Hacı amca olimpiyatlara mı katılsın?
Ali Onur Tosun’un NOW Haber’de ekrana taşıdığı Hacı Günay’ın yaşadıkları, Türkiye’de engelli vatandaşların karşı karşıya kaldığı büyük bir çelişkiyi bir kez daha gözler önüne serdi.
Haberde aktarılan bilgilere göre Hacı Günay 62 yaşında. Yıllarca nikelaj ve krom işçiliği yaparak geçimini sağladı. Yıllar içinde KOAH hastalığına yakalandı. Tiroit ve prostat kanseriyle mücadele etti, bir parmağını kaybetti.
Sağlık durumu giderek ağırlaşınca 2024 yılında Sağlık Bakanlığına bağlı bir hastaneden engelli sağlık kurulu raporu aldı. Raporda engellilik oranı yüzde 84 olarak belirlendi.
Bugün solunum cihazı olmadan nefes almakta zorlanıyor. Yaklaşık iki yıldır kızının Çekmeköy’deki evinden dışarı çıkamıyor. Bırakın bir işte çalışmayı, bir odadan diğerine geçerken bile nefesi kesiliyor.
Fakat SGK’ye göre Hacı Günay’ın çalışmasına engel olacak düzeyde bir çalışma gücü kaybı yok!
İki kurum da devletin kurumu. Sağlık Bakanlığı “Yüzde 84 engelli” diyor, SGK ise aynı insan için “Çalışabilir” sonucuna varıyor.
Peki nasıl çalışacak?
Solunum cihazını sırtına alıp yeniden nikelaj atölyesine mi gidecek? Krom kaplama işine mi dönecek? Bir odadan diğerine yürürken nefesi kesilen 62 yaşındaki bu adamdan nasıl bir çalışma bekleniyor?
O zaman sen söyle, SGK!
Engelli sağlık kurulu raporu ile SGK’nin çalışma gücü değerlendirmesi teknik olarak aynı şey değil. Mevzuat, bu iki değerlendirmeyi farklı ölçütlere bağlıyor. Ancak kâğıt üzerinde farklı isimler verilen bu değerlendirmelerin karşısında aynı insan, aynı hastalıklar ve aynı hayat var.
Hacı Günay’ın haklı olarak sorduğu soru çok açık:
“Madem çalışabilirim, hangi işi yapabileceğimi SGK söylesin.”
Gerçekten de SGK, bir insanın çalışabileceğine karar veriyorsa hangi işi, hangi koşullarda ve günde kaç saat yapabileceğini de açıklamalıdır. “Malul değildir” yazıp dosyayı kapatmak kolaydır. Asıl mesele, verilen kararın gerçek hayatta bir karşılığının olup olmadığıdır.
Bu, yalnızca Hacı Günay’ın yaşadığı bir sorun değil. Benzer durumda olan çok sayıda engelli vatandaş, hastanelerden aldıkları yüksek oranlı raporlara rağmen SGK’nin çalışma gücü değerlendirmesinde yeterli kayıp bulunmadığı gerekçesiyle emekli olamıyor.
Yıllarca çalışan, prim ödeyen ve sağlığını kaybeden insanlar bir kez daha hastane koridorlarına, sağlık kurullarına ve itiraz süreçlerine mahkûm ediliyor. Devletin bir kurumu engelli olduğunu kabul ederken diğer kurumu sanki hiçbir şeyi yokmuş gibi davranıyor.
Kimse Hacı Günay’a ayrıcalık tanınmasını istemiyor. İstenen yalnızca hastalıklarının, günlük yaşamının ve gerçek çalışma koşullarının birlikte değerlendirilmesi.
Çünkü sosyal devlet, vatandaşa yalnızca “Çalışabilirsin” demekle görevini yerine getirmiş olmaz. O kişinin gerçekten çalışıp çalışamayacağına, hayatını nasıl sürdürdüğüne ve insan onuruna yaraşır biçimde yaşayıp yaşayamadığına da bakmak zorundadır.
Hacı amca olimpiyatlara katılmak istemiyor.
Bir odadan diğerine nefesi kesilmeden geçmek, solunum cihazına bağlı hayatını biraz olsun güvence içinde sürdürmek ve yıllarca verdiği emeğin karşılığını almak istiyor.
Çok şey mi istiyor?