Tasarım mı müdahale mi?
İstanbul’un kuzeyi uzun zamandır bir mücadele alanı. Bir yanda korunması gereken son doğa parçaları, diğer yanda “yaşam kalitesi yüksek yeni yerleşimler” söylemi… Son zamanların en dikkat çeken projelerinden olan Ion Riva, tam da bu gerilimin ve tartışmaların odağında yer alıyor.
Proje yaklaşık 840.000 m2 büyüklüğünde, 3.000 kişilik nüfus kapasiteli ve projede toplam 830 satılık + 103 kiralık birim planlanıyor.
Tasarımında uluslararası ölçekte ofisler yer alıyor. Kâğıt üzerinde bakıldığında oldukça etkileyici bir proje. Sürdürülebilirlik iddiaları, doğayla uyumlu tasarım dili, düşük katlı yapılaşma, biyofilik yaklaşım… Hepsi günümüz mimarlık söyleminin duymayı en çok sevdiğimiz en güçlü ve popüler başlıkları. İlk bakışta “iyi mimarlık” diyorsunuz.
Ancak ilk bakışta…
Kent ölçeğinde tartışılması gereken bu denli bir arazi kullanım alanı “iyi mimarlık ve güçlü mimarlık ofisleri” parıltısı altında görünmez hale gelen bir konu başlığı oluyor.
Peki iyi mimarlık yalnızca iyi bina tasarlamak mıdır?
Mimarlık, aynı zamanda binayı nereye yapman ya da yapmaman gerektiğini bilmektir.
Resmi anlatılarda “sürdürülebilirlik” söylemi var ancak bu neyin sürdürülebilirliği? Yapının kendi enerji performansı mı, yoksa o coğrafyanın kendisinin mi?
İstanbul’un kuzey kuşağı yalnızca bir boş arazi değil, aynı zamanda ekolojik bir eşik. Su havzaları, orman sürekliliği, kıyı sistemi… Ve bu alanlar parçalandığında geri dönüşü yok.
Ayrıca proje yalnızca tasarım açısından değil, planlama süreci açısından da tartışmalı. Çünkü proje mevcut koruma kararları içinde kendine yer açarak ilerliyor gibi görünüyor. Akla elbette ki şu soru geliyor: “Acaba plan mı projeye uydu, yoksa proje mi plana?”
Bölge zaten yıllardır parça parça imara açılıyor ve bu proje bu sürece ivme kazandıran bir modelin de devamı aynı zamanda.
Kaldı ki bu tartışmayı daha önce de yaşamadık mı?
İstanbul Havalimanı projesinde de, 3.Köprüde de, kentin kuzeyinde izole ve ayrıcalıklı “sözde” mahalle konseptli projelerde de…
Her seferinde “Bu proje farklı.” dendi…
Projenin farklılık olarak lanse ettiği doğa dostu tasarım yaklaşımının kamusal alanda insan dostu olup olmayacağı hakkında da şüpheler var. Çünkü son dönemlerde, özellikle İstanbul’da, kamusal gibi görünen özel alan modeline çok sık rastlıyoruz. Yani herkes için tasarlanmış gibi görünen ama aslında belirli bir gelir grubuna ait olan mekânlar…
Eğer bir yerleşime girmek için belirli bir ekonomik eşik gerekiyorsa, orası kamusal değildir. Erişemediğiniz yer de sizin değildir.
…Ve şehir dediğimiz kavram da tam olarak bir erişim meselesidir.
Bu noktada meslek örgütlerinin uyarılarını görmezden gelmek mümkün değil. TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, Ion Riva Projesini “Ağır bir kent suçu.” olarak nitelendiriyor ve
karşı çıkıyor.
Elbette ki hiçbir projenin kusursuz olmadığını biliyoruz. İşte böyle kritik bir noktada sorgulamak her şeye karşı çıkmak anlamına gelmez. Sorgulamak bir seçimdir, evet; ancak sorgulamamak da bir seçimdir.
Ve her seçim, sonuçlarıyla birlikte gelir.