Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Kapalı
18°
Ara
Damga Gündem 4 soru sıfır yanıt!

4 soru sıfır yanıt!

“Siyasal casusluk” suçlamasıyla hakim karşısına çıkan Ekrem İmamoğlu, saatler süren savunmasında casusluk iddiasından MİT’e gönderilen müzekkerelere, İBB operasyonlarından tutukluluk kararlarına, yargı bağımsızlığından ekonomik gelişmelere kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu İmamoğlu, casusluk suçlamasının somut delillere dayanmadığını savunarak “Hangi bilgiyi temin etmişim, kime aktarmışım? Hangi eylemle devletin güvenliğine karşı hareket etmişiz? Elinizde hangi delil var?” diye sordu. Mahkemenin MİT’e yönelttiği sorulara dört aydır yanıt verilmediğini belirten İmamoğlu, “4 soru soruldu, 0 yanıt” dedi

Okunma Süresi: 10 dk

Ekrem İmamoğlu, “siyasal casusluk” suçlamasıyla yargılandığı davada savunmasına, aynı dönemde devam eden İBB davasına dikkat çekerek başladı. İBB davasında savunma yapan her sanığın kendisi açısından ayrı bir önemi bulunduğunu belirten İmamoğlu, tanıkların dinlenmesinden önce söz istedi. Mahkeme başkanının söz vermesinin ardından casusluk suçlamasına tepki gösteren İmamoğlu, mahkeme huzurunda millete seslendiğini belirterek, “Ne yazık ki yine bir yargı saldırısı altında bulunduğumuz dönem içerisinde, ismi bile sokağa çıksak milyon insana sorsak milyonun tamamını güldürecek bir isimle, ‘casusluk davasıyla’ bu salondayız” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin “akıl tutulması” yaşadığını savunan İmamoğlu, “87 milyon dışarıda nasıl bilemiyorum, tahmin bile edemiyorum. Çok üzülüyorum milletimiz adına” dedi.

Ahmet Özer’le başladığını savundu

Savunmasında 31 Mart 2024 yerel seçimleri sonrasındaki sürece geniş yer ayıran İmamoğlu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan atamayı eleştirdi. Muhalefet belediyelerine yönelik operasyonların siyasi amaç taşıdığını ileri süren İmamoğlu, 30 Ekim 2024’te Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’e yönelik operasyonu başlangıç noktası olarak gösterdi. İmamoğlu, “Bu operasyonların hedefinde yenildiği ana muhalefet partisi, onun genel başkanı ve hiç yenemediği ve yenemeyeceğini bildiği muhtemel rakibi olduğunu da ortaya açıkça koymuştur” diye konuştu. İki yıldır devlet kurumlarının muhalefete karşı kullanıldığını iddia eden İmamoğlu, yaşananları “asrın hukuksuzluğu”, “yargı saldırıları” ve “haysiyet cellatlığı” ifadeleriyle nitelendirdi.

Maliyeti 250 milyar doları aştı

İmamoğlu, yürütülen siyasi ve hukuki süreçlerin Türkiye’ye ekonomik maliyetinin de ağır olduğunu ileri sürdü. “Milletin sırtına yük edilen, 87 milyonun cebinden çıkan rakamı; dövizden enflasyona, borsadan sanayiye, düşürülemeyen faizden gıda enflasyonuna kadar iddiayla ifade ediyorum, 250 milyar doları aşmıştır” dedi. Bu rakama yakın coğrafyadaki savaşların etkisinin dahil olmadığını savunan İmamoğlu, söz konusu maliyetin işçiden emekliye, öğrenciden çiftçiye ve sanayiciye kadar toplumun bütün kesimlerini etkilediğini söyledi.


13 ceza davası

Son iki yılda kendisine yaklaşık 20 dava yöneltildiğini belirten İmamoğlu, halen 13 ceza davasının sürdüğünü söyledi. İmamoğlu, “Bu mahkemelerin de 23’e yakın hakim değişikliği yapılarak adil yargılanmamın tümüyle engellendiği bir ortamı yaşamaktayım” ifadelerini kullandı. “Kaç kişi değişti, kim geldi, kim gitti, kim kimdir? Bir mahkemeden öbür mahkemeye hakimleri bile tanıyamaz duruma geldik” diyen İmamoğlu, 19 Mart sonrasında farklı suçlamalarla mahkeme karşısına çıktığını belirtti. Belediyecilik faaliyetlerinin ve makam aracının dahi yargılama konusu olduğunu savunan İmamoğlu, “Bir gün diplomamı savunmak zorunda kalıyorum. Bir gün belediyecilik faaliyetlerini, bir gün makam arabamın açıklanması benden isteniyor” dedi. Kiralık makam aracı yerine kendi aracını kullandığını belirten İmamoğlu, “12 sene ben kendi aracımı kullandım. Niye? Belediyenin 200 bin liraya araba kiralaması ağırıma gittiği için” diye konuştu. Ardından casusluk davasına işaret eden İmamoğlu, “Bugün ise casusluk isnadıyla yeniden sanık kürsüsündeyim” ifadelerini kullandı.

Hangi bilgiyi aktarmışım?

Aynı davada yargılanan Necati Özkan ve Merdan Yanardağ hakkında da konuşan İmamoğlu, Özkan’ı uzun yıllardır tanıdığını söyledi. “Çok yakinen tanıdığım, dostluk yaptığım ya da yoldaşlık yaptığım Necati Özkan’dan casus çıkartmak” ifadesini kullanan İmamoğlu, gazeteci Merdan Yanardağ hakkındaki suçlamalara da tepki gösterdi. Hüseyin Gün’ü ise daha önce tanımadığını belirten İmamoğlu, kendisiyle yalnızca bir kez fotoğraf çektirdiğini söyledi. Casusluk suçlamasının temelini sorgulayan İmamoğlu, “Ya ben hangi bilgiyi temin etmişim? Kime aktarmışım? Hangi talimatı vermişim de böyle bir işlem yürümüş?” diye sordu. İmamoğlu, “Hangi eylemle devletin güvenliğine karşı hareket etmişiz biz? Hangi ispatla? Hangi akılla bunu yazdınız? Elinizde hangi delil var?” ifadelerini kullandı. Çok sayıda duruşmaya çıktığını ancak somut bir delilin ortaya konulmadığını savunan İmamoğlu, “Bir tane delil yansıtılmaz mı şuraya? ‘Şu davada şu delil, şu ses kaydı, şu şunu söyledi, bu bunu yazdı’ demez mi?” diye konuştu.

NATO’da sorarlar diye bekledim

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD temaslarına göndermede bulunan İmamoğlu, casusluk suçlaması üzerinden dikkat çeken ifadeler kullandı. “Bekledim ki zat-ı muhterem sorsun onlara, ‘Ya bu Ekrem casusmuş. Tanıyan var mı?’ Ey CIA! Ey MI6!” diyen İmamoğlu, F-35 üzerinden de göndermede bulundu. “Bunu bile bekledim biliyor musunuz, NATO’da sorarlar diye. Veya New York’tan sorarlar diye bekledim. Bunu yapamadı. Yapamaz, çünkü yok! Ekrem İmamoğlu öyle bir insan değil” ifadelerini kullandı.

Seçmen analizi

İddianamedeki seçmen analizi ve dijital strateji suçlamalarına da değinen İmamoğlu, 2019 seçimlerini hatırlattı. “Huzurdaki davada beni casuslukla suçluyorlar. Seçmen analizi yapıyormuşum, dijital strateji kuruyormuşum, veri topluyormuşum ve bu milli güvenliği tehdit ediyormuş” dedi. İmamoğlu, 2019 seçiminde yaşananları hatırlatarak, “2019’da 13 bin 600 oyla kazandığımız bir seçimi iptal edenler belli. İptal edenlere karşı bu milletin tavrı, tepkisi belli. Buradan casus çıkarmaya çalışıyorlar ya!” diye konuştu. Sosyal medya hesaplarının kapatıldığını ve yayımlanmamış kitabına yönelik işlem yapıldığını da hatırlatan İmamoğlu, “Bu iktidar için en büyük tehlike seçmen analizi değil, gerçeğin görülmesidir. En büyük casusluk veri toplamak değil, onları ifşa etmektir!” ifadelerini kullandı.

Fon tartışmalarına da değindi

Son dönemde kamuoyunun gündemindeki fon tartışmalarına da değinen İmamoğlu, kendi ailesinin hesaplarının bloke edildiğini söyledi. Mevcut sistemi eleştiren İmamoğlu, “Soyanı korur, sorgulayanı hapseder. Konuşanın hesabını kapatır, susanı ödüllendirir” dedi. Fonlarla ilgili SPK, BDDK, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile diğer denetim kurumlarının ne yaptığının açıklanması gerektiğini savunan İmamoğlu, “Kimler kazanç elde etti, kimler zarara uğradı? Hangi denetim mekanizmaları işletildi?” diye sordu. İBB’nin teftiş kadrolarının fon iddialarını kısa sürede ortaya çıkarabileceğini savunan İmamoğlu, “Üç tane adam seçeyim, üç tane kadın seçeyim; Ankara’ya gitsinler, bilgisayarın başına otursunlar. Kaç kişi kaç yüz milyon dolarları götürmüş, bir saatte ortaya çıkartmazsa ben namerdim!” dedi.

