Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Parçalı az bulutlu
23°
Ara

Yitip giden hayatlar ve hayatın dışında kalanlar...

YAYINLAMA:
Yitip giden hayatlar ve hayatın dışında kalanlar...

30 Ağustos Zafer Bayramı günü, bayram coşkusunun arasına iki büyük acı karıştı.

İlk haber Girne’den geldi.

KKTC’nin Girne Limanı’ndan Mersin’in Taşucu Limanı’na gitmek üzere hareket eden Filo Jet isimli yolcu gemisi, kıyıdan fazla uzaklaşamadan su almaya başladı ve alabora oldu.

Son açıklamalara göre gemideki 267 kişiden 241’i kurtarıldı. Sekiz kişi hayatını kaybetti, ulaşılamayan vatandaşlarımız var.

Denizin ortasında can yelekleriyle yardım bekleyen insanların görüntüleri facianın büyüklüğünü gözler önüne serdi. Kurtulanların anlattıkları ise geminin durumu, güvenlik tedbirleri ve mürettebatın müdahalesi hakkında ciddi sorular doğurdu.

Elbette soruşturma tamamlanmadan kimseyi suçlu ilan edemeyiz. Ancak yüzlerce insanı taşıyan bir geminin limandan ayrıldıktan kısa süre sonra nasıl su almaya başladığını sormak zorundayız.

Can yelekleri ve tahliye düzeni yeterli miydi? Gemi sefere çıkmadan önce gerekli kontroller gerçekten yapıldı mı?

Bu soruların yanıtı yalnızca sorumluların belirlenmesi için değil, benzer bir facianın yeniden yaşanmaması için de önemli.

Girne’deki acının üzerinden henüz birkaç saat geçmişti ki bu kez Batman’dan yangın haberi geldi.

Gültepe Mahallesi’ndeki özel bir spor salonunun sauna bölümünde çıktığı değerlendirilen yangında iki kişi hayatını kaybetti, 10 kişi dumandan etkilendi. Dokuz kişi tedavilerinin ardından taburcu edilirken bir kişinin tedavisinin sürdüğü açıklandı.

İnsanlar oraya spor yapmak, dinlenmek ve sağlıklarına katkıda bulunmak için gitmişti. Hiçbiri birkaç dakika sonra yoğun dumanın arasında çıkış yolu arayacağını bilmiyordu.

Yangının kesin çıkış nedeni yapılacak incelemeyle belirlenecek. Ancak burada da benzer sorular var:

Yangın sistemi çalıştı mı? Acil çıkışlar yeterli miydi? Bina en son ne zaman denetlendi?

Girne’de denizin ortasında, Batman’da yoğun dumanın içinde hayatlar yitip gitti.

Bu iki facia hepimizi sarstı. Sirenler çaldı, ambulanslar ve kurtarma ekipleri harekete geçti. Televizyonlar gelişmeleri duyurdu, sosyal medyada görüntüler paylaşıldı.

Bir de sirenleri çalmayan, dumanı görünmeyen ve kameraların çoğu zaman dönüp bakmadığı başka bir toplumsal faciamız var:

Hayatın dışında kalan gençler…

Eurostat verilerine göre Türkiye’de 15–29 yaş grubundaki gençlerin yüzde 26,3’ü ne eğitimde ne de istihdamda yer alıyor.

Başka bir ifadeyle yaklaşık 4,8 milyon genç ne okuyor ne de çalışıyor.

Neredeyse her dört gençten biri…

Avrupa Birliği ortalamasının yüzde 11 olduğu düşünüldüğünde tablonun ağırlığı daha iyi anlaşılıyor. Türkiye, gençlerin eğitim ve çalışma hayatının dışında kalma oranında Avrupa’nın en kötü durumdaki ülkelerinden biri.

Ancak bu rakam açıklandığında kriz masası kurulmuyor.

Çünkü gençlerin hayatın dışına itilmesi bir anda değil, yavaş yavaş gerçekleşiyor.

Önce mezun olduklarında iş bulamıyorlar. Sonra eğitimini aldıkları alanda çalışma umutlarından vazgeçiyorlar. Karşılarına çıkan düşük ücretli ve güvencesiz işlerde gelecek göremiyorlar.

Bir süre sonra iş aramaktan yoruluyor, ailelerinin yanına dönüyor ve hayatlarını ertelemeye başlıyorlar.

Sonra da onlara dönüp “Gençler iş beğenmiyor” diyoruz.

Yıllarca okuyup mezun olduktan sonra kendi alanında iş bulamayan, bulduğu işte de kirasını karşılayamayan genç mi suçlu?

Daha yolun başındaki insanlardan yıllarca deneyim isteyen, karşılığında düşük ücret ve güvencesiz çalışma sunan düzenin hiç mi sorumluluğu yok?

Bugün gençler yalnızca işsiz değil; aynı zamanda umutsuz ve geleceklerinden kaygılı.

Diplomanın iş garantisi olmadığı artık biliniyor. Üniversiteyi bitirmek, gençlerin önünde yeni bir hayatın kapısını açmak yerine çoğu zaman uzun bir iş arama sürecinin başlangıcına dönüşüyor.

Bir kısmı çareyi yurt dışına gitmekte arıyor. Gitme imkânı olmayanlar ise aile evlerinde hayatın kendileri için başlamasını bekliyor.

Oysa gençlik bir bekleme salonu değildir.

Girne ve Batman’da yitip giden hayatların ardından ihmaller varsa mutlaka ortaya çıkarılmalı, sorumlular hesap vermeli ve benzer acıların yeniden yaşanmaması için gerekli önlemler alınmalı.

Ancak hayatlarını ertelemeden, ülkelerini terk etmeden ve bütün umutlarını tüketmeden önce gençleri de görmemiz gerekiyor.

Yitip giden hayatların hesabını sormak kadar, hayatın dışında kalanları yeniden hayata katmak da hepimizin sorumluluğudur.


 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *