İstanbul sıcak bir şehir mi?
Temmuz ayındayız… Termometreler 35 dereceleri gösteriyor, nem nefes aldırmıyor. Bir yandan "İstanbul yaşanmaz hale geldi" diyenler, diğer yandan "Eskiden yazlar daha güzeldi" diye hayıflananlar… Peki gerçekten öyle mi? İstanbul hep bu kadar sıcak bir şehir miydi?
Aslında hayır.
İstanbul, yüzyıllar boyunca dört mevsimi belirgin yaşayan, yazları sıcak ama bunaltıcı olmayan, kışları ise zaman zaman sert geçen bir şehir olarak bilindi. Bugün Boğaz'ın serin esintisini özlemle ananlar belki de haklı. Çünkü eski İstanbul'un iklimi, bugünkünden oldukça farklıydı.
Osmanlı dönemine ait kaynaklar, İstanbul'da Haliç'in ve Boğaz'ın kıyılarının zaman zaman buz tuttuğunu anlatır. Elbette tüm Boğaz'ın donduğu efsanesi gerçeği tam olarak yansıtmaz; ancak Karadeniz'den sürüklenen büyük buz kütlelerinin Boğaz'a kadar ulaştığı ve kıyılarda don olaylarının yaşandığı tarihî kayıtlarla sabittir. Özellikle 1621, 1755, 1823 ve 1929 gibi yıllar, İstanbul'un unutulmaz soğukları arasında yer alır.
Cumhuriyet döneminde de manzara çok farklı değildi. 1954 kışı, ardından 1987'nin meşhur kar felaketi… Günlerce kapanan yollar, metrelerce kar ve okul tatilleri hâlâ hafızalardaki yerini koruyor. Daha yakın tarihte 2022'de yaşanan yoğun kar yağışı bile kentin nasıl durma noktasına geldiğini göstermişti.
Yazlar da elbette sıcaktı. Ancak eski İstanbullular, "Akşam olunca serinlik çökerdi" diye anlatır. Gerçekten de şehrin daha az betonlaşmış olması, geniş yeşil alanlar, korular ve daha düşük nüfus yoğunluğu gece sıcaklıklarının düşmesini sağlıyordu. Bugün ise asfalt, yüksek yapılar ve yoğun yapılaşma nedeniyle ortaya çıkan "ısı adası etkisi", gecelerin bile bunaltıcı geçmesine neden oluyor.
Üstelik yalnızca şehirleşme değil, küresel iklim değişikliği de tabloyu değiştirdi. Son yıllarda sıcak hava dalgaları daha uzun sürüyor, nem oranı yükseliyor ve hissedilen sıcaklık zaman zaman 40 derecenin üzerine çıkıyor. Eskiden birkaç gün süren aşırı sıcaklar artık haftalarca etkisini sürdürebiliyor.
Buna karşılık İstanbul hâlâ sürpriz yapabilen bir şehir. Bir kış sabahı yoğun karla uyanmak da mümkün, sonbaharda lodosun hayatı felç etmesi de… Coğrafi konumu nedeniyle Karadeniz ile Akdeniz iklimleri arasında bir geçiş kuşağında bulunan İstanbul, değişken karakterini tamamen kaybetmiş değil. Ancak ortalamalar artık daha sıcak bir geleceğe işaret ediyor.
Belki de mesele yalnızca termometrede yazan rakamlar değil. Çocukluğumuzun daha serin akşamlarını, mahalle aralarındaki dut ağaçlarını, Boğaz'dan esen rüzgârı da özlüyoruz. İklim değişiyor; ama şehir de değişiyor. Beton arttıkça gölge azalıyor, gölge azaldıkça sıcaklık daha fazla hissediliyor.
Yaz mı, kış mı diye tartışırız hep. Oysa doğanın dengesi, her iki mevsimin de zamanında ve gerektiği kadar yaşanmasına bağlı. İstanbul'u İstanbul yapan da buydu. Lale mevsimini de yaşatacak, kar altında Sultanahmet'i de gösterecek, Boğaz'da serin bir yaz akşamını da hissettirecek bir denge…
Dileğimiz, bu kadim şehrin ikliminin yalnızca geçmişin güzel hatıralarında kalmaması. Çünkü İstanbul, ne sadece sıcakların ne de sadece soğukların şehridir. İstanbul, dört mevsimin aynı anda hissedilebildiği ender şehirlerden biridir. Onu güzel yapan da tam olarak budur.