Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Açık
26°
Ara

Kentsel dönüşüm neyi dönüştürüyor?

YAYINLAMA:
Kentsel dönüşüm neyi dönüştürüyor?

Deprem öldürmez, ihmal öldürür…
Bu cümleyi 6 Şubat depremlerinin ardından defalarca duyduk. Çünkü o gün sadece binalar yıkılmadı; ihmaller, yanlış şehirleşme politikaları ve yıllarca ertelenen kararlar da enkazın altında kaldı. Binlerce insanımızı kaybettik, milyonlarca vatandaşımız ise hayatının en büyük acısını yaşadı. Türkiye, belki de tarihinin en büyük dayanışma örneklerinden birini sergiledi. Herkes elinden geleni yaptı, yaraları sarmaya çalıştı.
Peki bugün ne yapıyoruz?
Aradan geçen zamanla birlikte deprem gerçeğini yeniden gündemimizin dışına itiyoruz. Oysa deprem, yalnızca fay hatlarının değil; şehir planlamasının, kamu yönetiminin ve toplum olarak önceliklerimizin de bir sınavıdır. Deprem olmadan önce konuşmamız gerekenleri, ne yazık ki ancak canımız yandıktan sonra konuşuyoruz.
Toplanma alanlarını, yapı stokunu, altyapıyı, ulaşımı, acil durum planlarını ve şehirlerimizin depreme ne kadar hazır olduğunu afet sonrasında tartışıyoruz. Oysa asıl başarı, enkaz kaldırmak değil; enkazın hiç oluşmamasını sağlamaktır.
Son yıllarda devletin teşvikleriyle kentsel dönüşüm çalışmaları hız kazandı. Bu önemli bir adımdır. Ancak burada cevabını aramamız gereken temel soru şudur:
Gerçekten kentsel dönüşüm mü yapıyoruz?
Çünkü bugün birçok projeye baktığımızda dönüşenin şehirler değil, sadece binalar olduğunu görüyoruz.
Gerçek kentsel dönüşüm; insanların daha güvenli, daha sağlıklı ve daha kaliteli bir yaşam sürebileceği şehirler inşa etmektir. Sadece eski binayı yıkıp yerine yenisini yapmak değildir. Otoparkı olan, yeşil alanı bulunan, çocukların güvenle oynayabildiği, altyapısı güçlü, ulaşımı planlanmış ve sosyal donatı alanları yeterli mahalleler oluşturmaktır.
Ne yazık ki uygulamada farklı bir tabloyla karşı karşıyayız.
Dönüşümün merkezinde insan değil, metrekare var.
Şehircilik değil, rant konuşuluyor.
Yaşam kalitesi değil, daire sayısı hesaplanıyor.
Müteahhit daha fazla bağımsız bölüm üretmenin hesabını yapıyor. Mülk sahibi ise dairesinin değerinin artacağı düşüncesiyle buna sessiz kalıyor. Sonuçta ortaya çıkan şey ise gerçek anlamda bir şehir dönüşümü değil; ekonomik değeri yükseltilmiş yeni binalar oluyor.
Üstelik birçok bölgede emsal artışlarıyla nüfus yoğunluğu daha da artırılıyor. Yol aynı kalıyor, araç sayısı artıyor. Okul aynı kalıyor, öğrenci sayısı artıyor. Sağlık ocağı aynı kalıyor, nüfus artıyor. Karakol aynı kalıyor, sorunlar büyüyor. Yeşil alanlar artmıyor, otopark ihtiyacı çözülemiyor.
Yani bina yenileniyor ama şehir nefes alamıyor.
İşte tam da bu nedenle bugün yapılan uygulamaların önemli bir kısmını “kentsel dönüşüm” olarak tanımlamak güçleşiyor. Çünkü şehirin sorunları olduğu yerde dururken yalnızca betonun yenilenmesi, dönüşüm değildir.
Gerçek dönüşüm; parsel bazında değil, ada ve mahalle ölçeğinde planlanan, altyapıyı, ulaşımı, sosyal donatı alanlarını ve yaşam kalitesini birlikte ele alan bütüncül bir şehircilik anlayışıyla mümkündür.
Aksi hâlde bugün depreme dayanıklı binalar inşa ederiz; ama yaşanabilir şehirler kuramayız.
Ve unutmayalım…
Bir şehrin geleceğini belirleyen sadece binaların sağlamlığı değildir. O şehirde yaşayan insanların nasıl bir yaşam sürdüğüdür.
Eğer kentsel dönüşüm, yalnızca daha fazla beton ve daha fazla kazanç üretmeye devam ederse; yarının şehirleri bugünün sorunlarını daha da büyüterek miras alacaktır.
Çünkü şehirler sadece binalardan ibaret değildir.
Ve gerçek kentsel dönüşüm, betonu değil, yaşamı dönüştürdüğünde anlam kazanır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *