Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Açık
22°
Ara

Marka mı Değerli, İnsan mı?

YAYINLAMA:
Marka mı Değerli, İnsan mı?

Her ne kadar sanatla iç içe yaşayan, yazan ve üreten biri olsam da; siyaset bilimi ve ekonomi alanında yüksek lisans yapmış bir ekonomi bilimci olmanın bana yüklediği sorumlulukla bugün kalemi bu kimliğimle elime almak istedim.

Çünkü ekonomi yalnızca borsa, faiz ya da döviz kuru değildir. Ekonomi; sabah pazara çıkan emeklinin filesidir, çocuğuna ayakkabı almaya çalışan annenin hesabıdır, esnafın siftahıdır. Kısacası ekonomi, hayatın ta kendisidir. Bu yüzden ekonomiyi sadece rakamlarla değil, insan hikâyeleriyle de okumak gerekir.

Geçtiğimiz günlerde Ayşe Arman’ın pazarlarla ilgili bir paylaşımını okudum. “Pazar candır.” diyordu. Ardından da “Sadece meyve sebze almak için değil, pazardan elbise almaya da bayılırım.” diye devam ediyordu.

Paylaşımında en çok hoşuma giden ise pazarın ruhunu anlattığı satırlardı. Bir kumaş parçasından perde yapılır, iki kadın onu iki ucundan tutar, siz o perdenin arkasında elbiseyi denersiniz. Sonra küçücük bir ayna uzatılır. “Olmuş mu?” diye sorarsınız. Yan tezgâhtan hiç tanımadığınız biri fikrini söyler, bir başkası “Çok yakıştı.” diye sohbete katılır. Kimse kimseyi tanımaz ama o anın içinde herkes bir şekilde birbirinin hikâyesine dokunur.

Ve Ayşe Arman’ın şu cümlesi…

“Pazarda ses var, hayat var, muhabbet var, pazarlık var.”

Ne kadar doğru…

Ben de arkadaşım Julianna ile pazar gezmeyi çok seviyorum. Özellikle kumaşçıları dolaşmaktan, farklı dokular keşfetmekten ve yeni şeyler üretmekten büyük keyif alıyoruz. Bir kumaşa bakıp ondan nasıl bir elbise, pareo ya da çanta yapılabileceğini hayal ediyoruz. Bazen hiçbir şey almadan dönüyoruz ama çantamız boş olsa bile zihnimiz yeni fikirlerle dolu oluyor.

Çünkü pazar bizim için yalnızca alışveriş yapılan bir yer değil; ilhamın, üretimin ve insan sıcaklığının buluştuğu bir mekân.

Pazar; üreticinin emeğinin alıcıyla buluştuğu, insanların sohbet ettiği, pazarlığın hâlâ bir kültür olarak yaşadığı, ekonominin en doğal hâlidir.

Modern dünyada ise markalar artık yalnızca ürün satmıyor; bir yaşam tarzı, bir statü ve bir kimlik algısı da satıyor. Oysa ekonominin temel ilkelerinden biri, kaynakları akılcı kullanmaktır. Aynı ihtiyacı karşılayan bir ürüne, yalnızca üzerinde ünlü bir logo bulunduğu için kat kat fazla bedel ödemek çoğu zaman ekonomik değil, psikolojik bir tercihtir.

Elbette kaliteli ürüne yatırım yapmak yanlış değildir. Uzun ömürlü ve gerçekten karşılığını veren bir ürün almak bilinçli tüketimin bir parçasıdır. Ancak gösteriş uğruna bütçeyi zorlamak, kredi kartı borçlarını artırmak ve tasarruftan vazgeçmek ne bireye ne de ülke ekonomisine katkı sağlar.

Bugün birçok aile, sırf daha iyi görünmek ya da çocukları arkadaşlarından geri kalmasın diye gelirinin üzerinde harcama yapıyor. Oysa gerçek refah, başkalarının gözünde zengin görünmek değil; kendi bütçesini huzur içinde yönetebilmektir.

Bu noktada aklıma yıllardır emek vererek kendi yolunu çizen genç arkadaşım geliyor: Niko Uska

Tasarladığı elbiseleri, pareoları ve el emeği ürünleri kendi üretiyor. Bunun yanında özenle seçtiği çanta, ayakkabı ve kadın giyim ürünlerini müşterileriyle buluşturuyor. Bu yıl koleksiyonuna birbirinden zarif takıları da ekledi. Kimi zaman dizilerde küçük roller alıyor, kimi zaman sosyete pazarlarında, kimi zaman gece pazarlarında tezgâhının başında müşterileriyle sohbet ediyor.

Onun başarısının arkasında büyük sermayeler değil; alın teri, yaratıcılığı, üretme tutkusu ve emeği var.

İşte gerçek ekonomi tam da budur.

Üretmek…
Tasarlamak…
Katma değer oluşturmak…
Ve emeğin karşılığını alın teriyle kazanmak.

Güçlü ekonomiler yalnızca büyük fabrikalarla kurulmaz. Kadın girişimciler, küçük üreticiler, tasarımcılar ve kendi emeğiyle ayakta duran insanlar da kalkınmanın en önemli yapı taşlarıdır. Onlardan alışveriş yapmak yalnızca bir ürün satın almak değildir; emeğe, üretime ve yerel ekonomiye destek vermektir.

Belki de bu yüzden pazarların ayrı bir ruhu vardır. Orada yalnızca ürünler satılmaz; hikâyeler paylaşılır, dostluklar kurulur, pazarlık yapılır, insanlar birbirini tanır. Pazarın sesi, aslında yaşayan ekonominin sesidir.

Sonuç olarak insanın değerini üzerinde taşıdığı marka belirlemez. Değer; üreten, düşünen, emeğine sahip çıkan ve bütçesini akılcı yöneten insanların omuzlarında yükselir.

Belki de çocuklarımıza bırakacağımız en kıymetli miras, pahalı markalar değil; bilinçli tüketmeyi, üretmeyi, emeğe saygıyı ve ekonomik aklı öğretmekti.

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *