Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Açık
32°
Ara

Yarım asırlık bir konu...

YAYINLAMA:
Yarım asırlık bir konu...

Bir sabah kendime şu soruyu sordum: Ben hayatımı mı yaşadım, yoksa hayat mı beni yaşadı?

İnsan gençken böyle sorular sormuyor. Çalışıyor, evleniyor, çocuk büyütüyor, para kazanıyor, sorumluluk alıyor… Sabah kalkıyor, akşam yoruluyor. Sonra ertesi gün yeniden başlıyor. Ve bir gün dönüp bakıyor: “Ne ara 50 oldu?”

Kırk yaşından sonra insanın kendini buldugunu sanıyordum. Meğer o hazirlikmis. 40 lı yaşlarla ilgili yazımı yıllar önce yazmıştım.
Kırk geldi, geçti.
Sonra elli geldi.
Şimdi anlıyorum ki insan kendini bir yaşta bulmuyor.Yaşadıkça kendisinden parçalar topluyor.Bir vagonda çocukluğunu bırakıyorsun, bir diğerinde gençliğini. Birinde ilk aşkını, birinde ilk büyük hayal kırıklığını…

Bazı insanlar yıllarca yanında yolculuk ediyor, bazıları bir istasyonda iniyor. “Keşke kalsaydı” diyorsun.Ama tren hareket ediyor.Çünkü hayat beklemiyor. Bir önceki yaşıma dönüp bugünkü ben ile karşılaşsam, aramızda küçük bir düello çıkabilir.

“Bunu neden yaptın?”
“Buna niye bu kadar üzüldün?”
“Niye kendini bu kadar anlattın?”
Sonra eski beni susturuyorum.

Çünkü o kadın, o gün bildikleriyle yaşadı. Doğrusuyla yanlışıyla yaşandı ve bitti. Şimdi yeni bir limana gidiyoruz. Bu kez elimiz boş değil. Yanımızda dostluklar, kayıplar, kazançlar, yanlış kararlar, doğru insanlar, acılar, kahkahalar ve bütün bunların üzerine sinmiş tecrübe var.

50'li yaşlarda değişen yalnızca yaş olmuyor. Bakışımız değişiyor. Eskiden “Ne derler?” diye düşündüğümüz yerde şimdi: “Ben ne istiyorum?” diye soruyoruz. Her söze cevap vermek, herkese kendimizi anlatmak, yanlış anlayanı düzeltmek istemiyoruz.

Eskiden bir telefonun çalmaması bile zihnimizde türlü hikâyeler yazdırırdı. “Niye aramadı?” “Bana mı kızdı?” Şimdi telefon sessizse sessiz. Aramayanı beklemek, anlamayana kendimi anlatmak için ömrümden daha fazla zaman vermek istemiyorum. Gitmek istemediğim bir yere de sırf ayıp olmasın diye gitmiyorum. “Bugün canım istemiyor” diyebiliyorum. Ve bunun için kendimi suçlamıyorum. Belki 50'li yaşların en güzel taraflarından biri de bu: Kendini sürekli açıklamak zorunda hissetmemek.

Bir de ayna var. Aynada yalnızca değişen bakışlarımı, yüzüme yerleşen çizgileri, eskisi gibi davranmayan cildimi görmüyorum.

Yıllar içinde kabuk bağlamayı öğrenen beklentilerimi de görüyorum. Eskiden gerçekleşmeyen her beklenti bir yara gibi gelirdi. Şimdi bazı yaraların tamamen kaybolması gerekmediğini biliyorum. Bazıları kabuk bağlıyor. Sen de onunla yaşamayı öğreniyorsun. Belki 50'li yaşların asıl değişimi burada; hayattan vazgeçmeden, hayattan beklediklerini yeniden şekillendirmek.

Beden de zaman zaman korkutuyor insanı. Çünkü artık zamanın yalnızca takvim yapraklarından eksilmediğini, bedenimizde de iz bıraktığını biliyoruz.

Ama tuhaf olan şu: Beden yaş aldıkça insanın hayata olan iştahı bazen daha da artıyor.
Çünkü zamanın kıymetini artık biliyoruz. Ve hayat bu kez başka bir soru soruyor: “Bundan sonra ne yapacaksın?” Ben artık yarım asır boyunca öğrendiklerimi tekrar tekrar sorgulamak istemiyorum.
Onları yanıma alıp kalan ömrümle harmanlamak istiyorum.

Kaptan madem benim… Öyleyse seyir defterine bugün şunu yazıyorum: Hayatın denizini kontrol edemem. Rüzgârı değiştiremem. Fırtınayı durduramam. Ama dümeni tutabilirim.

Belki insanın gerçek özgürlüğü tam burada başlıyor. Hayatın ona ne vereceğini beklemek yerine, elindekilerle nereye gideceğine karar vermekte. Ben rotamı içimde yıllardır sessizce bekleyen umutlara çeviriyorum. Çünkü değişmeyen tek şey umut. İyi ki umut var. Bunca kayba, hayal kırıklığına, “olmadı”ya rağmen insanın içinde hâlâ küçücük bir “belki” bırakıyor.

Belki olur. Belki yeniden başlarım. Belki daha güzel bir gün vardır. Bazen insanı ayakta tutan büyük cevaplar değil, küçücük bir “belki” oluyor. Şimdi yüzümü güneşe çeviriyorum. Tıpkı güneşe aşık olan ama adını ay'dan alan ay çekirdeği gibi…  Geceden gelmiş olabilirim. Karanlığı tanıyor olabilirim. Ama rotamı karanlığa çevirmek zorunda değilim.

Ey hayat!...
Bugüne kadar sen beni yaşadın.
Ben yaşadığımı sanırken, sen beni bir limandan diğerine taşıdın.
Şimdi sıra bende.
Beni ben yapan bütün yaşanmışlıkları yanıma alıyorum.
Korkularımı da.
Ama dümeni onlara vermiyorum.
Deniz açılsın.
Rüzgâr varsa yelkenleri doldursun.
Yoksa kürekleri kendimiz çekeriz.
Çünkü artık biliyorum:
Hayatın denizini değiştiremeyebilirim. Ama rotamı seçebilirim.
Hayatımın kaptanı da patronu da benim.
Yelkenler fora.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *