Türkiye'nin geleceği için reform şart
Değerli okurlar,
Daha önce birçok yazımda ülkemizde farklı alanlarda yapısal reformlara ihtiyaç bulunduğunu ifade etmeye çalıştım. Afetler, deprem, yangın, sel, şehirleşme, zemin güvenliği ve toplumsal farkındalık üzerine kaleme aldığım yazılarda temel amacım yalnızca mevcut sorunları sıralamak değildi. Toplumda farkındalık ve bilinçlenmeye katkı sağlamak, bilimin yol göstericiliğinde sorunları ortaya çıkmadan önce azaltabilecek bir yönetim anlayışına dikkat çekmekti.
Bugün ülkemizin içerisinde bulunduğu siyasal ve toplumsal atmosferin geleceğe ilişkin farklı kaygıları beraberinde getirdiğini görüyoruz. Ancak Türkiye’nin geleceğini günlük siyasi tartışmaların sınırları içerisinde değerlendirmek yerine daha temel bir soruyu sormamız gerektiğine inanıyorum:
Nasıl bir Türkiye inşa etmek istiyoruz?
Bu sorunun cevabı bir seçim döneminden, bir hükümetten veya bir belediye yönetiminden daha uzun bir zaman dilimini kapsamalıdır.
Çünkü eğitim sisteminden adalete, ekonomiden şehirleşmeye, kamu yönetiminden afetlere hazırlığa kadar Türkiye’nin temel meselelerinin önemli bir bölümü uzun vadeli ve kurumsal politikalar gerektirmektedir.
Sorunları Yönetmek Yetmez, Kaynağında Çözmeliyiz
Mesleki hayatım boyunca zemin, deprem ve şehir güvenliği alanlarında üzerinde durduğum temel yaklaşım aslında ülke yönetiminin birçok alanına uygulanabilir:
Sorun ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek yerine, sorunun oluşmasına neden olan koşulları önceden belirlemek ve riski kaynağında azaltmak.
Mühendislikte buna proaktif yaklaşım diyoruz.
Aynı anlayışın kamu yönetiminde de güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Deprem meydana geldikten sonra bina güvenliğini tartışmak yerine yapı stokunu önceden incelemek; sel meydana geldikten sonra dere yataklarını konuşmak yerine şehirleri havza gerçeklerine göre planlamak; yangın çıktıktan sonra müdahale kapasitesini tartışmak yerine riskli alanları önceden belirlemek gerekir.
Aynı şekilde eğitimde, ekonomide, hukukta ve kamu yönetiminde de sorunların büyümesini beklemek yerine nedenlerini önceden tespit eden mekanizmalar geliştirilmelidir.
Türkiye’nin ihtiyacı sürekli pansuman tedbirleri değil, sorunları kaynağında ele alan kalıcı politikalar olmalıdır.
Yapısal Reform Bir Kanun Değişikliğinden Daha Fazlasıdır
Yapısal reform kavramını yalnızca yeni kanunlar çıkarmak veya mevcut mevzuatı değiştirmek olarak görmemeliyiz. Gerçek reform, kurumların çalışma kültürünü değiştirebilen reformdur. Kişilere göre değişmeyen sistemler oluşturabilmek, kurumsal hafızayı koruyabilmek, liyakati güçlendirmek, bilimsel veriyi karar mekanizmalarının merkezine yerleştirmek ve yapılan uygulamaların sonuçlarını ölçebilmek gerekir. Bir yönetici değiştiğinde bütün sistem yeniden başlıyorsa orada güçlü bir kurumsal yapıdan söz etmek zordur. Devlet politikalarının bazıları günlük siyasi takvimlerden daha uzun yaşamak zorundadır.
Deprem güvenliği böyledir. Eğitim böyledir. Şehir planlaması böyledir. Su yönetimi böyledir. İklim değişikliğine uyum böyledir. Bilim ve teknoloji politikası böyledir. Bunlar beş yıllık değil, gerektiğinde elli ve yüz yıllık perspektifle ele alınması gereken meselelerdir…