Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Açık
15°
Ara

Başkana saray, vatandaşa nanay!

YAYINLAMA:
Başkana saray, vatandaşa nanay!

SARAY GİBİ BELEDİYE BİNASI, BAŞKA İLÇELERDE DEVLET DAİRELERİ!

40 yıldır Büyükçekmece’yi planladığını söyleyenler, ilçenin geleceğini gerçekten planladı mı? Belediye gelir getiren iş merkezlerini kaybederken, kamu hizmetleri başka ilçelerde kalırken, sahil betonlaşırken ve bugün atıl durumda olduğu tartışılan yatırımlar ortadayken bu soruyu sormak bizim gazetecilik görevimizdir.

Büyükçekmece…

İstanbul’un en güzel coğrafyalarından birine sahip, deniziyle, gölüyle, sahiliyle, tarihiyle ve insanıyla ayrı bir değer taşıyan bir ilçe.

Peki, bu güzel ilçenin bugün bulunduğu noktaya nasıl geldiğini hiç düşündünüz mü?

Yaklaşık 40 yıl boyunca aynı belediye yönetiminin şekillendirdiği bir Büyükçekmece’den söz ediyoruz. On yıllar boyunca planlar yapıldı, arsalar değerlendirildi, binalar yükseldi, projeler açıklandı.

Ancak bugün dönüp baktığımızda cevap bekleyen çok sayıda soru var.

Ben bu ilçede yıllardır gazetecilik yapıyorum. Yazdım, çizdim, uyardım. Bugün dile getirdiğim sorunların önemli bir bölümünü yıllar önce de gündeme getirdim. Çünkü gazetecilik, yalnızca yapılanları alkışlamak değil, yapılmayanları da sorgulamaktır.

BELEDİYE BİNASI GÖRKEMLİ

VATANDAŞIN İŞİ BAŞKA İLÇELERDE!

Önce en temel meselelerden başlayalım.

Büyükçekmece’de yaşayan bir vatandaşın adliyedeki işini halletmek için farklı adliyelere gitmek zorunda kalabildiği bir düzeni düşünün. Vergi dairesi, mal müdürlüğü ve devlet hastaneleri gibi temel kamu hizmetleri için de ilçe dışına çıkmak zorunda kalan vatandaşları düşünün.

İnsanlar zaman kaybediyor, yol masrafı yapıyor, işinden gücünden oluyor.

Peki, yıllardır büyüyen ve gelişen Büyükçekmece’de bu ihtiyaçlar neden yeterince karşılanamadı?

Elbette adliye, hastane ve vergi dairesi gibi kurumların açılması yalnızca belediyenin kararına bağlı değil. Merkezi idarenin de sorumluluğu var. Ancak bir belediye yönetiminin görevi, ilçenin ihtiyaçlarını tespit etmek, uygun alanları planlamak, ilgili kurumlarla görüşmek ve yatırımların ilçeye kazandırılması için mücadele etmek değil midir?

Öyleyse soralım: Büyükçekmece’nin devlet hastanesi, adliye, hükümet konağı ve diğer kamu hizmetleri ihtiyacı için yıllar içinde hangi somut adımlar atıldı? Hangi alanlar ayrıldı? Hangi projeler hazırlandı? Hangileri hayata geçirilemedi?
Beykent’te bulunan Beylikdüzü devlet hastanesinin yerini zamanın Gürpınar Belediyesi bağışladı, Mimarsinan devlet hastanesi ise yer yokluğundan hazineye ait arsa üzerine, çimento fabrikasının dibine yapıldı.

Asıl sorgulanması gereken, belediye binasının ne kadar görkemli olduğu değil, o ilçede yaşayan vatandaşın hayatının ne kadar kolaylaştırıldığıdır.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni aratmayan özelliklerle anılan bir belediye binası yapabilirsiniz. Peki, vatandaşın hastanesi, adliyesi, kamu daireleri ve sosyal ihtiyaçları aynı ölçüde düşünüldü mü?

