Eğitim sistemi gençleri kaybediyor mu?
Türkiye’de eğitim, her dönemin en hararetli tartışma başlıklarından biri oldu. Ancak bugün karşımızda duran tablo, tartışmanın ötesine geçmiş durumda. Türk Eğitim Derneği bünyesinde faaliyet gösteren TEDMEM’in 2025 raporu, gençlerin eğitim sistemine olan güveninin hızla eridiğini açıkça ortaya koyuyor. Bu, istatistik geleceğe dair ciddi bir alarmdır.
Gençler sınavların zorluğundan ya da müfredatın yoğunluğundan artık şikâyet etmiyor. Eğitime olan inançları her geçen gün zayıflamaya başlayan geleceğimizin emanetçileri, “Okuyunca ne olacak sanki” demeye başladı. Üniversite diplomasının bir zamanlar sunduğu “garanti gelecek” algısı yerle bir olmuşken, gençlerin gözünde eğitim bir umut kapısı olmaktan uzaklaşıyor.
Bugün bir öğrenci için eğitim; hayallerine ulaşmanın yolu değil, belirsizliklerle dolu uzun bir tünel gibi görülüyor. Yıllarca sınav maratonuna giren, test kitapları arasında büyüyen bir nesil, mezun olduğunda karşısında işsizlik ya da alan dışı çalışma gerçeğini buluyor. Hal böyleyken güven nasıl tesis edilebilir?
Gençler, çabalarının karşılığını alacaklarına inanmadıklarında, sistemle bağlarını koparmaya başlarlar. Bu kopuş sessizdir ama yıkıcıdır. Çünkü güvenin kaybolduğu yerde motivasyon da kaybolur, üretkenlik de.
Bir diğer önemli mesele ise sürekli değişen eğitim politikalarıdır. Her yeni düzenleme, her yeni sınav sistemi, gençlerin zihninde şu soruyu doğuruyor: “Bu sistem ne kadar kalıcı?” İstikrarsızlık, güvenin en büyük düşmanıdır. Eğitim gibi uzun vadeli bir alanda sık sık yön değiştirmek, gençlerin sisteme olan bağlılığını zayıflatır.
Oysa eğitim, bir ülkenin en stratejik yatırımıdır. Bugün güven kaybeden gençlik, yarının üretim gücünü, bilimini, sanatını da beraberinde kaybeder. Güven, sadece sözle değil; adaletle, şeffaflıkla ve tutarlılıkla yeniden inşa edilir.
Peki çözüm ne? Öncelikle gençlerin sesini gerçekten duymak. Onları sınav sonuçlarıyla değerlendiren değil, hayallerini ve beklentilerini anlayan bir yaklaşım gerekiyor. Eğitim sisteminin amacı sadece mezun vermek olmamalı. gençlere umut da aşımalıdır.
Unutmayalım ki bir ülkenin geleceği, gençlerinin hayal kurma cesaretiyle ölçülür. Eğer o cesaret kırılıyorsa, mesele eğitim değildir; mesele doğrudan geleceğin kendisidir.
Bugün raporların satır aralarında gördüğümüz bu “güven kaybı”, yarın çok daha büyük bir toplumsal kırılmanın habercisi olabilir. Ve o gün geldiğinde, “Nerede hata yaptık?” sorusunu sormak için artık çok geç olabilir.