Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Açık
22°
Ara

Dirençli Türkiye'nin görünmeyen temeli

YAYINLAMA:
Dirençli Türkiye'nin görünmeyen temeli

Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında Ulusal Zemin Bilgi Bankası ve Bilim Temelli Şehircilik Vizyonu

Bir ülkenin geleceği yalnızca inşa ettiği binalarla, yollarla, köprülerle veya büyük altyapı projeleriyle şekillenmez. Gerçek güvenlik, bütün bu yapıların üzerinde yükseldiği zeminin ne kadar doğru tanındığıyla başlar. Çünkü zemin, şehirlerin görünmeyen temelidir.

Türkiye; aktif fay hatları üzerinde bulunan, farklı jeolojik yapıları, değişken yer altı su seviyeleri ve çok çeşitli zemin özellikleriyle dikkatli planlama yapılması gereken bir ülkedir. Deprem, heyelan, kaya düşmesi, taşkın, erozyon ve zemin sıvılaşması gibi doğal süreçler yalnızca yapı güvenliğini değil; şehir planlamasını, ulaşım sistemlerini, enerji yatırımlarını, su yönetimini ve kritik altyapıları da doğrudan etkilemektedir.

Hollanda, İsviçre ve Japonya’nın Şehirleşme Vizyonu

Yaptığım araştırmalar, teknik incelemeler ve saha gözlemlerimin yanı sıra Hollanda ve İsviçre’de yerinde inceleme fırsatı bulduğum şehir planlama uygulamaları, altyapı yönetimi ve dirençli yerleşim modelleri ile Japonya’nın deprem mühendisliği, afet yönetimi ve dirençli şehircilik alanında yayımlanan bilimsel çalışmalarını birlikte değerlendirdiğimde ortak bir sonuca ulaştım.

Başarılı ülkeler; afetleri yalnızca meydana geldikten sonra yöneten değil, riskleri bilimsel veriler ışığında önceden analiz eden, şehirlerini buna göre planlayan ve kurumları arasında güçlü koordinasyon sağlayan ülkelerdir.

Biliç Odaklı Batı Uygulamaları

Türkiye de uluslararası iyi uygulamalardan yararlanmalı; ancak kendi jeolojik, coğrafi ve toplumsal gerçeklerini esas alan özgün bir şehircilik ve afet yönetimi modeli geliştirmelidir.

Bugüne kadar kamu kurumları, belediyeler, üniversiteler ve özel sektör tarafından milyonlarca metre sondaj yapılmış, binlerce jeolojik, jeoteknik, jeofizik ve hidrojeolojik çalışma gerçekleştirilmiştir. Ancak bu değerli verilerin önemli bir bölümü farklı kurumların arşivlerinde dağınık hâlde bulunmaktadır. Aynı bölgelerde benzer çalışmaların tekrar edilmesi hem zaman hem de kamu kaynakları açısından önemli kayıplara neden olmaktadır.

Bu nedenle Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında Ulusal Zemin Bilgi Bankası kurulmalıdır.

Bu sistem; Türkiye genelinde üretilen jeolojik, jeoteknik, jeofizik ve hidrojeolojik verilerin ortak standartlarla toplandığı, doğrulandığı, güncellendiği ve yetkili kurumların kullanımına sunulduğu ulusal bir karar destek altyapısı olmalıdır.

Ulusal Zemin Bilgi Bankası

Kamu ve özel sektör tecrübelerim sonucunda sıkça önerdiğim projelerden Ulusal Zemin Bilgi Bankası yalnızca dijital bir arşiv olarak düşünülmemelidir. Tapu ve Kadastro Bilgi Sistemi, Türkiye Ulusal Coğrafi Bilgi Sistemi, AFAD, MTA, Devlet Su İşleri, belediyelerin coğrafi bilgi sistemleri ve ilgili kamu kurumlarının altyapılarıyla entegre çalışan, karar vericilere bilimsel veri sunan dinamik bir sistem hâline gelmelidir.

Bunun yanında daha önce önerdiğim Ulusal Dijital Türkiye Modeli ile şehirlerimizin yer altı ve yer üstü özellikleri dijital ortamda modellenmelidir. Yapay zekâ destekli analizler, büyük veri, uydu teknolojileri ve coğrafi bilgi sistemleri sayesinde deprem öncesinde risk analizleri yapılabilir, afet anında farklı müdahale senaryoları oluşturulabilir ve afet sonrasında iyileştirme süreçleri bilimsel veriler ışığında yönetilebilir.

Proaktif Planlama Esası

Artık afet yönetiminde reaktif anlayıştan proaktif yönetime geçme zamanı gelmiştir.

Ancak şehirlerimizin geleceğini yalnızca teknoloji belirlemeyecektir. Şehirlerimizi nasıl planladığımız da en az teknoloji kadar önemlidir.

Kanaatimce Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında Türkiye’nin şehirleşme politikası yeniden ele alınmalıdır. Yeni imara açılacak alanlarda, bilimsel şehircilik ilkeleri ve zemin özellikleri esas alınarak yatay mimariyi önceleyen ulusal bir planlama anlayışı benimsenmelidir. Genel planlama yaklaşımı olarak üç katı esas alan yapılaşma modeli değerlendirilmeli; yüksek yoğunluklu yapılaşma ise yalnızca zorunlu, bilimsel ve teknik gerekçeler bulunan durumlarda uygulanmalıdır.

Bu yaklaşım; daha güvenli yaşam alanları oluşturmanın yanında altyapı üzerindeki yükü azaltacak, yeşil ve sosyal alanların korunmasına katkı sağlayacak, ulaşım yoğunluğunu azaltacak ve afet anlarında tahliye ile acil müdahale süreçlerini kolaylaştıracaktır.

Mevcut riskli yapı stokunun yenilenmesini amaçlayan kentsel dönüşüm uygulamaları ise bu yaklaşımın dışında değerlendirilmelidir. Kentsel dönüşümün temel amacı yalnızca bina yenilemek değil; altyapıyı güçlendiren, yaşam kalitesini artıran ve mahalle ölçeğinde dirençli yerleşimler oluşturan bütüncül bir dönüşümü gerçekleştirmek olmalıdır.

Dirençli Şehirleşmeye Giden Yaklaşım

Dirençli şehirler yalnızca sağlam binalardan oluşmaz. Sağlam zemin üzerine kurulmuş, doğru planlanmış, yeterli yeşil alanlara sahip, güçlü altyapıyla desteklenmiş ve insan ölçeğini koruyan şehirler gerçek anlamda dirençli şehirlerdir.

Daha önce kamuoyuyla paylaştığım “Sallanmadan Deprem Gerçeğini Sallamayalım” başlıklı yazımda zeminin önemine vurgu yapmıştım. Ayrıca  önerdiğim ve hayata geçmesini beklediğim projelerden Yapı Kimlik Sistemi, Ulusal Zemin Bilgi Bankası, Ulusal Dijital Türkiye Modeli, Türkiye Su Projesi, Ulusal Kritik Altyapı Güvenliği Stratejisi ve Ulusal Afet Güvenliği Stratejisi birbirinden bağımsız öneriler değildir.

Bu çalışmaların tamamı; yapıları tanıyan, zemini bilen, su kaynaklarını koruyan, şehirleri dijital ortamda yöneten, kritik altyapıları güvence altına alan ve afet risklerini önceden analiz eden Dirençli Türkiye Vizyonu’nun birbirini tamamlayan politika önerileridir.

Türkiye’nin oluşturacağı bu bütünleşik model yalnızca ülkemizin afetlere karşı direncini artırmayacak; aynı zamanda sürdürülebilir şehircilik, afet risklerinin azaltılması, kritik altyapı güvenliği ve bilim temelli kamu yönetimi alanlarında uluslararası ölçekte örnek gösterilebilecek özgün bir yaklaşım ortaya koyacaktır.
 

Sonuç 

Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında hedefimiz; şehirleri yalnızca büyüten değil, bilimin rehberliğinde planlayan; afetlerden sonra müdahale eden değil, riskleri önceden öngören; veriyi yöneten, teknolojiyi kullanan ve insanı merkeze alan dirençli bir Türkiye inşa etmektir.

İnanıyorum ki Türkiye, sahip olduğu mühendislik birikimi, yetişmiş insan kaynağı ve kurumsal tecrübesiyle yalnızca kendi şehirlerini daha güvenli hâle getiren değil; geliştireceği özgün şehircilik ve afet yönetimi modelleriyle uluslararası literatüre yön veren ülkelerden biri olacaktır. Çünkü geleceğin güçlü ülkeleri yalnızca büyük yapılar inşa edenler değil; zemini doğru analiz eden, şehirlerini bilimle planlayan ve gelecek nesilleri bugünden düşünen ülkelerdir.

Dirençli Türkiye’nin yolu, görünmeyen temelini doğru okumaktan geçmektedir.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *