Atanmışlar seçilmişler realitesi
“Seçilmişler” ile “atanmışlar” arasındaki gerilim, aslında modern devletin temel denge meselelerinden biridir. Türkiye’de bu tartışma çoğu zaman siyasal krizler, bürokratik direnç, yargı kararları, merkez-yerel yönetim ilişkileri veya devlet geleneği üzerinden gündeme gelmektedir.
Öncelikle konuya kavramsal açıklık getirmek gerekir.
- Seçilmişler, demokratik meşruiyeti halkoyundan alır. Milletvekilleri, belediye başkanları, belediye meclis üyeleri buna örnektir. Seçimle gelirler seçimle giderler.
- Atanmışlar devlet memurluğu atama ilke ve kurallarına uygun devletin sürekliliği adına görev yapan seçilmişlerin atadığı, bürokratlardır. Merkezi idarede valiler, kaymakamlar, yargı mensupları, merkez bankası vb. yöneticiler, yerel idarelerde belediye memurları örnek olarak verilebilir.
Açıkça ifade etmeliyim ki sağlıklı ve demokratik bir devlette ikisi de gereklidir.
Çünkü sadece seçilmişlerin olduğu bir sistem:
- Popülizme,
- Kurumların zayıflamasına,
- Kısa vadeli siyasete kayabilir.
Sadece atanmışların ağırlıklı olduğu bir sistem ise:
- Halk iradesinden kopuk,
- Vesayetçi,
- Demokratik denetimi zayıf bir yapıya dönüşebilir.
Türkiye’nin tarihsel problemi çoğu zaman bu iki kavramın yeterince anlaşılamadığı veya sınırlarının netleşememesi olduğu söylenebilir.
Bu açıklamalardan ışığında ideal (kıvamında) denge nasıl olmalı:
- Son siyasi karar seçilmişlerde olmalı. Çünkü demokratik meşruiyet sandıktan gelir.
- Atanmış memurlar liyakatli ve bağımsız çalışabilmeli. Kurumların kapasitesi korunmalı ve sürdürülebilirliği sağlanmalıdır.
- Hiçbir taraf mutlak güç sahibi olmamalı. Güçler ayrılığı ve kurumsal denge bunun için vardır.
- Liyakat siyasetin önüne değil, siyasetin hizmetine konmalı. Bürokrasi halk adına çalışan profesyonel mekanizma olmalıdır.
Bu realitenin sağlıklı zemini aslında “kim üstün?” sorusu değil, “demokratik meşruiyet ile kurumsal süreklilik nasıl dengelenir?” sorusudur. Çünkü güçlü devlet ile güçlü demokrasi aynı anda kurulabildiğinde toplumsal refah yükselecektir.