Operasyonlara ilişkin rakamlar verdi

İBB ve ilçe belediyelerine yönelik operasyonların bilançosuna ilişkin de rakamlar paylaşan İmamoğlu, İstanbul’da İstanbul Büyükşehir Belediyesi dahil 58 gözaltı dalgası yapıldığını söyledi. İmamoğlu, “Sadece bu 58 gözaltı dalgasında 1556 kişi gözaltına alınmış” derken, bunların 353’ünün tutuklandığını, halen 250 kişinin tutuklu olduğunu ileri sürdü. Gözaltında geçirilen toplam süre üzerinden de hesap yapan İmamoğlu, “Sadece o 1556 kişi yaklaşık 5 bin 500 gün orada tutuldu biliyor musunuz? 5 bin 500 gün!” dedi. Tutukluluk sürelerinin toplamının yaklaşık 90 bin güne ulaştığını savunan İmamoğlu, “Yaklaşık 240 yıldır bu millet hapiste. Bir buçuk senede olanları anlatıyorum size” ifadelerini kullandı.

Adalet herkese lazım olacak

Yargının iktidar ve muhalefete farklı uygulandığını öne süren İmamoğlu, “Bu ülkede adalet terazisinin bir kefesinde iktidar vardır, unutmayın; orası dokunulmazdır. Orada hesap yapmak yoktur, orada denetim yoktur” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler’deki adalet vurgusunu da eleştiren İmamoğlu, Türkiye’de siyasi rekabet ile devlet kurumlarının birbirinden ayrılması gerektiğini savundu. “İktidarlar değişir, partiler değişir, bakanlar değişir, milletvekilleri değişir, cumhurbaşkanı değişir ama devlet kalır!” diyen İmamoğlu, hukuk devletinin siyasi görüşten bağımsız biçimde herkese güvence sağlaması gerektiğini söyledi. “Bugün benim için geçerli olacak hukuk yarın bir başkası için de geçerli olacaktır” ifadelerini kullanan İmamoğlu, “Bu memleketin hukuk düzenini bozmayın. Bu memleketin adaletinin o temel kolonlarını yerle bir etmeyin. Adalet herkese lazım olacak bir gün” diye konuştu.

MİT’e gönderilen soruları açıkladı

İmamoğlu, savunmasının önemli bölümlerinden birinde mahkemenin Milli İstihbarat Teşkilatı’na iki kez yazı gönderdiğini söyledi. “Casusluk faaliyeti var mı, yok mu? Bunu doğrudan Milli İstihbarat Teşkilatı’na bu mahkeme sordu. Bir değil, iki kez sordu” diyen İmamoğlu, mahkemenin MİT’e kendisi ve diğer sanıkların casusluk faaliyetinde bulunduğuna ilişkin herhangi bir rapor veya tespit bulunup bulunmadığını sorduğunu belirtti. İmamoğlu, ikinci sorunun ise Hüseyin Gün ve İBB’ye ait olduğu ileri sürülen verilerin TCK 328/1 kapsamında devlet güvenliği açısından gizli kalması gereken bilgiler olup olmadığına ilişkin olduğunu söyledi. İbrahim Kalın üzerinden de soru yönelten İmamoğlu, “Sayın Hüseyin Gün’le fotoğraf çektiren İbrahim Kalın bizi yabancı casuslardan korumakla görevli Milli İstihbarat Teşkilatı’nın başına getirilirken, ben Hüseyin Bey’le fotoğraf çektirdiğim için nasıl casus ilan ediliyorum?” dedi. Hüseyin Gün’e geçmişte Fuat Oktay tarafından verildiğini  söylediği yetkilendirme yazısının da sorulduğunu belirten İmamoğlu, MİT’e toplam dört soru yöneltildiğini ifade etti.

Her şey zaten ortada 

İmamoğlu, MİT’ten dört aydır cevap gelmediğini belirterek, “4 soru soruldu, 0 yanıt. Milli İstihbarat Teşkilatı dört aydır bu sorulara cevap vermiyor” dedi. MİT’e yeniden seslenen İmamoğlu, “Koskoca MİT dört ay boyunca gerçeği niçin söylemez Allah aşkına? Peki diyelim ki cevap vermedi; siz kaç ay daha bekleyeceksiniz? Kaç ay daha bu insanların hakkını gasp edeceksiniz?” diye sordu. Casusluk suçlamasının temelindeki bilgi aktarımının açıklanmasını isteyen İmamoğlu, “Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken hangi bilgileri kime vermişiz?” ifadelerini kullandı. “Bu soruya ya somut bir cevap vereceksiniz veya veremiyorsanız bunun deli saçması bir iddiadan ibaret olduğunu kabul edeceksiniz. Ortası yok” diyen İmamoğlu, mahkemenin MİT’ten gelecek yanıtı daha ne kadar bekleyeceğini sordu.

Hangi somut deliller?

İmamoğlu, mahkemenin tutukluluğun devamına ilişkin kararındaki “kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunması” gerekçesine de tepki gösterdi. “Hangi somut deliller? Bir senedir hapiste ya bu insanlar, hangi somut deliller?” diye soran İmamoğlu, kararda yer alan “aşamalardaki beyanlar, dijital veri inceleme raporlarında yer alan tespitler, ilgili araştırma tutanakları” ifadelerini de eleştirdi. “Yahu ne suçum var? Hangi suç? Ne vasfı? Ne mahiyeti? Ne alt sınırı? Ne üst sınırı? Bu bir oyun mu?” diye soran İmamoğlu, kendisiyle birlikte Merdan Yanardağ, Necati Özkan ve Hüseyin Gün’ün tutuklu bulunduğunu belirterek, “Bu kadar kolay mı gerçekten insanların özgürlükleriyle, onurlarıyla oynamak?” dedi.

Bilirkişi raporuna dikkat çekti

Önceki mahkeme heyetinin bilirkişi raporu istediğini ve raporun sanıkların lehine olduğunu söyleyen İmamoğlu, “Sizden önceki heyet tensip tutanağıyla bilirkişi raporu istedi. Tümüyle lehimize bir rapor geldi, dosyada var” ifadelerini kullandı. İmamoğlu, önceki heyetin istediği raporun dikkate alınmadığını savunarak, “Şimdi de MİT işini yapmıyor” dedi. Ardından mahkeme heyetine, “MİT yıllarca cevap vermezse siz olmayan şeyin olmadığını beklemeye mi devam edeceksiniz? Bizi yıllarca tutsak etmeye mi devam edeceksiniz?” diye seslendi.

Casusluk suçlaması ağır bir iftiradır

İmamoğlu, casusluk suçlamasını kesin bir dille reddetti. “Casusluk suçlaması ağır bir iftiradır” diyen İmamoğlu, hakkında düzenlenen iddianamenin “politik kaygılarla hazırlanmış, hiçbir somut olgu içermeyen, tutarlılıktan yoksun” olduğunu savundu. Savunmasının son bölümünde yargı bağımsızlığına ilişkin eleştirilerini sürdüren İmamoğlu, yargılandığı davalardaki hakim değişikliklerinin toplumdaki yargı güvenini zedelediğini ileri sürdü. “Bütün bunlar oluyorken, bütün bunlar yaşanıyorken, yaşanmışken, tespitliyken sizin şu anda bizi yargıladığınız bu casusluk davası bir skandaldır. Yazıktır, günahtır” ifadelerini kullandı.

Yargıya tekme mi atacaksınız?

İmamoğlu, mahkeme heyetine doğrudan seslenerek savunmasının en sert çıkışlarından birini yaptı. “Sorumluluk sadece bu absürt davada bizi tutsak tutmayın meselesi değildir. Siz yere düşen Türk yargısına tekme mi atacaksınız, yoksa yere düşen Türk yargısını ayağa kaldıran insanlardan mı olacaksınız? Bunu ispat edeceksiniz” dedi. İddia makamını da eleştiren İmamoğlu, “Artık iktidarın her türlü adaletsiz talimatını görev sayan bir kısım muhterisle karşı karşıyayız. Bu durum hazindir” ifadelerini kullandı. Savunmasının sonunda gençlere ve kamuoyuna seslenen İmamoğlu, “Bu iftira, bu yalan dolan düzenini hep birlikte tarihin çöplüğüne bizler atacağız” dedi. İmamoğlu, sorumlularından adil mahkemeler huzurunda hesap sorulacağı günlerin yakın olduğunu savunarak mücadele kararlılığını sürdüreceğini söyledi. Saatler süren savunmasını ise “En zor anlarda kar altında deniz düşü kuranlara selam olsun diyorum. Ben asla ve asla ümidini kaybeden değil, burada verdiği mücadeleyle her gün ümidini yükselten Ekrem İmamoğlu’yum” sözleriyle tamamladı.
 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *