bütün bu çalışmaların yanında en az onlar kadar önemli başka bir unsur bulunmaktadır:
Afet bilincine sahip toplum. Yıllardır zemin, deprem ve afet risklerinin azaltılması alanında edindiğim mesleki tecrübenin bana gösterdiği en önemli gerçeklerden biri şudur: Toplumsal farkındalık birkaç seminerle veya büyük bir depremden sonra gerçekleştirilen kısa süreli kampanyalarla oluşturulamaz. Farkındalık bir süreçtir. Bilgiyle başlar, eğitimle gelişir, uygulamayla davranışa dönüşür ve yıllar içerisinde toplum kültürünün bir parçası hâline gelir. Bu nedenle Türkiye’de afet eğitimini çocukluktan başlayarak mahalle ölçeğine kadar uzanan, sürekli ve ölçülebilir bir toplumsal dirençlilik politikası olarak ele almamız gerektiğini düşünüyorum.
Afet Eğitimi İlkokuldan Başlamalı
Afetlere karşı toplumsal direnç oluşturmak istiyorsak işe çocuklardan başlamalıyız. İlkokuldan itibaren belirli programlar dâhilinde ve çocukların yaş gruplarına uygun afet farkındalığı eğitimleri verilmelidir. Burada amaç çocukları depremden korkutmak değildir. Amaç, bilgiyle korkuyu azaltmak ve doğru davranışı zaman içerisinde refleks hâline getirmektir. İlk yıllarda deprem sırasında doğru davranış, güvenli hareket, aile afet planı ve toplanma alanı gibi temel bilgiler öğretilebilir. Yaş ilerledikçe ilk yardım, yangın, sel, heyelan, afet iletişimi, gönüllülük, zemin-yapı ilişkisi ve toplumsal dayanışma gibi konular eğitim programlarına dâhil edilebilir. Böylece afet eğitimi belirli bir haftada anlatılan ve daha sonra unutulan bilgi olmaktan çıkar. Çocuğun gelişimiyle birlikte büyüyen sürekli bir eğitim modeline dönüşür. Bugün ilkokulda afet bilinci kazandırdığımız çocuk, yıllar sonra ev seçen bir vatandaş, çocuk yetiştiren bir ebeveyn, proje hazırlayan bir mühendis, eğitim veren bir öğretmen veya karar alan bir yönetici olacaktır. Dolayısıyla çocuklara verilen afet eğitimi yalnızca bugünün değil, önümüzdeki 20–30 yılın toplumsal dirençlilik yatırımıdır.
Okulda Başlayan Bilgi Mahalleye Ulaşmalı
Ancak yalnızca okullarda eğitim vermek yeterli değildir. Çocuk okulda öğrendiğini ailesine taşımalı, aile kendi hazırlığını yapmalı ve bu bilinç zaman içerisinde mahalle ölçeğine yayılmalıdır.
Çünkü afet meydana geldiğinde toplumun karşı karşıya kaldığı ilk ölçek çoğu zaman yaşadığı mahalledir. İnsanlar aynı sokaklarda yaşayacak, aynı yolları kullanacak, aynı toplanma alanlarına ulaşmaya çalışacak ve afetin ilk saatlerinde büyük ölçüde birbirlerinin yanında olacaktır. Bu nedenle mahalle, Türkiye’nin afet dirençliliğinin temel uygulama birimlerinden biri hâline gelmelidir.
Her mahallede belirli aralıklarla afet farkındalığı eğitimleri gerçekleştirilmeli; vatandaşlara yaşadıkları bölgenin riskleri, toplanma alanları, temel afet davranışları, aile iletişim planları ve afet sonrasında izlenecek yöntemler anlatılmalıdır. Afet eğitimi vatandaşın ayağına gitmelidir.
Her Mahallenin Risk
Profili Aynı Değildir
Mahalle temelli modelin önemli avantajlarından biri de eğitimin yerel risklere göre şekillendirilebilmesidir. Türkiye’nin her bölgesinin, hatta aynı şehir içerisindeki her mahallenin afet profili aynı değildir. Bir bölgede deprem ve zemin koşulları ön plana çıkarken başka bir bölgede sel veya heyelan riski belirleyici olabilir. Ormanla iç içe yerleşimlerde yangın, sanayi bölgelerinde ise teknolojik riskler daha önemli hâle gelebilir. Dolayısıyla temel afet eğitiminin yanında yerel risk profiline göre hazırlanmış eğitim içerikleri bulunmalıdır. Vatandaş yalnızca “Türkiye bir deprem ülkesidir” bilgisini değil, “Benim yaşadığım mahallenin temel riskleri nelerdir ve ben bu riskler karşısında ne yapmalıyım?” sorusunun cevabını da bilmelidir. Bu yaklaşım genel afet farkındalığını yerel ve uygulanabilir bilgiye dönüştürür.
Belediye, AFAD ve Üniversiteler
Ortak Bir Model Kurmalı
Böylesine geniş kapsamlı bir eğitim sisteminin tek bir kurum tarafından yürütülmesi yerine, kurumların bilgi ve kapasitesinin bir araya getirildiği bir yapı kurulmalıdır. Bu nedenle belediyeler, AFAD ve üniversitelerin koordinasyonunda mahalle temelli afet farkındalığı programlarının oluşturulmasını öneriyorum. Belediyeler kendi kentlerini ve mahallelerini yakından tanır. AFAD ulusal afet yönetimi yaklaşımı, eğitim ve koordinasyon kapasitesiyle sisteme katkı sağlar.
Üniversiteler ise mühendislikten şehir planlamaya, sosyolojiden psikolojiye, iletişimden eğitim bilimlerine kadar farklı disiplinlerdeki bilimsel bilgi birikimini programa aktarabilir. Muhtarlıklar, okullar, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, sağlık çalışanları ve eğitimli gönüllüler de sistemin yerel paydaşları olabilir. Böylece bilimsel bilgi, kamu yönetimi ve yerel toplum aynı noktada buluşur.
Bilimi Konferans Salonlarından
Mahallelere Taşımalıyız
Üniversitelerimizde deprem ve afetler konusunda önemli bilimsel çalışmalar gerçekleştiriliyor. Sempozyumlar, kongreler ve çalıştaylarda değerli bilgiler ortaya çıkıyor. Ancak bilimsel bilginin değeri yalnızca üretilmesinden değil, toplumsal faydaya dönüştürülebilmesinden de gelir.
Bu nedenle afet alanında gerçekleştirilen sempozyum ve çalıştayların sonuçlarının vatandaşın anlayabileceği bir dile dönüştürülerek mahallelere ve okullara ulaştırılması önemlidir. Aynı şekilde mahallelerde gözlenen sorunlar, vatandaşların soruları ve yerel ihtiyaçlar da üniversitelere ve karar vericilere geri aktarılmalıdır. Böylece tek yönlü bir bilgilendirme yerine sürekli çalışan bir döngü kurulabilir: Bilim mahalleye ulaşır, mahallenin tecrübesi bilime ve yönetime geri döner. Bu model aynı zamanda üniversitelerin bulundukları şehirlerle ilişkisini güçlendirerek bilimsel bilginin doğrudan toplumsal faydaya dönüşmesine katkı sağlayabilir.
Çocukları Yalnızca Dinleyen
Değil, Üreten Bireyler Hâline Getirelim
Afet farkındalığının toplumda yayılması için yalnızca klasik eğitim yöntemlerinden yararlanmamalıyız. Çocukların ve gençlerin yaratıcılığını da sürecin içerisine katmalıyız. Okullarda deprem ve afet slogan yarışmaları, resim ve kısa film yarışmaları, öğrenci projeleri ve yenilikçi fikir çalışmaları düzenlenebilir. Çocuklara yalnızca “Deprem sırasında ne yapmalısın?” sorusunu sormak yerine; “Mahalleni afete nasıl hazırlardın?” “Arkadaşlarına depremi nasıl anlatırdın?” “Afet bilincini tek bir cümleyle nasıl ifade ederdin?” gibi sorular yöneltilebilir.
Böylece çocuk bilgiyi yalnızca alan değil, düşünen, üreten ve çevresine aktaran birey hâline gelir.
Başarılı sloganlar, kısa filmler ve projeler belediyeler ve ilgili kamu kurumları tarafından toplumla paylaşılabilir. Bir öğrencinin ürettiği tek bir güçlü mesajın binlerce insana ulaşması bile afet farkındalığı açısından değerli olabilir.
Kamu Spotları Afet Olduğunda Değil,
Afet Olmadan Önce Etkili Olmalı
Toplumsal hafızamızın önemli problemlerinden biri, afet farkındalığının büyük depremlerden sonra yükselmesi ve zaman içerisinde azalmasıdır. Oysa deprem toplumun gündeminden çıktığında jeolojik risk ortadan kalkmaz. Bu nedenle afetlere ilişkin kamu spotları ve farkındalık kampanyaları yıl boyunca belirli bir program içerisinde sürdürülmelidir. Ancak her defasında aynı mesajın tekrarlanması yerine içerikler dönemsel olarak değiştirilebilir. Bir dönem aile afet planı, başka bir dönem toplanma alanları, ilk yardım, yapısal olmayan riskler, yangın, sel veya heyelan anlatılabilir. Böylece kamu iletişimi yalnızca afet sonrasında toplumu uyaran değil, afet öncesinde davranış kazandıran bir eğitim aracına dönüşebilir.
Mahalle Afet Bilinci Karnesi
Bu modelin önemli bir başka boyutu da yapılan çalışmaların ölçülmesidir. Çünkü yalnızca kaç eğitim düzenlediğimizi veya kaç kişiye ulaştığımızı bilmek yeterli değildir. Asıl soru şudur: Verdiğimiz eğitim insanların davranışını değiştirdi mi? Bu nedenle Mahalle Afet Bilinci Karnesi oluşturulmasını öneriyorum. Bu karne mahalleleri “başarılı” veya “başarısız” olarak sınıflandırmak amacıyla değil, hazırlık düzeyini görmek ve geliştirilmesi gereken alanları belirlemek için kullanılmalıdır. Eğitimlere katılım, tatbikatların sürekliliği, toplanma alanlarının bilinirliği, aile afet planlarının yaygınlığı, okullardaki çalışmalar ve eğitimli gönüllülük kapasitesi gibi göstergeler belirli aralıklarla değerlendirilebilir. Daha da önemlisi, yalnızca faaliyet sayısını değil davranış değişimini ölçmeye çalışmalıyız. Böylece kamu kaynakları ve eğitim programları ihtiyaçların daha yüksek olduğu mahallelere yönlendirilebilir. Ölçemediğimiz farkındalığın gerçekten davranışa dönüşüp dönüşmediğini bilemeyiz.
Afetin İlk Saatlerinde
Mahalle Birbirine Bakacaktır
Büyük bir depremde profesyonel ekiplerin aynı anda her sokağa ve her binaya ulaşmasının mümkün olmayabileceğini kabul etmek zorundayız. Afetin ilk dakikalarında ve saatlerinde insanların yanında çoğu zaman aileleri ve komşuları olacaktır. Bu nedenle mahalle ölçeğinde temel afet bilgisine sahip insanların bulunması son derece önemlidir.
Burada vatandaşı profesyonel arama-kurtarma personelinin yerine koymaktan söz etmiyorum. Tam tersine, kendi sınırlarını bilen, tehlikeli müdahalelerden kaçınan, doğru bilgiye ulaşabilen ve profesyonel ekipler gelinceye kadar doğru davranabilen bir toplumdan söz ediyorum. Mahalle dayanışması afet günü tesadüfen ortaya çıkan bir refleks değil, afet öncesinde hazırlanmış toplumsal kapasite olmalıdır. Çünkü çok basit bir gerçek var: Deprem olduğunda aynı mahallede birbirimize yardım edeceğiz; öyleyse afet olmadan önce de aynı mahallede birlikte hazırlanmalıyız.
Bir Nesillik Afet Kültürü Programı
Bütün bu çalışmalar birbirinden bağımsız etkinlikler olarak yürütülmemelidir. Türkiye için uzun vadeli bir Bir Nesillik Afet Kültürü Programı oluşturulmasını tartışmalıyız. İlkokuldan başlayan eğitim, ortaöğretim ve üniversitede gelişmeli; aile, mahalle ve işyeri programlarıyla desteklenmelidir. Belediye, AFAD ve üniversite koordinasyonu süreklilik kazanmalı; kamu spotları, yarışmalar, sempozyumlar, çalıştaylar ve tatbikatlar aynı stratejik hedefin parçaları hâline gelmelidir Bu programın gerçek başarısı yalnızca düzenlenen etkinliklerin sayısıyla ölçülmemelidir. Başarı, toplumun davranışındaki değişimle ölçülmelidir. Bugün ilkokulda eğitim verdiğimiz çocuk yarın ailesini bilinçlendirecek. Bilinçlenen aile mahallesini değiştirecek. Hazırlıklı mahalleler dirençli şehirlerin temelini oluşturacak. Dirençli şehirler ise daha dirençli bir Türkiye’nin temelini atacaktır.
Bu nedenle afet bilincini yalnızca belirli kurumların sorumluluğu veya belirli günlerde hatırlanan bir konu olmaktan çıkarmalıyız. Okuldan aileye, aileden mahalleye, mahalleden şehre ve şehirden ülkeye uzanan kesintisiz bir bilinç zinciri kurmalıyız...