Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Açık
15°
Ara

Metrodaki intiharların çözümü bariyer mi?

YAYINLAMA:
Metrodaki intiharların çözümü bariyer mi?

İstanbul’da sık sık Marmaray ve metro istasyonlarında benzer intihar haberlerini duyuyoruz. Seferlerin aksaması üzerine resmi hesaplardan “üzücü bir olay” şeklinde duyurulan bu vakalar; o gün seferlerin aksamasına neden olduğundan kamuoyunda öfkeye sebep oluyor, perde arkasındaki politik ve toplumsal nedenler yerine istasyonlardaki bariyer eksikliği konuşuluyor.

TÜİK verilerine göre Türkiye’de kaba intihar hızı 2025’te yüz binde 5,36 seviyesine ulaşarak belirgin bir artış gösterdi. Sayısı gittikçe artan bu vakaları bireysel birer trajedi yerine toplumsal bir sorun olarak ele almak gerekiyor. Derinleşen ekonomik kriz ve politik ortam toplumsal gerilimi artırırken işsizlik, liyakatsizlik ve gelecek kaygısı bireyi köşeye sıkıştırıyor. Dijitalleşmenin yarattığı bireysel izolasyon ve yalnızlık da kişinin buhranını pekiştiriyor. Ancak seferlerin aksaması ile haberdar olduğumuz bu bireyi kurtarmak istasyonlara bariyer eklemekten değil kişiyi o raylara iten sebepleri konuşmaktan geçiyor.

Yaşanan ekonomik kriz ve geçim sıkıntısı toplumda derinden hissediliyor. Sınıflar arası eşitsizlik derinleşirken sistem artık sınıf atlama umudu da vadedemiyor. Türkiye’de milyonlarca insan yoksulluk sınırının altında yaşarken alım gücü günden güne düşüyor. Gençler için diplomalar sertifikalar artık iyi bir gelecek garantisi vermiyor. Böylesine çetin bir yaşam kavgası verilirken had safhaya varan politik kutuplaşma da sosyal dışlanmışlık ve kurumsal güvensizlik yaratıyor. Bütün bunların oluşturduğu trajik tablo, intihara sürüklenen hayatların arkasındaki nedenleri önümüze seriyor.

Yaşanan ekonomik kriz ve geçim sıkıntısı artık toplumun tüm kılcal damarlarında derinden hissediliyor. Sınıflar arası eşitsizlik uçuruma dönüşürken sistem, alt sınıflara hayatta kalma mücadelesi dışında bir sınıf atlama umudu dahi vadedemiyor. Türkiye’de milyonlarca insan yoksulluk sınırının altında yaşam savaşı veriyor, alım gücü günden güne eriyor. Gençler için yıllarca verilen emeklerin karşılığı olan diplomalar ve sertifikalar, artık asgari bir gelecek garantisi dahi sunmuyor.

Tüm bu maddi problemlerin üstüne, neoliberal dünyanın dayattığı bireycilik de kişiyi yalnızlığa itiyor. Kamusal alanların gitgide daraldığı kalabalık şehirlerde tek başına yaşam kavgası veren birey; karşılaştığı sosyal adaletsizliklerle topluma olan güvenini de yitiriyor. Derinleşen politik kutuplaşma, farklı görülenin ‘marjinal’ ilan edilip dışlanması, sosyal ilişkilerin çıkar üzerine kurgulanması ve sistemin yarattığı rekabet ve güvensizlik ortamı da kişiyi kabuğuna çekilmeye zorluyor. Toplumsal bağlar zayıflarken toplumun destek mekanizmaları da işlevsizleşiyor. İntiharın eşiğine gelen birini fark etmeyi de imkansızlaştıran bu düzen, intihara sürüklenen hayatların arkasında yatan asıl politik ve yapısal nedenleri tüm çıplaklığıyla önümüze seriyor.

Resmi açıklamalarda “üzücü bir olay” kalıbıyla geçiştirilen bu konuyu konuşurken faturayı bireye kesen ezber anlayıştan uzaklaşıp politik ve yapısal nedenleri vurgulamak gerekiyor. Yetkililerin konuya ilişkin alacağı önlemler peronlara dikilen bariyerler veya yayın yasakları ile sınırlı kalmamalıdır çünkü bariyerler yoksulluk ve geleceksizliğe çare olmayacaktır. İntihar vakalarının önüne geçmenin gerçek yolu; sosyal adaleti sağlamaktan ve toplumun her ferdine insan onuruna yakışır bir yaşam sunmaktan geçiyor. 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *