Sor kendine bakalım: Güvenilir bir insan mısın?
Yaşadığımız yüzyılda insanlığın en önemli meselelerinden biri, güvenilir bir insan olabilmektir.
Kendine şu soruları sor: Yaşadığın ülkede, yaşadığın şehirde, yaşadığın mahallede gerçekten kaç güvenilir insan var? Devlet kurumlarına ne kadar güveniyorsun? Askerine, polisine, kamu yöneticilerine, ülkeyi yöneten siyasetçilere ne kadar inanıyor ve güven duyuyorsun?
Aslında hayat, tam anlamıyla güven üzerine inşa edildiğinde adil bir düzene kavuşur. Güvenin olmadığı yerde huzur da, adalet de, toplumsal birlik de zayıflar.
Güvenilir insan adaletlidir. Sözüne itibar edilir, fikirlerine değer verilir. Verdiği sözü tutar, yapacağını söylediğini yapar ve çevresine güven verir. Böyle insanlar, toplumun en değerli bireyleridir.
Merhum yazar Doğan Cüceloğlu'nun şu sözü bu gerçeği çok güzel anlatır:
"Bir insanın gelebileceği en büyük mertebe, güvenilir insan olmaktır."
Çünkü itibar dışarıdan verilir; güven ise insanın karakterinde, içeriden inşa edilir. İnsan ancak güvenilir olduğunda gerçekten olgunlaşmış sayılır.
İnsan olmanın özü; söz, davranış ve karakter tutarlılığıdır. Güvenilir insan, söylediğiyle yaptığı örtüşen, zor zamanlarda bile ilkelerinden vazgeçmeyen, karşısındaki insanı bir araç değil, bir değer olarak gören kişidir.
İnsanlar senin yanındayken kendilerini savunmak zorunda hissetmiyorlarsa, aldatılmayacaklarını biliyorlarsa, işte gerçek olgunluk da budur.
Bunu günlük hayattan birkaç örnekle açıklayalım.
Aile içinde;
Çocuğuna verdiği sözü tutan bir anne ya da baba kusursuz olmayabilir; ancak güvenilirdir. Çocuk için güven duygusu, hayata sağlam basacağı en önemli zemindir. Psikolojik dayanıklılık da tam burada başlar.
İş hayatında;
Bilgisi sınırlı ama dürüst bir çalışan, çok yetenekli fakat güven vermeyen birinden daha değerlidir. Çünkü kurumları ayakta tutan yalnızca bilgi değil, güvendir.
Güvenin olmadığı yerde denetim artar. Denetim arttıkça samimiyet azalır, insanlar birbirinden uzaklaşır.
Kriz zamanlarında;
Herkes kendi çıkarını korumaya çalışırken bile adaletli kalabilen insanlar, toplumun görünmeyen direkleridir. Gerçek liderlik de tam olarak budur.
Bu yazıyı kaleme almaktaki amacım; insanların çevresindeki kurumlara, siyasi liderlere, kamu yöneticilerine, sivil toplum kuruluşlarına, iş insanlarına, komşularına, arkadaşlarına ve hatta aile bireylerine duyduğu güvenin her geçen gün azaldığını hatırlatmaktır.
Yakın geçmişe dönüp bakalım.
Bugün ülkeyi yönetenler iktidara gelirken "Yolsuzluğu, yoksulluğu ve yasakları bitireceğiz." demişlerdi. Sizce bu sorunlar gerçekten sona erdi mi?
Deprem felaketinde Kızılay'ın çadır satışı tartışmaları toplumda güven duygusunu zedelemedi mi?
Deniz Feneri Derneği ile ilgili yıllarca konuşulan iddialar insanların yardım kuruluşlarına bakışını etkilemedi mi?
Öte yandan birçok vatandaşı aldatan, Haluk Levent'in öncülüğündeki Ahbap Derneği'ne, güven duyduğu için kumbarasını kırıp yardım etti. Çünkü güven, insanları fedakârlığa yönelten en büyük güçtür.
Siyasette de güven en az ekonomi kadar önemlidir. Seçmenin verdiği emaneti koruyamayan, kişisel hesaplarını toplumun çıkarlarının önüne koyan herkes, yalnızca kendi itibarını değil, toplumun demokrasiye olan güvenini de zedeler.
Toplumun temel direği paradan önce güvendir. Güven sarsıldığında ekonomi de, adalet de, eğitim de, siyaset de yara alır.
Bu nedenle önce başkalarına değil, kendimize dönüp şu soruyu sormalıyız:
Ben güvenilir bir insan mıyım?
Çünkü güvenilir insanlar çoğaldıkça güçlü toplumlar oluşur.
Sözlerimi iki önemli hatırlatmayla bitirmek istiyorum:
"Çocuk yetiştirmek sadece aile içindeki bir mesele değildir; bu aynı zamanda toplumun ve devletin meselesidir."
"Okumayan, düşünmeyen ve aydınlanmayan toplumları şarlatanlar aldatır."
Aklınızı açık, vicdanınızı diri, güveninizi hak eden insanlarla yolunuzu bir tutun.