Finans ve ekonomi benim işim değil.
Anlamadığım işe burnumu sokmam.
Siyaset deseniz, zaten yıllardır söylüyorum.
Hiç anlamam.
Bugüne kadar oy verdiğim hiç bir parti iktidara gelemedi.
Ama iktidara gelenleri gördükçe, verdiğim oylarla gurur duymaya başladım.
İŞİN İÇİNDE YAT, JAKUZİ, TENDER, ÖZEL
UÇAK VE KADIN VARSA O BENİM İŞİM
Ama işin içinde yat, özel uçak, kat varsa…
Bir de işin içine kadın girmişse…
İşte o benim uzmanlık alanım.
Hele hele kahramanımız, yüzüne ucuz kalemle boyanmış acemi tiyatro aktörü gibi sahteliği her yerinden akan bir sakal eklemişse…
Yola çıkarken Rabia işareti yapıp, kestirmeden Menzile varmışsa…
İşte orada magazinci ruhum kabarır…
HERKESİN GÖZÜ TERA’NIN PATRONUNDA
AMA BANA GÖRE ASIL ZAYIF HALKA O DEĞİL
Herkesin gözü dev TERA’nın o da sakallı patronunda.
Benim magazinci gözümdeki zayıf halka ise Muhammed Yarız.
Hani şu “PusulacI çocuk.”
Herkes “Pusulayı şaşırmış” diyor ya…
Katiyen öyle bir durum yok.
Oğlan teamüden işin başında.
“ Kompassı” sağlam, pusulası doğru göstermiş ona yolu…
İki yılda 4 tekne, 2 özeL jet, bur tender, katlar, milyarlarca TL, milyonlarca Dolar…
Tabi bir sevgili…
O da bilebildiğimiz kadarıyla…
DAHA İLK OKUYUŞTA MAGAZİNCİ
TECRÜBEM KULAĞIMA FISILDADI
Magazinci hissi…
İç sesim , “Mutlaka bir kadın bağlantısı vardır” dedi…
Kural belli…
Kadını takip et, parayı bul.
Kural yine çalıştı. Kadın bulundu.
Tanınmış bir şarkıcı…
Nedense hiç tanınmamış bir kadın merakları yoktur.
Tanınmış manken, tanınmış dizi oyuncusu , tanınmış şarkıcı…
Mutlaka üçünden biri…
BİR ARKADAŞ TEKNESİ UZMANI OLARAK
OLAY YERİ İNCELEME RAPORUM
Magazin detektifi olarak “Zayıf halka araştırmasına ” nereden başlayacağımı çok iyi biliyorum.
Yani olay yeri incelemesine…
İyi bir tekne uzmanıyım.
Aman yanılmayın.Pusulam falan yok.
“Arkadaş teknesi uzmanıyım.”
Olay yeri tabi ki lüks tekne.
Dört tekne var.
Tabi ki en lüksüne girdim direk olarak.
Yani o günübirlikçi teknesine benzeyen “Pusula’ya” yan gözle bile bakmadım.
O gariban teknesi eski mahalleye “Biz nereden geldiğimizi hala biliyoruz” sinyali.
Tabi o hala kelimesini kendi mahallesi bile yutmuyor.
MİLLİ VE YERLİ DEĞERLERLE YOLA ÇIKAN
TEKNENİN BAĞLAMA LİMANI GAYRI MİLLİ
Asıl teknenin adı “Loreta…”
Çıkan yazılara bakılırsa 34.36 metre boyunda bir Benetti Oasis…
Adam Rabia işareti ile yola çıktığına göre itikat bölgesine coğrafi olarak yakın bir isim seçecek.
“Çöl vahası” modelini seçmiş.
Çeşitli yayınlarda çıkan bir fotoğraf var.
Ancak benim tahminim asıl tekne o değil. Ôna benzeyen bir tekne.
Çünkü pusulacı arkadaşın teknesi Marshall Adalarına kayıtlıymış.fotoğraftakinin arkasında İtalyan bayrağına benzeyen bir bayrak var. Benetti’nin bir demo teknesi olabilir.
Anlayacağınız milli ve yerli noktadan hareketle satın alınan Loreta’nın rotası gayrı milli bir bağlama limanı.
Neyse sonradan görme zenginin malı, sonradan göremeyen züğürtün diline vururmuş.
Biz asıl meseleye geçelim.
Teknenin sosyolojik kültürüne…
FOTOĞRAFA BAKINCA İLK
GÖRDÜĞÜMÜZ ŞEY NE OLUYOR
Resimde gördüğümüzün benzer bir tekne olduğunu varsayarsak, ilk dikkatimizi çeken yer tabi ki her yeni fon zenginin vazgeçilmez mekanı oluyor.
Yanılmadınız…
Bir jakuzi…
Koskoca tekneye bakınca ondan başka bir şey göremiyorsunuz.
Aklınıza gelen ilk soru tabi ki malum.
Yeni fon zengini jakuziye öyle tek kişi girmez.
Öyleyse kimlerle girilmiştir.
Polis te öyle düşünmeli ki önce o kişinin evine gitmiş.
Doğru adres.
Jakuzideki kadın…
İKİNCİ SORU: PUSULACI JAKUZİYE
NEYLE GİRMİŞTİR: HAŞEMAYLA MI
İkinci soru kendiliğinden geliyor.
Pusulacı leni fon zengini Jakuziye neyle girmiştir?
Neyle girildiğini ancak tahmin edebiliriz ama neyle girilmediği konusunda hepimiz herhalde mutabıkız.
Haşemayla girilmemiştir.
Mütedeyyin muhafazakar olsa bile yeni fon zenginin raconuna asla uymaz.
Ayrıca Yeni mütedeyyin zenginlerin de artık haşemayı küçümsediklerini çok iyi biliyoruz.
ÖYLEYSE GERİYE ÜÇ ŞIK
KALIYOR: BİKİNİ, TEK PARÇA VEYA…
Geriye üç şık kalıyor.
Bikini, tek parça mayo…
Veya çırılçıplak.
Kararı siz verin. Rabia selamı ile yola çıkan ince sakallı yeni fon zengini, genç arkadaşımıza hangisini yakıştırıyorsanız yakıştırın.
ÜÇÜNCÜ SORU: JAKUZİDE NE
İÇİLMİŞTİR? NİĞDE GAZOZU MU
Üçüncü soru…
Bu jakuzide acaba ne içilmiştir…
Filmlerde gördüğümüz klişe görüntü tabi ki şampanya.
Roze olanı tercih edilir ki, olaya biraz renk katsın.
Peki sizce bu muhafazakar arkadaş jakuzisinde ne içmiştir?
Nİğde gazozu mu…
Alkolsüz bira mı…
Riyad usulü alkolsüz şampanya mı…
Egzotik meyveli alkolsüz kokteyl mi…
Yoksa nargile mi….
Son günlerde At Pazarındaki muhafazakâr genç mekanlarından gelen bilgiye bakılırsa “Ejder meyveli smottie” de nargile de gözden düşmüş.
Nargile içenleri kıro buluyorlarmış.
BENİM İŞİTTİĞİM MUHAFZAKAR
MEKANLARDA ALKOLSÜZ BİRA YÜKSELİYOR
Benim işittiğim son zamanlarda İstanbul’un yeni zengin işi muhafazakar mekanlarında alkolsüz bira yükseliyor.
Kesin bilgim yık, tahminim şu:
Türk karasularında bunlardan biri olduğu kesin.
Ama tekne. Uluslararası sulara çıkıtğı anda karusaları kanunu bir kenara atılabilir.
O yüzden kavdan neler çıkacak çok merak ediyorum.
Jakuziye fazla takılmayalım.
Olay yeri incelemesinde sosyolojik ve kültürel davranış açısından daha önemli bölgeler var.
Mesela “Kav…”
EN KRİTİK SOSYOLOJİK SORU:
TEKNENİN KAV’I VAR MI
İlk soru…
Teknenin kavı var mı…
Kav opsiyonel bir şey.
Yani müşteninin isteğine bağlı.
Pusulacı arkadaş tekneyi bir başkasından almış.
Bir arkadaş teknesi uzmanı olarak kesinlikle söyleyebilirim ki ilk müşterisi tekneye mutlaka bir kav koydurmuştur.
Soru şu.
O kav boş mu…
Yoksa davetliye nezaketen doldurulmuş mu…
TÜRKBÜKÜ, MANDARİN, GÖCEK’İN SON
KANUNU: TEKNEN KADAR BÜYÜK TENDER
Genç pusulacının Türkbükü, Mandarin, Göcek kültürünü çok yakından takip ettiği belli.
Son 10 yılda Elit Bodrum’un demir kanunu.
Teknen kadar büyük bir “Tender’in” olacak.
Tender aslında açıkta demirleyen mega yatların yolcusunu sahile çıkarmaya ve yüzmeye götüren tekne.
Ama artık Bodrum ve Göcek sahillerinin vazgeçilmez raconu haline geldi.
15 metre tenderle gelmeyen adamı Mandarin GİGİ’ye almazlar
Maşallah çocuk trendy, o da var.
ARABA FİLOSU FATİH ALTAYLI’YA EMANET:
BİR F1 GRAND PRIX’İ YAPACAK KADAR ARABA
Otomobil konusuna gelince…
Mütevazıdan hallice bir filosu var ama o konunun uzmanı değilim.
Fatih Altaylı’ya bırakıyorum.
Benim gördüğüm üç beş tane daha alsaymış, bir F1 Grand Prix’i düzenleyecek sayıda spor arabası olurmuş.
Yazık.
Eksik kalmış bir teşebbüs yani…
İKİ YILDA OLUŞAN BU SERVETE BAKINCA
İNSANIN AKLINA GELEN İLK SORU
İki yılda yaratılmış bu ultra lüks mal varlığına bakınca insan sormadan edemiyor.
Nedir bu oburluk yahu…
Ondan da alayım, bundan da, onu da alayım bunları da.
Sanki bir telaşları var.
Önce onlar adına bir masum bir gerekçe bulayım dedim.
Eh tabi böylesine güçlü siyasi işbirlikçileri ve bir de bu kadar aç gözlü yatırımcı varsa…
Dandik bir teneke şirket iki haftada yüzde 4000 bin değer kazandırılmışsa…
Para böyle kamyon kamyon değil adeta TIR TIR dolusu akıyorsa…
Ne yapacak garibim bu kadar parayı.
Nereye koyacak.
KENDİ ŞİRKETİNE KOYSA DEĞERİ BYÜZDE 100 BİN
ARTACAK O ZAMAN SAZAN SARMALINI ÇAKARLAR
Kendi şirketine koysa şirketin değeri yüzde 100 bine çıkacak.
Para daha fazla akacak.
Al başına daha büyük derdi.
Dümeni çakarlar, bu defa mahallenin büyük kurtları üşüşür.
Yok bu da değil.
Telaşın nedeni, bunun böyle gidemeyeceğini, bir gün uyuyan, denetim şirketlerinin böylesine pervasız bir tıkınmayı kaldıramayacağını biliyorlardı.
O yüzden aceleleri vardı.
Tabi ki her işte olduğu gibi, bu acele işe de şeytan karıştı.
Bir magazinci olarak son sözüm.
Paranın izini takip edin, sizi nereye kadar götürecekse götürür.
Yalnız bilin ki, bunlar pusulacı adamlar.
Aman dikkat o pusula sizi de yoldan çıkarmasın.
OLAY YERİ İNCELEME FİNAL RAPORU:
BÜYÜK PATRON TERACI, ZAYIF HALKA PUSULACI
Bir magazinci tecrübesi ve tecessüsü ile yaptığım bu olay yeri incelemesi sonucunda yazdığım raporu bir cümle ile özetlemem gerekirse, görüşüm şudur:
Bu “Fon Fin Fon” Sazan Sarmalı olayı tam bir “Organize İşler” kategorisine giriyor.
Büyük patron “TERA’cı” sakallı adam.
En zayıf halka ise sakallı “PUSULA’cı” oğlan.
Soruşturma gittiği yere kadar ne kadar gidebilir bilemeyiz , ama bunu o Rabia selamı çakan jakuzili oğlanın üzerine yıkarlar.
Görünen en zayıf halka o ve en güçlü ihtimal de bu…
VATİKAN EFEKTİ: FAHRETTİN ALTUN
FABRİKA AYARLARINA MI DÖNÜYOR
Eski İletişim Başkanı Fahrettin Altun’u ve dünya görüşünü çok iyi biliyoruz.
Sadece biz değil bütün dünya biliyor.
En iyi de gazeteciler biliyor.
Dün sosyal medyada onun yaptığı bir konuşmayı okudum.
Hayretler içinde kaldım.
İletişim Başkanıyken yaptıklarının, söylediklerinin bir satırına bile katılmazdım, bu konuşmasında tam aksine her kilemesinin altına imza atarım.
Bakın ne diyor Vatikan Büyükelçimiz Fahrettin Altun:
HANGİSİNİ SEÇECEĞİZ:
KORKUYU MU DİYALOĞU MU
(*) “Bir farklılık ile karşılaştığımızda aslında iki seçeneğimiz var. Ötekini bir tehdit olarak algılayabiliriz ya da onu tanımaya çalışabiliriz.
Birincisi korku üretirken, ikincisi diyaloğu mümkün kılar. “
(*) “Diplomasi, ötekinin varlığını tanıma sanatıdır. Birini mutlaka aynı fikirde olmadan dinlemek anlamına gelir. Kişinin, kendi kimliğinden ödün vermeden, başka bir toplumu anlaması manasına gelir.
Farklılıklar yokmuş gibi davranmadan, ortak zemin aramak anlamına gelir. Müslüman, Müslüman kalabilir. Hıristiyan, Hıristiyan kalabilir. İnanan ve inanmayan, kendi inançlarına sadık kalabilir. Yine de insan onurunda buluşabilirler. Bir olmak, tek tipliği gerektirmez.”
ALTUN SORUYOR: ADALET NEDİR? ÖZGÜRLÜK
NEDİR? BEN DE SORUYORUM: SAHİDEN NEDİR
(*) “Öte yandan, radikal kimlik siyasetinin farklı biçimlerine sahibiz. Ama üçüncü bir yola ihtiyacımız var:
Tek tip olmadan topluluk olmak. Düşmanlık olmadan farklılıklar... Dışlama olmadan kimlikler...”
Ve arkasından Papa 10.Pius’un sorduğu şu soruları soruyor:
(*) “İnsan olmak ne demek”, “Adalet nedir? “ “Özgürlük nedir?” “Gerçek nedir?” Ve sonuç nedir? Bir hayatı anlamlı kılan nedir?
BİZ DE “ İYİ DE BAŞKANKEN NELER
YAPIYORDUN DİYE SORACAK MIYIZ
Ne güzel bir konuşma değil mi…
Eminim bir çok insanın aklına hemen şu soru gelecek:
Arkadaş iyi de başkanken neler yaptığını unuttun mu?
Kendi cevabımı vereyim.
Ben böyle sorular sormayı gereksiz bulanlardanım.
Çevrem ona buna durmadan “Sen yetmez ama evetçiydin” diye parmak sallayan insanlarla dolu.
Ben hiç bir zaman onlardan olmadım.
Eğer dünden farklı bir noktaya gelebilmiş, bir anlayışta buluşabilmişsek güzel bir şey.
KONUŞMAYI YAPTIĞI YERİN
ADINDAKİ ‘LAİK’ NE ANLAMA GELİYOR
Bu konuşmayı yaptığı yerin adı dikkatimi çekti.
“Carita Politica Laik Cemaat Hareketi…”
Bilmiyordum araştırdım.
“Katolik inancından esinlenen siyaset ve toplumsal yaşamda ortak iyiliği geliştirmeyi amaçlayan bir sivil hareketmiş. “
Buradaki laik kelimesi bizim bildiğimiz anlamda değil.
Rahip veya ruhban olmayan insan sınıfından olmayan, inanan insan anlamında kullanılıyormuş.
T24’ÜN KAPATILMASI OLAYINA YENİ
GÖZLÜKLERLE BAKINCA NE GÖRÜNÜYOR
Fahrettin Altun sosyoloji eğitimi almış bir öğretim üyesi.
Bana çok benzeyen bir eğitim süreci geçirmiş.
Doktora tezi “McLuhan ve Baudillard’ın Medya Kuramlarının Karşılaştırılması.”
VAtikan Büyükelçisi olduktan sonra yaptığı bu ilk konuşmada söyledikleri bence aldığı eğitime uygun.
Umarım bir gün hepimiz böyle özgürlükçü ve adaletçi düşüncelerde birleşiriz.
Ve yine umarım bugünkü İletişim Başkanı da bu görevdeyken aynı düşüncelere yaklaşır.
Belki o zaman iktidarın medyaya bakışı da değişebilir.
T24 gibi bağımsız haber sitelerine kapatma gibi ülkemize hiç yakışmayan şeyler yaşamayız.