Bir ilçenin büyüklüğü belediye binasının ihtişamıyla değil, vatandaşına sunduğu yaşam kalitesiyle ölçülür.

BELEDİYENİN İŞ MERKEZLERİ VARDI: 

KİRA GELİRLERİNE NE OLDU?

Gelelim Büyükçekmece’nin çok önemli bir başka meselesine…

Bir dönem belediyeye ait iş merkezleri vardı. Bu merkezlerde ofisler bulunuyordu. Avukatlar, muhasebeciler, bilgisayar kursları ve farklı meslek grupları bu ofisleri kullanıyordu.

Bu iş yerleri yalnızca belediyeye kira geliri sağlayan taşınmazlar değildi. Aynı zamanda Büyükçekmece’nin ekonomik hayatına katkıda bulunuyordu.

O ofislerde çalışanlar yemek yiyordu, alışveriş yapıyordu, çay içiyordu, ihtiyaçlarını ilçe esnafından karşılıyordu. Yani o binalarda oluşan hareketlilik, çevredeki esnafa da kazanç sağlıyordu.

Sonra ne oldu?

Bazı alanların özel eğitim kurumları tarafından kullanılmaya başlanmasıyla birlikte ilçenin ticari hayatına katkı sağlayan bu yapının değiştiği yönünde ciddi eleştiriler ortaya çıktı.

Örneğin Aydın Üniversitesi Diş Hekimliği biriminin kullandığı alanda daha önce ofislerin bulunduğu, bu ofislerde avukatlık bürolarından muhasebe hizmetlerine ve bilgisayar kurslarına kadar farklı iş kollarının faaliyet gösterdiği ifade ediliyor.

Burada mesele bir üniversitenin ya da eğitim kurumunun Büyükçekmece’de bulunması değildir. Eğitim elbette değerlidir. Üniversiteler ilçelere katkı da sağlayabilir.

Ancak sorulması gereken şudur:

Belediyeye gelir sağlayan, esnafın ticaretine hareketlilik kazandıran iş merkezleri hangi kararlarla ve hangi koşullarda başka amaçlarla kullanılmaya başlandı?

Bu taşınmazların kira gelirleri neydi? Kullanım değişiklikleri belediyeye nasıl bir ekonomik fayda sağladı? Belediyenin gelirinde artış mı oldu, azalma mı? İlgili sözleşmeler hangi şartlarla yapıldı?

Bunlar belgeyle cevaplanması gereken sorulardır.
Öğrenci hareketliliği elbette çevreye ekonomik katkı sağlayabilir. Ancak bunun ne ölçüde gerçekleştiği, yerel esnafın bundan ne kadar yararlandığı ve önceki ticari faaliyetlerle karşılaştırıldığında nasıl bir sonuç ortaya çıktığı araştırılmalıdır.

Belediyeye ait taşınmazlar, yalnızca bir binanın nasıl kullanılacağı meselesi değildir. Bunlar aynı zamanda kamunun ekonomik varlığıdır.

 

ATİRUS AVM: BÜYÜK PROJE Mİ

KAÇIRILAN FIRSAT MI?

Büyükçekmece’nin merkezindeki Atirus AVM meselesi de ayrıca konuşulmayı hak ediyor.

Bugün yıkılacak mı, satılacak mı, başka bir amaçla mı kullanılacak sorularıyla gündeme gelen Atirus’un geçmişte farklı bir kamusal ihtiyaç için değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini düşünmek zorundayız.

Böyle bir yapı, planlama aşamasında devlet hastanesi, adliye ya da başka bir kamu hizmeti için uygun bir seçenek olabilir miydi?

Bunu kesin olarak söyleyebilmek için binanın mülkiyet durumunu, imar planlarını, teknik koşullarını, proje geçmişini ve maliyetlerini incelemek gerekir. Fakat asıl soru değişmiyor: Büyükçekmece’nin en merkezi noktalarından birindeki bu yatırım, ilçenin uzun vadeli ihtiyaçları düşünülerek mi planlandı?

Bugün AVM’nin ekonomik performansı ve geleceği tartışılıyorsa, geçmişteki kararların da masaya yatırılması gerekir.

Çünkü yanlış planlama yalnızca yatırımcıyı etkilemez. Kentin merkezindeki ticari hayatı, çevredeki esnafı, ulaşımı ve kamusal alanların kullanımını da etkiler.

Büyükçekmece merkezindeki esnafın yaşadığı sıkıntıları konuşurken Atirus’un etkisini de değerlendirmek zorundayız.

AVM’nin ilçe ekonomisine katkısı ne oldu? Beklenen ticari hareketlilik oluştu mu? Merkezdeki esnaf bu projeden ne ölçüde yararlandı? Bugün gündeme gelen sorunların nedenleri neler?

Bu soruların cevapları açıklanmadan, yıllar önce alınan kararların başarılı ya da başarısız olduğuna ilişkin kesin bir hüküm vermek doğru olmaz.

Ancak bir gerçek var: Büyük yatırımların yalnızca açılış gününde değil, yıllar sonra ortaya çıkan sonuçlarıyla da değerlendirilmesi gerekir.

Bir projeyi yapmak kadar, o projenin yıllar sonra neye dönüştüğünü sorgulamak da önemlidir.

BÜYÜKÇEKMECE SAHİLİ: DENİZİMİZ VAR

PEKİ KENTİN HAKKI NEREDE?

Gelelim Büyükçekmece’nin en kıymetli alanlarından birine: Sahile…

Büyükçekmece sahili, doğru planlandığında yalnızca ilçede yaşayanların değil, İstanbul’un dört bir yanından gelen insanların da nefes alabileceği bir alan olabilirdi.

Sahil düzenlemesi, yürüyüş yolları, yeşil alanlar, kültür merkezleri, spor alanları ve kamusal etkinliklerle çok daha geniş bir yaşam alanına dönüştürülebilirdi.

Sahil düzenlemesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesinin katkısı ve yaptığı çalışmalar da ayrıca değerlendirilmelidir. Büyükçekmece’nin sahilindeki hizmetleri konuşurken hangi projenin hangi kurum tarafından yapıldığını doğru belirlemek gerekir.

Benim eleştirim, sahilin yeterince kamusal fayda sağlayacak biçimde değerlendirilip değerlendirilmediği üzerinedir.

Devam eden marina projesini düşünün…

Böylesine değerli bir bölgede, Büyükçekmece halkının ücretsiz yararlanabileceği bir kültür merkezi, sosyal tesis, spor alanı ya da başka bir kamu hizmeti için seçenekler değerlendirilemez miydi? Bölgenin ihtiyaçlarına uygun bir sağlık veya eğitim tesisi için planlama yapılması mümkün müydü?

Bunlar, projenin geçmişi ve imar koşulları incelenerek yanıtlanması gereken sorulardır.

Ancak bugün görünen tablo üzerinden şu soruyu sormak hakkımızdır: Sahil, öncelikle halkın ortak yaşam alanı olarak mı ele alındı, yoksa yapılaşma ve ticari kullanım kararları mı ön plana çıktı?

20 YILDIR TARTIŞILAN MARİNA VE YÜKSELEN BETON BLOKLAR

Marina projesinin geçmişi, süresi ve geldiği nokta da kamuoyuna açık biçimde anlatılmalıdır.

Yıllardır devam ettiği ifade edilen bu süreçte hangi kararlar alındı? Proje neden uzadı? Hangi aşamalardan geçildi? Kamuoyunun merak ettiği mali ve idari süreçler nelerdir?

Bunlar yanıt bekleyen sorular.

Üstelik marina çevresinde yükselen yüksek katlı yapılar da ayrı bir tartışma konusu.
Bunlardan bir tanesi iş insanı Serdar Bilgi’ye geçtiğimiz yıllarda satılması sonucu şimdi aynı arsa üzerine 20-25 katlı binaların yükselmesini sormak zorundayız.
Siz ne yaptınız, önce para dediniz, bunu da insanlara plan proje diye yutturmaya kalktınız.
Kamu arazileri sıradan taşınmazlar değildir. Bunlar, doğru planlandığında gelecek kuşaklara bırakılabilecek ortak değerlerdir.
Peki, aynı arazi bir park olamaz mıydı?
Ağaçların altında insanların yürüyebildiği, çocukların oynadığı, yaşlıların dinlendiği, gençlerin spor yaptığı bir yeşil alan…
Büyükçekmece halkının deniz manzarası eşliğinde nefes alabildiği bir park…
Böyle bir seçenek neden değerlendirilmedi? 

BÜYÜKÇEKMECE’NİN İNSANI NEDEN BAŞKA İLÇELERE GİDİYOR?

Bir ilçenin gerçek ekonomik gücü, yalnızca nüfusuyla ya da gayrimenkul değerleriyle ölçülmez.

İnsanlar nerede yemek yiyor? Nerede alışveriş yapıyor? Düğünlerini nerede gerçekleştiriyor? Sağlık hizmetlerini nereden alıyor? Günlük ihtiyaçlarını hangi ilçede karşılıyor?

Bunlar, yerel ekonominin gücünü gösteren temel sorulardır.

Büyükçekmece’de yaşayan insanların bir bölümünün yemek, alışveriş, düğün organizasyonu ve sağlık hizmetleri için çevre ilçelere yöneldiği yönündeki gözlemler, üzerinde durulması gereken bir konudur.
Büyükçekmece’nin merkezinde ticaret neden daha güçlü bir çekim merkezi hâline getirilemiyor?
Bir ilçenin esnafını yaşatmak, yalnızca esnafa destek açıklamaları yapmakla mümkün değildir. İnsanların o ilçede zaman geçirmesini, alışveriş yapmasını ve ihtiyaçlarını karşılamasını sağlayacak bir kent düzeni oluşturmak gerekir.
İnsanları başka ilçelere yönlendiren bir kent düzeni varsa, bunun nedenlerini araştırmak belediye yönetiminin de kamuoyunun da sorumluluğudur.

SON SÖZÜM ŞU:
 

Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün bugün tutuklu ve cezaevinde bulunuyor. Açıkçası bir insanın böyle bir süreç yaşadığı dönemde arkasından yazıp çizmek istemediğim zamanlar oluyor. Kişisel olarak bunu doğru bulmadığım anlar var.
Ancak mesele kişisel değil, kamusal.
Bir belediye başkanı tutuklu olabilir, görevinden ayrılmış olabilir ya da görevde olabilir. Bunların hiçbiri, geçmişte alınan kararların sorgulanmasına engel değildir.
Bir ilçeyi 40 yıl boyunca yöneten bir anlayışın başarıları kadar eksikleri de konuşulmalıdır. Hangi kararlar doğruydu, hangi kararlar tartışmalı sonuçlar doğurdu, hangi fırsatlar değerlendirilemedi?
Bunları konuşmak geçmişe düşmanlık değildir. Tam tersine, geleceğe karşı sorumluluktur. Benim sorduğum sorular kişisel değil, Büyükçekmece’nin geleceğiyle ilgilidir.
Lütfen biraz başınızı kaldırın, gökyüzüne bakın ve yaşadığınız kentin bütününe dikkat edin.
Büyükçekmece’nin geçmişini konuşmak, bu ilçeyi kötülemek değildir. Tam tersine, bu güzel ilçenin hak ettiği yere gelmesini istemektir.
Ben 40 yıldır aynı kaygıları dile getiriyorum. Bugün de gazeteci olarak soruyorum, yarın da sormaya devam edeceğim.
Çünkü Büyükçekmece kimsenin şahsi mülkü değil. Büyükçekmece, burada yaşayan herkesin ve gelecek kuşakların ortak değeridir.
Geçmişi doğru anlamazsak bugünü anlayamayız. Bugünü anlayamazsak geleceği kuramayız. Ve unutmayalım: Bir kentin gerçek mirası, geride bıraktığı beton yığınları değil; insanlarına sunduğu yaşamdır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *