Seçilip atanarak zenginleşme
Dün ya da bugün pek fark etmiyor seçilen ve atananlar bulundukları konum gereği birden zenginleşmekte.
Çok detaya girmeye gerek yok. Ülkede yapılan genel ve yerel seçimlerde adayların partileri için yaptıkları bağış (?) miktarına bakmalı. Milletvekili, il, ilçe belediye başkan ve meclis üyelerinin aday olurken partilerine verilen “kayıt” parası dışında kendini tanıtmak için harcadığı “bütçe” önemli bir yekûn tutmakta. Seçim tanıtımı için afiş, bayrak, broşür, hediyelik yüklü bir maddi gider. Bu harcamaları yapmak için hiç imkânı olmayan bile borç almakta. Kimileri de kamu kurumlarına iş yapan ya da ihale alan şirketler tarafından desteklenmekte.
Mahalle muhtar adayı bile seçimde tanıtım için önemli oranda para harcamakta. Acaba neden? Halkımızın bir tabiri var “kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez”.
Seçimle iş başı yapılan ülkelerde adaya oy verecek olan yurttaş “iyi yönetmesi, kimseyi kayırmaması, hakkaniyetli ve adil yönetmesini bekler”. Peki, maddi destek veren ne bekler?
Seçilen kendisini destekleyenin kimisini kamuda işe aldırır, kimisini de mal alımı ve ihale durumlarında kayırır ve öncelik verdirir. Atanan seçilenin çıkarına hizmet eder, onunla birlikte kamusal çıkarlar şahsi çıkarların gerisinde kalır. Seçilenler her kim olursa olsun “toplumun kamusal çıkar ve haklarını koruyacağına” yemin ve söz vermiştir. Kamusal çıkarın sözde kaldığını son günlerde açıkça görmekteyiz.
‘Yağan yağmur suyun aktığı dere yataklarını bulur göl, gölet ve denize akar. Dere yataklarını küçültürsen çevresine taşar. Başta Kent ve Çevre Bakanlığı yerelde Su ve Kanal yetkilileri “su havzası” ve “dere yataklarını” yapı imarı açısından her dönem değiştirmekte. 1984 döneminde İBB Başkanı ve İSKİ müdürü su havzalarını koruma ve kollama genelgesi hazırladı. İçme suyu havzalarına belli bir mesafe koydu. Hem su havzaları hem dere yatakları kollanıp korumaya alınması kamusal bir görevi yerine getirdi. Yerine gelen Sözen ve ekibi bu doğru uygulamayı korumaya çalıştı. Bu süre içinde birçok müteahhİT imar değişikliği ve tadilatı konusunda seçimde destek verdiği meclis üyesi ve vekilleri araya soktu. 1994 seçiminden hemen sonra “seçilen” partinin İBB başkanı ve ekibi su havzalarındaki mesafeyi ¼ oranında geriye çekti. Havzalar daralırken dere yatakları kurutulup imara açıldı.’
Devlet her kim yönetime gelirse gelsin beş, on ve yirmi yıllık plan yapar. Bu planlar başta eğitim, sağlık, güvenlik, üretim, kent ve konut yapımı da bunların içindedir. Bir sonraki günü düşünmek ve ona göre planlayıp yatırım yapmak seçilen ve atanan kamusal görevlilerin sorumluluğudur. Bu göreve getirilenler aynı işi yapan diğer görevlilerden daha fazla maaş ve ayrıcalığa sahip olurken “kamusal sorumluğun” bilincinde görev yapmasını ister.
Son günlerde bakıyoruz ki seçimle gelen siyasetçilerin ve atanan bürokratların görev sürelerinde hızla zenginleşmekte. Seçimle gelen makamların (bakan, milletvekili) ve atanan üst düzey bürokratların (vali, genel müdür, müdür) görev süreleri boyunca veya sonrasında haksız ve ani şekilde zenginleştiğine dair iddialar polis ve adli soruşturma sürecine girdi. Soruşturma sürerken siyasi ve idari gücü elinde bulunduran yetkilinin hızla zenginleştiğine şahit olmaktayız. Sadece kendileri değil aile boyu bu işin içinde keza adli suçları cinayetleri ört bas edildiği şaibe olmadığı görülmekte.
Seçilen vekil ya da belediye başkanı maaş, meclis üyeleri oturum başı ücret için seçilmediğini “sağır sultan” bile biliyor. Bu şahıslar siyasi nüfuzunu kullanarak devletin tüm kurumlarını çıkarı için kullandığı ortada. Son yıllarda Kamu İhale kanununun acil durumlar için öngördüğü 21/b (pazarlık usulü) maddesi esnetildi. İktidar ve ona yakın yöneticiler kendileri ya da akrabalarının şirketleri üzerinden bakanlık ve belediyelerden milyonlarca liralık ihaleler aldığı gün yüzüne çıktı.
Bakanlık ve belediyeler aracılığıyla yapılan imar planı değişiklikleri, tarım arazileri, yeşil alanlar ve su havzaları imara açılması bunun yanında kentin görünümünü bozan kat yüksekliklerinin artırılması belirli kişi ve şirketlere maddi değer artışı sağlanmış.
Seçilenler yasama ve yürütmedeki güçlerini kullanarak büyük şirketlerin bürokratik engellerini aşmasını sağlamak, devlet teşviklerinden yararlandırmak ve bunun karşılığında gizli ortaklıklar veya yüksek bedelli danışmanlık adıyla servet edinildi. Bürokrasinin tepe noktasında yer alan idareciler imza yetkilerini maddi kazanca dönüştürdüğü görülmekte.
Bakan yardımcıları, genel müdürler, il ve ilçe mülki amirleri asli görevlerinin yanı sıra Birlik, Kamu İktisadi Teşebbüsleri Yönetim Kurulu Üyelikleri ve Kayyum atanan kurum ve şirketlerden ayrı ayrı yüksek maaş ve "huzur hakkı" almakta. (Bu durum merkezi hükümetin yanında yerel yönetimlerin Belediye İştiraki Kuruluşlarının yönetiminde meclis üyesi ve müdürler de huzur hakkı adı altında ücret almakta.) Genel müdür ve müdürlükler, devletin devasa bütçelerini harcayan birimlerdir. Hizmet alımlarında, araç kiralamalarında veya doğrudan teminde denetim dışı esneklikler kullanılarak, faturaların şişirilmesi ya da işlerin komisyon karşılığı belirli taşeronlara yönlendirilmesi iddialar var.
Bu iddialara karşılık merkezi ve yerel hükûmet temsilcileri yaptıklarına kılıf bulur. Kurumlarda yapılan tüm harcamalar, ihaleler ve bürokratik atamaların mevzuata, Sayıştay denetimine ve hukuka uygun olduğunu savunur. Çoklu maaş iddialarına yönelik olarak ise, bu kişilerin devlet şirketlerinin çıkarlarını korumak adına yoğun mesai harcadıklarını ve ödemelerin yasal sınırlar dâhilinde yapıldığını ifade eder. Merkezi ve yerel iktidarların farklı partilerde olduğunda gücü elinde bulunduran aynı “suçları” yaptığı iddia edilenlerin arasında bile adaletin doğru uygulanmadığı görülür.
Kurulu sistemin seçilen ve atananları yasama ve yürütme gücü ve politik bağlantıları kullanarak bencil, doyumsuz ve sahip olma hırsıyla zengin olmakta. Kapitalist/emperyalizmin tekelci yönü yanında ekonominin askerileşmesi faşizm olarak gördük. Bugünlerde baş jandarma ve gelişmekte olan ülkelerde “ahbap çavuş kapitalizm” (crony capitalism) uygulamasına da şahit olmaktayız.
Sahiden nereden buldun yasası nerede?
Toplumun hak ve çıkarını korumak ve gözetmekle sorumlu özellikle “Sayıştay” bu konuda ne yapmakta?