Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Açık
24°
Ara

Afetlerden sonra değil, afetlerden önce güçlü devlet

YAYINLAMA:
Afetlerden sonra değil, afetlerden önce güçlü devlet

17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin yıldönümüne yaklaşırken, üzerinden geçen yıllara rağmen o gecenin Türkiye’nin toplumsal hafızasında bıraktığı derin iz hâlâ canlıdır. Kaybettiğimiz binlerce insanı yalnızca anmak değil, yaşanan büyük acıdan bilimsel, teknik ve kurumsal sonuçlar çıkarmak da hepimizin sorumluluğudur.

17 Ağustos’u hatırlamanın en anlamlı yolu, geçmişin acısını geleceğin güvenliğine dönüştürmektir.

Depremler doğanın bir gerçeğidir. Ancak depremin afete dönüşmesinde yalnızca doğa değil; zemin koşulları, yapı güvenliği, kentleşme biçimi, nüfus yoğunluğu, altyapı dayanıklılığı, denetim sistemi ve afet öncesinde alınan kararlar da belirleyicidir. Bu nedenle artık tartışmamız gereken mesele yalnızca “Bir sonraki büyük deprem ne zaman olacak?” sorusu değildir. Asıl soru, “O deprem gerçekleştiğinde Türkiye ne kadar hazır olacak?” olmalıdır.

Bunun için afet yönetiminde reaktif anlayıştan proaktif risk yönetimine geçiş bir tercih değil, ulusal güvenlik ve sürdürülebilir kalkınma meselesi olarak ele alınmalıdır.

Proaktif yaklaşım, afet meydana geldikten sonra müdahaleyi planlamakla sınırlı değildir. Afet gerçekleşmeden önce tehlikenin ve maruziyetin belirlenmesini, kırılganlıkların azaltılmasını, yapı ve altyapı sistemlerinin güçlendirilmesini, toplumun hazırlanmasını; afet anındaki hareket tarzının önceden modellenmesini ve afet sonrasındaki iyileşme sürecinin dahi olay gerçekleşmeden tasarlanmasını gerektirir.

Bu nedenle Türkiye için afet öncesi, afet anı ve afet sonrası olmak üzere birbirine bağlı üç aşamalı bir ulusal hareket modeli oluşturulmalıdır.

Afet öncesinde zemin ve yapı verilerinin bütünleştirilmesi, riskli yapı stokunun belirlenmesi, kritik altyapıların dayanıklılık analizlerinin yapılması, toplanma ve geçici barınma alanlarının korunması, hastane ve ulaşım sistemlerinin kapasitesinin modellenmesi ve halkın düzenli olarak eğitilmesi gerekir. Buradaki temel hedef, afet meydana gelmeden önce kaybı azaltmaktır.

Afet anında ise hangi yolun açık tutulacağından hangi hastanenin hangi kapasiteyle çalışacağına, hangi arama-kurtarma ekibinin hangi bölgeye yönlendirileceğinden enerji, haberleşme ve su sistemlerinin nasıl sürdürüleceğine kadar mümkün olduğunca çok senaryo önceden modellenmiş olmalıdır. Kriz anında ilk kez plan yapılmamalı; daha önce bilimsel senaryolarla hazırlanmış planlar uygulanmalıdır.

Afet sonrasındaki süreç de yalnızca enkaz kaldırma ve yeniden inşa olarak görülmemelidir. Hasar tespitinden geçici barınmaya, ekonomik faaliyetlerin devamından psikososyal desteğe, altyapının yeniden işletilmesinden kalıcı yerleşimlerin kurulmasına kadar bütün süreç için önceden hazırlanmış bir ulusal iyileşme ve yeniden yapılanma modeli bulunmalıdır.

Burada kritik bir ilke ortaya çıkmaktadır:

Afet planı, afet günü açılacak bir dosya değil; afet gerçekleşmeden önce defalarca denenmiş, modellenmiş ve güncellenmiş yaşayan bir sistem olmalıdır.

Türkiye’nin teknolojik kapasitesi artık bunu gerçekleştirebilecek düzeydedir. Coğrafi bilgi sistemleri, uydu verileri, sensör ağları, dijital ikiz teknolojileri, büyük veri analizi ve yapay zekâ kullanılarak farklı deprem senaryolarında hangi bölgelerin daha fazla etkilenebileceği; ulaşımın nerelerde kesilebileceği; hastanelerin hangi yükle karşılaşabileceği; enerji, su ve haberleşme sistemlerinin hangi noktalarda kırılganlaşabileceği önceden modellenebilir.

Böylece afet yönetiminde çok önemli bir paradigma değişikliği gerçekleştirilebilir:

Tahmin etmeye çalışan sistemden, senaryo üreten sisteme; olaydan sonra reaksiyon gösteren yönetimden, olaydan önce risk azaltan yönetime geçiş.

17 Ağustos 1999’un bize bıraktığı en ağır derslerden biri de budur.

Kaybettiğimiz insanların hatırası yalnızca yıldönümlerinde yapılan anmalarla değil, aynı acıların yeniden yaşanmaması için kuracağımız sistemlerle yaşatılmalıdır.

Sonuç;

17 Ağustos’u unutmadığımızı söylemenin en güçlü yolu, bir sonraki afete daha hazırlıklı bir Türkiye bırakmaktır.

Çünkü artık mesele yalnızca depreme hazırlanmak değildir.

Mesele; deprem olmadan önce zemini bilen, yapısını güvenli hâle getiren, altyapısını koruyan, afet anını önceden modelleyen ve afet sonrasını dahi önceden planlayan bir devlet sistemini kurmaktır.

Ve Türkiye’nin afet politikasındaki yeni hedefi açık olmalıdır:

Afet gerçekleştikten sonra ne kadar güçlü olduğumuzu göstermek değil, afet gerçekleşmeden önce kaybedebileceğimiz canları korumak.

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *