Türkiye Yüzyılı...
Hayır, bu ifade herhangi bir partinin sloganı değildir ve bir partiye ait olması da mümkün değildir. Bu, ancak bir devletin vizyonunu ve geleceğe bakışını yansıtan bir devlet sloganı olabilir. Bu söz, yaşanan gelişmelerin derinlemesine analizini ve devletimizin bugün geldiği noktayı ifade eder. Bunu özellikle vurgulamak istedim çünkü yakın zamanda üç Müslüman devlet arasında gerçekleşen önemli güvenlik anlaşmasının önemini anlatmak istiyorum.
Dünyada yeni bir dönem başlıyor ve bu dönemin baş aktörü şüphesiz Türkiye. Bu sürece kolaylıkla gelinmedi. Öncelikle ekonomik yapımız güçlendirildi, krizler aşıldı. Ardından savunma sanayisinde ithalatçı olmaktan ihracatçı konuma geçildi, yerli ve milli üretim altyapısı kuruldu. Böylece terörsüz bir Türkiye için sağlam bir zemin hazırlandı. Geçen pazartesi günü Meclis’te yasalaşan kanun teklifiyle Türkiye, terörün sona erdiğini resmen ilan etti. Geçenlerde de “Müslümanlar ancak kardeştir” ayeti doğru anlaşıldı ve bu kapsamda bölgede yaşayan Müslümanlar için kalıcı barış adına çok ciddi bir adım atıldı. Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan, bölgenin en büyük üç güçlü Müslüman ülkesi olarak savunmada birlikte hareket etme kararı aldı ve bu iş birliği resmen imzalandı. “Bana yapılan saldırı sana yapılmış olur” anlayışıyla düşmana karşı ortak bir duruş ortaya kondu. Bu gelişmeyi çok önemli buluyorum.
Şimdi biraz geçmişe dönelim. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinden başlayarak 2000’li yıllara kadar, önce İngilizlerin sonra da Batılı Siyonistlerin kışkırtmaları sonucu Türkiye’deki bazı unsurların da desteğiyle bize Araplar için “Pis Araplar” denilmesi sağlandı. Bu, özellikle bir Arap olan Peygamberimizin sevgisinden de bizi uzaklaştırmak için yapılmış bilinçli bir algı operasyonuydu. Bu süreçte aynı zamanda o “pis” dedirtilen Arapların sahip olduğu zengin kaynaklar Batılıların kontrolüne geçti. Yıllar içinde bu yanlış algı yavaş yavaş silinmeye başladı, özellikle Erbakan liderliğinde başlayan anlayış değişimi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan döneminde güçlendi ve ilişkiler geliştirilip iş birliği artırıldı. Bugün ise elhamdülillah bu ilişkiler meyvelerini vermeye başladı. İşte bu imzalarla birlikte benim “İslam NATO’su” olarak adlandırdığım yapının ilk adımı atıldı. Dünyanın gidişatı böyle bir adımı zorunlu kılıyor ve Türkiye de bu yolda atılması gereken adımları akılcı ve kararlı bir şekilde atıyor. Emeği geçen herkesten Allah razı olsun.
Hangi Salah?
Trabzonspor’un yeni transferi Mohamed Salah hakkında iki farklı fotoğraf üzerinden değerlendirmemi paylaşmak istiyorum. Birincisi, Salah’ın her yıl sonunda X (eski Twitter) hesabında paylaştığı “Christmas Aile” fotoğrafı, ikincisi ise Dünya Kupası maçından secde ederken çekilmiş fotoğrafı. İlginçtir ki secde fotoğrafı onun X hesabında yer almıyor.
Başından belirtmek isterim; amacım Salah’ın kalbini okumak ya da inancını tartışmak değil. Bir gazeteci olarak sadece bu iki görüntüyü analiz etmek istiyorum. Bir insanın inancını değerlendirmek benim haddime değil.
Ancak, inançlı biri olarak söylüyorum ki bu iki fotoğrafın aynı sahnede bulunması doğru değil. Müslümanların bir çizgisi olmalı ve bu çizgiden çıkmamalıdırlar. Hele ki bu kişi Salah gibi dünya çapında tanınan bir Müslümansa sorumluluğu daha da büyüktür. Bir insan ya tamamen Hristiyan’dır ya da tamamen Müslüman; ortası olmaz. Birilerini memnun etmek için yaratıcının hoşlanmadığı davranışlardan kaçınılmalıdır. Müslüman iken Hristiyan bir geleneği yaşatmak doğru değildir.
Açıkçası, Salah’ın Müslümanlık konusunda samimi olduğuna inanmıyorum. Bu benim kendi görüşüm. X hesabında paylaştığı diğer birçok fotoğraf da bu düşüncemi destekliyor. Ben çocuklarıma hangi Salah’ı anlatacağımı düşünüyorum: Secde eden mi yoksa “Merry Christmas” diyen mi? Çünkü yarın Trabzonspor forması giyecek ve yüzlerce çocuk onun peşinden koşacak. Bu çocuklar onu rol model olarak benimseyecek. Ben böyle bir rol model istemiyorum. Futbolculuğu beni ilgilendirmiyor. İnşallah Trabzonspor’a hayırlı olur ve Salah bundan sonra hayatında bir prensip ve kararlılık doğrultusunda hareket eder. Biz de “Hangi Salah?” sorusunun cevabını bulmuş oluruz.