Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Açık
22°
Ara

Barış neden önemlidir ve barışa neden ihtiyacımız var?

YAYINLAMA:
Barış neden önemlidir ve  barışa neden ihtiyacımız var?

Dün takvimler; 1 Eylül Dünya Barış Günü'nü işaret ediyordu. Evet, evet barış... Kulağa ne kadar güzel geliyor değil mi? Savaşın, kavganın, ölümün, gözyaşının karşısında küçücük ama anlamı kocaman bir kelime… Üstelik insanlığın binlerce yıldır peşinden koştuğu, uğruna antlaşmalar yaptığı, anayasalar yazdığı, meydanlarda sloganlar attığı bir ideal.

Peki neden 1 Eylül?

1 Eylül 1939… Nazi Almanyası’nın Polonya’yı işgale başlamasıyla insanlık tarihinin en büyük felaketlerinden biri olan II. Dünya Savaşı fiilen başladı. Milyonlarca insanın hayatını kaybettiği, şehirlerin yerle bir olduğu, sınırların değiştiği ve insanlığın savaşın ne kadar büyük bir yıkıma dönüşebileceğini gördüğü o karanlık gün, yıllar sonra barışın hatırlatıldığı bir güne dönüştü.

1 Eylül’ün “Dünya Barış Günü” olarak anılmasının temeli de buraya dayanıyor. Sovyetler Birliği’nde 1960’lardan itibaren 1 Eylül, II. Dünya Savaşı’nın başlangıcının yıldönümü olarak savaş karşıtı ve barış yanlısı etkinliklerle anıldı. Daha sonra özellikle Avrupa’da yaygınlaşan bu tarih, Türkiye’de de 1 Eylül Dünya Barış Günü olarak benimsendi.

Fakat burada önemli bir ayrıntı var.

Birleşmiş Milletler’in resmi olarak kabul ettiği Uluslararası Barış Günü 21 Eylül. Yani dünyada “barış günü” olarak iki farklı tarih karşımıza çıkıyor. 1 Eylül’ün hikâyesi II. Dünya Savaşı’nın başlangıcına ve savaş karşıtı geleneğe, 21 Eylül’ün hikâyesi ise Birleşmiş Milletler’in barış idealine dayanıyor.

Barış kelimesi nereden geliyor?

“Barış” dediğimiz şey yalnızca savaşın olmaması değildir.

Türkçedeki “barış” kelimesi, “barışmak” fiilinden geliyor. Barışmak ise küs ya da çatışma hâlindeki insanların yeniden uzlaşması, aralarındaki düşmanlığı sona erdirmesi anlamını taşıyor.

Aslında kelimenin kendisi bile bize önemli bir şey söylüyor:

Barış, farklılıkların yok edilmesi değil, farklılıklarla birlikte yaşayabilme iradesidir.

Dünyanın bütün dillerinde barışın karşılığı farklı olabilir. Latincede pax, Yunancada eirēnē, Arapçada sulh… Kelimeler değişiyor ama insanlığın özlemi değişmiyor.

Çünkü barış, insanlığın ortak dilidir.

Savaşın kazananı olur mu?

Tarihin bize öğrettiği en acı gerçeklerden biri de şu: Savaşların haritalarda kazananları olabilir ama insanlığın kaybetmediği bir savaş neredeyse yoktur.

Bir savaş başladığında yalnızca askerler ölmez.

Çocuklar yetim kalır.
Anneler evlatlarını kaybeder.
İnsanlar evlerinden, şehirlerinden, geçmişlerinden kopar.
Okullar kapanır, hastaneler yıkılır, ekonomiler çöker.
Bir kuşağın yaşadığı travma, sonraki kuşaklara miras kalır.

Bugün dünyanın farklı bölgelerinde savaşların devam ettiğini düşündüğümüzde 1 Eylül’ün anlamı daha da büyüyor.

Çünkü barış yalnızca devletlerin birbirlerine savaş açmaması değildir. Barış; çocuğun korkmadan uyuyabilmesi, insanların evlerine güvenle dönebilmesi, bir annenin siren sesiyle değil okul zilinin sesiyle uyanmasıdır.

Barış sadece meydanlarda değil, evde de başlar

Belki de barış denildiğinde yaptığımız en büyük hata, onu yalnızca devletler, ordular ve uluslararası anlaşmalar üzerinden düşünmek.

Oysa barış önce insanın kendisinde başlar.

Evde başlayan bir tartışmada, trafikte gösterdiğimiz öfkede, farklı düşünene karşı kullandığımız dilde, sosyal medyada yazdığımız bir cümlede…

Karşımızdakini dinlemeyi bıraktığımız anda küçük bir savaş başlıyor aslında.

Barış; haklı olduğumuzu düşündüğümüz anda bile karşımızdakini dinleyebilmek, öfkeliyken kelimelerimizi seçebilmek, farklı olana tahammül gösterebilmek ve gerektiğinde “Ben yanılmışım” diyebilmektir.

Çünkü büyük savaşların köklerinde de çoğu zaman küçük düşmanlıklar, önyargılar, ayrımcılık ve “öteki” olarak gördüğümüz insanlara karşı duyduğumuz nefret vardır.

Bir gün değil, bir yaşam biçimi

1 Eylül’ü yalnızca takvimdeki bir gün olarak kutlamak kolay.

Asıl zor olan, barışı hayatın her alanında savunmak.

Çünkü barış; bir afişe yazılacak güzel bir cümleden, sosyal medyada paylaşılacak bir fotoğraftan ya da yılda bir kez yapılan açıklamadan çok daha fazlasıdır.

Barış, sürekli emek ister.

Bazen bir çocuğa savaşın neden kötü olduğunu anlatmaktır. Bazen farklı düşüncedeki bir insanla aynı masada oturabilmektir. Bazen bir kavganın büyümesini engelleyecek tek bir cümleyi kurabilmektir.

Ve belki de en önemlisi, barışın kıymetini savaş başlamadan önce anlayabilmektir.

Çünkü savaşın ne kadar yıkıcı olduğunu anlamak için bir şehrin enkazını görmek gerekmemeli.

Bugün 1 Eylül.

İnsanlığın geçmişte yaptığı hataları hatırlama ve geleceğe başka türlü bakma günü.

Dilerim bir gün “Dünya Barış Günü”ne gerçekten ihtiyaç duymayacağımız kadar barışçıl bir dünyada yaşarız.

Ama o gün gelene kadar bize düşen, barışı sadece dilemek değil; dilimizde, davranışımızda ve hayatımızda yaşatmaktır.

Çünkü bazen dünyayı değiştirmek için büyük ordulara değil, küçük bir anlayışa ihtiyaç vardır.

Barış olsun.

Sadece bugün değil.

Her gün.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *