İstanbul için önemli bir gün!
İstanbul’u anlatmak kolay değildir.
Çünkü İstanbul yalnızca taşından, toprağından, Boğazı’ndan, meydanlarından ibaret bir şehir değildir. İstanbul, yüzyılların hafızasını taşıyan; her sokağında başka bir hikâyenin, her semtinde başka bir zamanın izini barındıran büyük bir şehirdir.
Belki de bu yüzden İstanbul’un 6 Ekim’i sıradan bir takvim yaprağı değildir.
6 Ekim 1923…
Bugünden tam 103 yıl önce İstanbul, yıllar süren işgalin ardından yeniden kendi bayrağına kavuştu. 16 Mart 1920’de resmen işgal edilen şehir, 4 yıl 10 ay 23 gün boyunca yabancı kuvvetlerin denetimi altında kaldı. Lozan Antlaşması’nın ardından işgal kuvvetleri 2 Ekim 1923’te İstanbul’dan ayrıldı. 6 Ekim’de ise Şükrü Naili Paşa komutasındaki Türk birlikleri şehrin idaresini resmen devraldı.
Bu tarihleri bugün yalnızca ezberlenecek rakamlar olarak görmemek gerekir.
Çünkü işgal, bir şehrin yalnızca sokaklarında yabancı askerlerin bulunması değildir. İşgal, o şehrin kendi geleceği üzerindeki söz hakkının elinden alınmasıdır. İstanbul için 6 Ekim, işte bu nedenle yeniden söz sahibi olmanın, kendi kaderini tayin etmenin ve bağımsızlığın sembolüdür.
İstanbul, Millî Mücadele yıllarında yalnızca işgal altında bir şehir değildi. Aynı zamanda Anadolu’daki mücadelenin, İstanbul’dan Ankara’ya uzanan tarihsel dönüşümün de merkezlerinden biriydi. 16 Mart 1920’de İstanbul’un işgal edilmesi ve Meclis-i Mebusan’ın dağıtılması, Millî Mücadele’nin seyrini değiştiren gelişmelerden biri oldu. Ardından Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla millî iradenin yeni merkezi ortaya çıktı.
Ve nihayet İstanbul yeniden özgürdü.
Bugün Taksim’den Beşiktaş’a, Fatih’ten Kadıköy’e, Avcılar’dan Beylikdüzü’ne kadar uzanan bu devasa şehirde yaşayan milyonlar için 6 Ekim belki de günlük hayatın telaşı içinde yalnızca bir tarih.
Ama biraz durup düşündüğümüzde, bu şehrin üzerinde dalgalanan bayrağın ne anlama geldiğini hatırlıyoruz.
Sabah işe yetişmeye çalışan İstanbullu…
Metrobüste sıkışıp kalan öğrenci…
Boğaz’a karşı çayını içen emekli…
Gece vardiyasından çıkan işçi…
Okuluna giden çocuk…
Kısacası bu şehirde yaşayan herkes, aslında 6 Ekim’in mirasının bir parçasıdır.
Çünkü İstanbul yalnızca geçmişin bize bıraktığı bir şehir değildir. Aynı zamanda geleceğe bırakmak zorunda olduğumuz bir emanettir.
Bugün İstanbul’un başka sorunları var. Trafik, deprem riski, plansız yapılaşma, çevre sorunları, hayat pahalılığı, barınma meselesi, ulaşım… İstanbul’un gündemi değişiyor, sorunları değişiyor. Fakat değişmeyen bir şey var:
Bu şehre sahip çıkma sorumluluğu.
6 Ekim’i yalnızca geçmişte kazanılmış bir zafer olarak değil, İstanbul’a karşı bugünkü sorumluluğumuzu hatırlatan bir gün olarak da görmek gerekiyor.
Çünkü şehirler yalnızca savaşlarla kazanılmaz; korunarak, geliştirilerek, yaşatılarak da kazanılır.
103 yıl önce İstanbul’un semalarında yeniden Türk bayrağı dalgalandı.
Bugün bize düşen ise o bayrağın altında yaşayan bu eşsiz şehri daha yaşanabilir, daha güvenli, daha güzel ve gelecek kuşaklara gururla bırakılabilecek bir İstanbul haline getirmek.
6 Ekim, İstanbul’un yeniden nefes aldığı gündür.
Ve İstanbul’un nefesi, bu şehirde yaşayan herkesin nefesidir.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, İstanbul’un kurtuluşuna giden yolu açan Millî Mücadele’nin bütün kahramanlarını saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.
İstanbul’un kurtuluşu kutlu olsun.
Nice 6 Ekimlere…