Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Parçalı bulutlu
4°
Ara

Domuz eti krizi

YAYINLAMA:
Domuz eti krizi

Televizyon ve dijital platformlarda yayınlanan diziler eğlendirdiği kadar kültürel bir işlevi de yerine getiriyor. Toplumsal değerler, kimlikler, tartışmalar ve mücadeleler hikayelere konu edilerek izleyicinin beğenisine sunuluyor. Toplumun hiç konuşmadığı meseleleri bir anda gündeme getirebiliyor. Geçtiğimiz haftalar özel bir televizyon kanalında yayınlanan “Aynı Yağmur Altında” adlı dizi kısa bir yemek sahnesi ile tam olarak bunu yaptı. Tam da Ramazan ayının başlamasına birkaç gün kala yayınlanan bölümünde Hristiyan bir karakterin akşam yemeğinde Müslüman aileye domuz eti ikram ettiği sahne bulunuyordu. Medyanın kültürel rolü tekrar tartışma konusu oldu. 

Yemek sahnesi sosyal medyada hızla yayıldı ve gündem oldu. Kültürel farklılıkların tartışmaya açıldığı sahne oldukça fazla tepki çekerek tartışma ortamı yarattı. Kurgu bir sahne diyerek eleştirileri abartılı bulan da provokasyon yapıldığını iddia ederek sert tepki gösterenler de oldu. Türk Ortodoks Topluluğu’nun “Biz Hristiyan Türkler bile nadiren yeriz. Müslüman komşumuza asla ikram etmeyiz.” sözleriyle açıklama yapması ise gerilimi biraz daha derinleştirdi. Çünkü bu bir tepki açıklamasından çok toplumun çeşitliliğini ve kültürel dokusunu hatırlatma girişimiydi. 

Bu tür tartışmalı sahneler medya için çoğu zaman içerik fırsatı olarak görülüyor. Ağırlıklı olarak da yankı odalarındaki izleyiciyi hedef alarak kutuplaşmaları güçlendirmeye hizmet ediyor. İzleyicilerin duygularına adeta yangına körükle gider gibi giderek tutum ve davranışlarını etkilemeyi amaçlayan bu gibi anlatılar mevcut farklılıkları derinleştirirken, herhangi bir tartışma zemini yaratmıyor. 

Domuz eti, dini bir yasak olmanın ötesinde toplumsal sınırları, yaşam tarzlarını, kimlikleri görünür hale getiren bir sembol. Bu nedenle dizi sadece dramatik bir hikâye olarak değil temsil ettikleri de değerlendirildi. Tartışmalı bir konuyla da olsa dizi trend listelerine girmiş, gereken tanıtım yapılmıştı. Bu yemek sahnesi de nefret izleyiciliğinin tipik bir örneği olarak merak, öfke, nefret gibi duygularını tetikleyerek yoğun şekilde izlenmiş, sosyal medyada paylaşılmış ve etkileşim yaratmıştı. 

Tartışmanın üzerinden bir hafta geçti ve dizinin bir sonraki bölümü yayınlandığında reytinglerin %35 oranında azaldığı görüldü. Reyting düşüşü, sahnenin yazılmasının etkisinin sadece sosyal ağlarla sınırlı kalmadığını ve toplumun geneline yayıldığını gösterdi. Bu tepki aslında gerilim yaratarak kutuplaştıran, öfkeyi tetikleyerek izlenmeyi arttıran formülün bazı durumlarda ters tepebileceğini kanıtlıyor.

Aslında bu reyting kaybı bize iletişimin en temel kriterlerini de hatırlatmalı: Samimiyet ve niyet. İletişimin etkili olması için samimi olunması ve iyi bir niyete sahip olunması gerekiyor.  Bunun aksi diziyi izlememe tepkisine yol açabiliyor. Belirli bir sınırı aşan, toplumun hassas olduğu konuları ve kişileri hedef alan ve böylece gerilim yaratarak kutuplaşmadan beslenmek her zaman izleyici kazandırmıyor. “Aynı Yağmur Altında” dizisinde olduğu gibi izleyici kaybettirebiliyor.  

Gerginlik yaratan bu sahneyi, üstelik tam da ramazan ayına girmek üzereyken olunan yazmak, toplumun hassasiyetlerini ve birlikte yaşama kültürünü yeterince kavrayamamak olarak yorumlanabilir. Hatta kültürel karşılığı zayıf olan bu tür kurguları bilinçli bir algı yönetimi girişimi olarak da değerlendirenler de olabilir. Amaç ne olursa olsun medyanın kolektif duyguları harekete geçirebildiği bir gerçek.  Tam da bu özelliğinin bir sonucu olarak dizi büyük bir izleyici kaybı yaşadı. 

Bu sıradan bir reyting verisi değil toplumsal bir işaret. Kutuplaşmış ve yorgun toplumun farklılıklara rağmen birlikte olmak iradesinin varlığını ve daha fazla gerilmeye ihtiyacı olmadığını gösteriyor. Ayrıca bu iradeyi bölmek değil iradeyi güçlendirmek ancak daha eşitlikçi, kapsayıcı ve inançlara saygılı bir medya mümkün. 

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *