Cengizhan Kaya ile zamanı aşan satırlar
PROF. DR. ZEHRA BAYRAMOĞLU UYARDI: VULVAR VARİSLER VE KAROTİS DARLIĞI GÖZ ARDI EDİLMEMELİ
Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Zehra Bayramoğlu, kadınlarda sık konuşulmayan ancak yaşam kalitesini etkileyebilen vulvar varisler ile belirti vermeden ilerleyebilen karotisdarlığı hakkında değerlendirmelerde bulundu. Bayramoğlu, her iki hastalıkta da doğru tanının ve altta yatan nedenin belirlenmesinin tedavinin temel basamağı olduğunu vurguladı.
Prof. Dr. Bayramoğlu’na göre vulvar varisler, vulva bölgesindeki toplardamarların genişlemesi ve belirginleşmesiyle ortaya çıkan venöz bir hastalık. Özellikle gebelik döneminde daha sık görülse de gebelik dışında da pelvik venöz dolaşım bozukluklarıyla ilişkili olarak gelişebiliyor. Gebelikte artan kan hacmi, hormonal değişiklikler ve büyüyen rahmin pelvik damarlara baskısı bu süreci kolaylaştırırken, gebelik dışındaki vakalarda pelvikvenöz yetmezlik, over venlerinde reflü ya da iliak venlerde darlık ve bası gibi nedenlerin araştırılması gerekiyor.
Vulvar varislerin yalnızca görünür damarlarla sınırlı olmadığını belirten Bayramoğlu, hastaların dolgunluk, basınç hissi, ağrı, hassasiyet ve şişlik gibi yakınmalar yaşayabileceğini ifade etti. Şikâyetlerin uzun süre ayakta kalındığında, günün ilerleyen saatlerinde ve bazı hastalarda cinsel ilişki sonrasında artabileceğine dikkat çekti. Kasık, perine ve uyluğun üst iç bölümündeki atipik varislerin pelvik kaynaklı venöz reflü açısından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Tanıda klinik muayenenin önemli olduğunu ancak yalnızca görünen varislerin incelenmesinin yeterli olmayabileceğini dile getiren Bayramoğlu, renkli Doppler ultrasonografinin temel inceleme yöntemi olduğunu belirtti. Gerekli hastalarda MR ya da BT venografi ve girişimsel venografi ile değerlendirme yapılabileceğini söyledi. Tedavinin hastanın yakınmaları, gebelik durumu, varislerin yaygınlığı ve altta yatan venöz patolojiye göre planlanması gerektiğini ifade etti.
Bayramoğlu’nun dikkat çektiği bir diğer konu ise karotis darlığı oldu. Halk arasında şah damarı olarak bilinen karotis arterlerde gelişen daralmanın uzun süre belirti vermeden ilerleyebildiğini söyleyen Bayramoğlu, hastalığın ilk bulgusunun bazen geçici nörolojik atak ya da inme olabileceğini vurguladı.
Karotis darlığında damar duvarında zamanla oluşan aterosklerotik plakların damarı daraltmanın yanı sıra beyin damarlarını tıkayabilecek pıhtılara da yol açabileceğini belirten Bayramoğlu, bu nedenle sadece daralma oranının değil, plağın yapısı ve hastanın genel damar riskinin değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Tek taraflı güçsüzlük veya uyuşma, konuşma bozukluğu, söylenenleri anlamada güçlük ve bir gözde ani geçici görme kaybının önemli uyarı işaretleri olduğunu ifade eden Bayramoğlu, bu bulgular kısa sürede düzelse bile ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çizdi.
Prof. Dr. Zehra Bayramoğlu, hem vulvar varislerde hem de karotis darlığında hedefin yalnızca görünen sorunu tedavi etmek değil, hastalığın kaynağını belirleyerek doğru tanı ve uygun tedavi planını oluşturmak olduğunu vurguladı.
DOÇ. TERAPİST GÜLNAZ ÇALIKOĞLU, BESTELERİYLE EN ÇOK BESTESİ OLAN KADIN BESTECİLER ARASINDA
Yüzün üzerinde söz ve müziği kendisine ait bestesiyle dikkat çeken Doç. Terapist GülnazÇalıkoğlu, üretkenliğiyle en fazla besteye sahip kadın besteciler arasında yer alırken, eserlerinde yaşamın gerçek hikâyelerini ve insan psikolojisini buluşturuyor.
Doç. Terapist Gülnaz Çalıkoğlu, müzik dünyasındaki üretkenliği ve kendine özgü beste anlayışıyla dikkat çekmeye devam ediyor. Geçmişten bugüne söz ve müziği kendisine ait yüzün üzerinde esere imza atan Çalıkoğlu, sahip olduğu geniş repertuvarla en çok bestesi bulunan kadın besteciler arasında öne çıkıyor.
Çalıkoğlu’nun eserlerini farklı kılan en önemli özelliklerden biri ise bestelerinin yalnızca müzikal bir anlatımdan ibaret olmaması. İnsan psikolojisinden, yaşanmışlıklardan ve gerçek hayat hikâyelerinden beslenen şarkılar, dinleyiciye duygusal olduğu kadar düşündürücü bir yolculuk da sunuyor. Dijital platformlarda ve sosyal medyada paylaşılan eserleri, giderek daha geniş kitlelere ulaşıyor.
“DUYGULARINI ESİR DEĞİL, ESER YAP”
Çalıkoğlu’nun son kitabının başlığında yer alan “Duygularını Esir Değil, Eser Yap” sözü, onun sanat anlayışının da özeti niteliğinde. Yaşadığı duyguları ve hayat tecrübelerini bastırmak yerine onları üretime dönüştürdüğünü anlatan Çalıkoğlu, eserleriyle insanlara motivasyon ve ilham vermeyi amaçladığını söylüyor.
“Hepimiz insanız. Mesleğim doğrultusunda yaşananlara mantıksal bakmaya ve güçlü görünmeye çalışsam da benim de duygularım var. Geçmişte yaşadıklarımın içinde kaybolmak yerine onları şarkılara ve kitaplara dönüştürdüm.” diyen Çalıkoğlu, hayatın insan için en önemli öğretmenlerden biri olduğunu vurguluyor.
Bestelerinin önemli bölümünde kendi hikâyesinin yanı sıra yıllardır dinlediği insanların hayatlarından gerçek izler bulunduğunu belirten Çalıkoğlu, özellikle son eserlerinde pozitif duyguları öne çıkardığını ifade ediyor. Müziğin insan psikolojisi üzerindeki etkisine dikkat çeken sanatçı, insanların ne dinlediklerine de özen göstermeleri gerektiğini düşünüyor.
Çalıkoğlu’na göre yaşanan her olay ve hayatımıza giren her insan birer öğretiden ibaret. Bu nedenle duyguları bastırmak yerine onları gözlemlemek ve dönüştürmek gerekiyor.
Yıllar önce kaleme aldığı eserlerini bugün daha geniş kitlelerle buluşturmanın mutluluğunu yaşayan Gülnaz Çalıkoğlu, üretim yolculuğunu umut dolu bir mesajla sürdürüyor: “Güzel ve umut dolu tohumlar ekelim hep beraber ki güzellikler oluşsun.”
EKRANDA İYİ ŞEYLER KONUŞULUYOR
Bazı programlar yalnızca bilgi verir, bazıları ise izleyicinin kalbine de dokunur. Televizyon ekranlarında gündemin yoğun temposu içinde bazen insanın ihtiyacı olan tek şeyin kendini iyi hissettirecek samimi bir sohbet olduğu düşüncesinde yola çıkan Psikolojik Danışman ve Yazar Kübra Karahanoğlu tarafından hazırlanan ve sunulan “İyi Şeyler Konuşalım”, tam altı yıldır bu anlayışla yoluna devam ediyor.
Bugün TV41 ekranlarında izleyicisiyle buluşan program eğitimden sağlığa, hukuktan sosyal yaşama, çevreden kültür-sanata kadar pek çok farklı alanda uzman konukları ağırlıyor. Her bölümde bilgi, deneyim ve ilham aynı masada buluşurken; gündelik hayatı kolaylaştıran, düşündüren ve umut veren sohbetlere yer veriliyor.
Her bölümde izleyicinin günlük yaşamına dokunan, düşündüren, kimi zaman gülümseten ve bilginin sıcak bir dille aktarıldığı bu sohbetler, ekran başındakilere kendilerinde bir şeyler bulabilecekleri bir alan da sunuyor.
Kübra Karahanoğlu’nun samimi sunumu ve içten yaklaşımıyla “İyi Şeyler Konuşalım”, ekranların yalnızca konuşan değil dinleyen ve hissettiren programlarından biri olmayı sürdürüyor. Farklı bakış açılarını izleyiciyle buluşturan program, iyi şeyler konuşmanın hayatı güzelleştiren en güçlü başlangıçlardan ve daha güzel bir toplum inşa etmenin ilk adımlarından biri olduğu mesajı öne çıkıyor.
Altı yıldır değişmeyen heyecanıyla yoluna devam eden “İyi Şeyler Konuşalım”, her yeni bölümde izleyicilerine bilgiyle birlikte umut, farkındalık ve güzel hikâyeler de taşımaya devam ediyor.
EKRANDAN KALEME, İLETİŞİMDEN DİJİTAL DÜNYAYA: KÜBRA YILMAZ
1988 yılında Ankara’da dünyaya gelen Kübra Yılmaz, iletişim alanında başlayan mesleki yolculuğunu televizyon, yazarlık ve kurumsal iletişim ekseninde sürdüren bir iletişim profesyoneli.
2011 yılında Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olan Yılmaz’ın mikrofonla tanışması henüz üniversite yıllarına uzanıyor. Lisans eğitimi sırasında üniversitenin radyosu Radyo Gazi’de yayımlanan “Evrensel Buluşma” adlı programın yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlenerek yayıncılığa ilk adımını attı.
Mezuniyetinin ardından bir süre Amerika Birleşik Devletleri’nde dil eğitimi alan Yılmaz, aynı dönemde özel bir şirketin halkla ilişkiler departmanında staj yaparak iletişimin kurumsal tarafını da deneyimleme fırsatı buldu.
Akademik ilgisini yalnızca iletişim alanıyla sınırlamayan Yılmaz, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde Political Science and Public Administration (Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi) alanında yüksek lisans eğitimi aldı. Anadolu Üniversitesi’nde İlahiyat eğitimiyle öğrenme yolculuğunu farklı bir disipline taşıdı. Aldığı Arapça eğitimi ve küçük bir grupla sürdürdüğü psikoloji okumaları ise farklı disiplinlere duyduğu ilgiyi besleyen çalışmalar arasında yer aldı.
Yaklaşık beş yıldır Dost TV ekranlarında sunuculuk yapan Yılmaz, özellikle aile, çocuk, insan ve değer odaklı konuları izleyiciyle buluşturuyor. Ekran önündeki mesleki tecrübesini iletişim eğitiminin sağladığı altyapıyla bir araya getirirken, yayıncılığı yalnızca anlatmak değil; doğru soruyu sormak, dinlemek ve insanla sahici bir bağ kurmak üzerinden tanımlıyor.
Yazıyla kurduğu ilişki ise üniversite yıllarından bugüne uzanan bir başka önemli yolculuk. Yazarlığa duyduğu ilgiyi farklı eğitimlerle geliştirmeyi sürdüren Yılmaz, bugün Artı5 TV’de düzenli olarak kaleme aldığı köşe yazılarında medya, iletişim, insan, toplum ve gündelik hayatın görünmeyen taraflarını ele alıyor. Yazılarında iletişimci kimliğini, gözlem gücünü ve insanı merkeze alan yaklaşımını bir araya getirmeye çalışıyor.
Yılmaz’ın kariyerindeki yeni duraklardan biri ise teknoloji dünyası. Bugün global ölçekte faaliyet gösteren siber güvenlik şirketi ThreatMon’un marketing ve social media alanlarında görev alan Yılmaz, medya ve iletişim alanında edindiği deneyimi teknoloji sektörünün dinamikleriyle buluşturuyor. Böylece geleneksel medyadan dijital iletişime uzanan mesleki birikimini, uluslararası ölçekte faaliyet gösteren bir teknoloji şirketinde farklı bir kulvara taşıyor.
Televizyon, yazı, kurumsal iletişim ve dijital dünyanın kesişiminde üretmeye devam eden Kübra Yılmaz için bütün bu alanların ortak noktası ise değişmiyor: insanı anlamak ve doğru iletişimi kurabilmek.
Evli ve iki çocuk annesi olan Yılmaz, profesyonel hayatının yanında öğrenmeye ve kendisini farklı disiplinlerde geliştirmeye devam ediyor. İletişimden siyaset bilimine, ilahiyattan psikoloji okumalarına, televizyondan teknoloji dünyasına uzanan bu çok yönlü yolculuğunu, tek bir meslek tanımının sınırlarına hapsetmeden sürdürüyor.
YEŞİM YURT’UN YAZI: DENİZDEN TARİHE UZANAN BİR YOLCULUK
Medya dünyasında farklı alanlardaki çalışmalarıyla dikkat çeken Yeşim Yurt, yaz döneminde gerçekleştirdiği yolculukları yalnızca bir tatil deneyimi olarak değil, tarih, kültür ve Cumhuriyet bilinciyle harmanlanan özel bir keşif olarak değerlendirdi.
Ankara’da yaşayan ve medya kariyerinde farklı deneyimler edinen Yeşim Yurt için yaz, masmavi denizlerin, altın sarısı kumsalların ve gün batımlarının ötesine uzanan bir yolculuğa dönüştü. İstanbul ve İzmir’de gerçekleştirdiği geziler, Yurt’un geçmişe, kültüre ve ortak tarihimize bakışını da derinleştirdi.
Yaz dönemindeki yolculuğuna denizle başlayan Yurt, İstanbul’un yüzyıllara meydan okuyan sokaklarında yürürken Osmanlı’nın izlerini yakından hissetti. Tarihi konaklar, saraylar ve geçmişten günümüze ulaşan eserler arasında dolaşan Yurt, farklı medeniyetlerin bıraktığı kültürel mirasa tanıklık etti. Bu deneyimin kendisi için sıradan bir gezi olmadığını belirten Yurt, tarihin yalnızca kitaplarda değil, şehirlerin sokaklarında ve yapıların izlerinde de yaşadığını ifade etti.
İzmir ise Yurt için yolculuğun en anlamlı duraklarından biri oldu. 15 Mayıs 1919’da işgale karşı Hasan Tahsin’in attığı ve Millî Mücadele’nin sembollerinden biri hâline gelen ilk kurşunun izinde yürüyen Yurt, bağımsızlık ve vatan uğruna verilen mücadelenin anlamını bir kez daha düşündü.
Cumhuriyet’in bir evladı olarak Atatürk’ün iz bıraktığı topraklarda bulunmanın kendisi için tarifsiz bir gurur ve minnet duygusu yarattığını dile getiren Yurt, bu yolculukta kendisini yalnızca bir gezgin olarak değil, geçmişinden güç alan bir Cumhuriyet kızı olarak hissettiğini söyledi.
Dil, medya ve kültür alanındaki ilgisini yaşamının farklı alanlarına taşıyan Yurt’un bu yaz deneyimi de kişisel dünyasında ayrı bir yer edindi. Bavuluna yalnızca fotoğraflar değil; gurur, minnet ve güçlü bir aidiyet duygusu da ekledi.
Medya alanındaki çalışmalarının yanı sıra kültür ve sanatla kurduğu bağı da sürdüren Yeşim Yurt, yaz yolculuğundan şu düşünceyle döndü: Üzerinde yaşadığımız topraklar yalnızca bir coğrafya değil; uğruna mücadele edilmiş ortak tarihimiz, kimliğimiz ve geleceğimizdir.
DUYGU KENDİRCİ: TELEVİZYONCULUKTA TEKNİK BİRİKİMDEN HABER PRODÜKSİYONUNA UZANAN GÜÇLÜ BİR KARİYER
1989 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Duygu Kendirci, televizyonculuk alanındaki kariyerine henüz lise yıllarında adım atarak, yıllar içerisinde sektörün farklı alanlarında edindiği deneyimlerle dikkat çeken başarılı isimlerden biri oldu. Televizyon yayıncılığının teknik süreçlerinden haber prodüksiyonuna kadar uzanan kariyer yolculuğu, Kendirci’nin çok yönlü bir mesleki birikim oluşturmasını sağladı.
Televizyonculuk serüvenine Aydın Doğan Anadolu İletişim Meslek Lisesi’nde eğitim gördüğü dönemde başlayan Kendirci, lise son sınıfta, 2006 yılında planlanan dokuz aylık staj programına bir ay erken başlayarak Doğan Medya Center bünyesinde toplam 10 ay görev yaptı. Haber merkezi, yapım ve teknik departmanlarda çalışarak yayıncılığın farklı aşamalarını yakından tanıyan Kendirci, bu deneyimin ardından profesyonel kariyerine hızlı bir geçiş yaptı.
Liseden mezuniyetinden yalnızca bir ay sonra Kanal D’de reji bünyesinde Playout Operatörü olarak görev almaya başlayan Kendirci, dört yıl boyunca televizyon yayıncılığının teknik süreçlerinde önemli deneyimler kazandı. Aynı dönemde üniversite eğitimini açık öğretim yoluyla tamamladı. Ardından Doğuş Yayın Grubu bünyesindeki Star TV’ye geçen Kendirci, Ana Kumanda Departmanı’nda Yayın Şefi olarak üç yıl görev yaptı. Bu süreçte yayın operasyonlarının koordinasyonu ve yönetimi konusunda önemli bir deneyim kazandı.
Kariyerinin ilerleyen dönemlerinde beIN SPORTS ve H24 kanallarında farklı görevler üstlenen Kendirci, yayıncılık alanındaki deneyimini daha da genişletti. 2022 yılının sonlarında Sözcü Televizyonu’nun kuruluş hazırlıkları kapsamında ekibe Prodüktör olarak katılarak kanalın kuruluş sürecinde de aktif rol aldı.
Sözcü TV’nin yayın hayatına başlamasının ardından Ana Haber Prodüktörü ve Şef Prodüktör olarak görev yapan Kendirci; Serdar Cebe, Ekrem Açıkel ve Fatih Portak gibi deneyimli gazetecilerle birebir çalışma fırsatı buldu. Bu dönem, haber üretim süreçlerine ilişkin bakış açısının gelişmesinde önemli bir rol oynadı.
Temmuz 2026 itibarıyla meslek hayatına kısa bir ara veren Duygu Kendirci, televizyonculukta geçen uzun yılların ardından teknik yayıncılık, ana kumanda, yayın yönetimi ve haber prodüksiyonu gibi farklı disiplinlerde güçlü bir deneyim biriktirdi. Kendine özgü çalışma tarzı, özgün projelere yaklaşımı, vizyonu, güçlü iletişimi, pozitif enerjisi ve ışıltılı kişiliğiyle dikkat çeken Kendirci, bundan sonraki dönemde sahip olduğu birikimi yeni projelere taşımayı hedefliyor.
Kendirci’nin kariyer hikâyesi, televizyonculuğun yalnızca ekran önünde görünen yüzlerden ibaret olmadığını; güçlü bir yayıncılığın arkasında teknik bilgi, ekip çalışması, hızlı karar alma, kriz yönetimi ve etkili koordinasyon gibi pek çok yetkinliğin bulunduğunu da ortaya koyuyor.