Bir İstanbul çocukluğunun bayram sabahı
2026’nın yüksek hızlı dünyasında, elimizdeki ekranlara sığdırdığımız bayram mesajları arasında kaybolurken; burnuma aniden o keskin, o tertemiz "yeni kıyafet" kokusu geliyor. Hani o arife gecesi, uyku tutmasın diye dualar ederek başucumuza dizdiğimiz, sabahın ilk ışıklarıyla parlayacak olan rugan ayakkabıların kokusu... İstanbul o zamanlar, bugünkünden daha geniş, daha ferah ve sanki daha "bizimdi".
Arife Gecesi: En Uzun Bekleyiş
Çocukken İstanbul’da bayram, bayram gününden çok arife gecesinde başlardı. Mahalledeki terzilerin ışıkları geç saatlere kadar yanar, fırınlardan yükselen o tatlı telaşın kokusu sokaklara taşardı. Annelerimizin özenle ütülediği o kolalı gömlekler, babalarımızın cebimize koyduğu o çıtır çıtır kağıt paralar... O gece yatağa girmek, dünyanın en tatlı hapsine girmek gibiydi. Sabaha sadece birkaç saat kalmıştı ama o saatler, sanki asırlar gibi uzardı.
Vapur Düdüğüyle Gelen Bayramlaşma
İstanbul’un bayramı, Boğaz’ın serinliğiyle yıkanırdı. Sabah erkenden kalkılır, en güzel elbiseler giyilir ve el öpme merasimi için yola düşülürdü. Kadıköy’den Karaköy’e geçen o vapurun güvertesinde, rüzgar saçlarımızı dağıtırken elimizdeki mendilin içindeki şekerlerin birbirine çarpma sesini dinlerdik. O vapur düdüğü, aslında tüm İstanbul’a çekilen bir "barış ve neşe" nidasıydı. Tanımadığınız biri size gülümseyerek "Bayramın mübarek olsun evladım" der, avucunuza bir akide şekeri bırakıverirdi. Şehir, o gün dev bir aile sofrasına dönüşürdü.
Şekerci Dükkanlarındaki O Büyülü Dünya
Mısır Çarşısı’nın ya da yerel mahalle şekerçilerinin o rengarenk vitrinleri... Gümüş tepsilerde dizili lokumlar, üzerine pudra şekeri serpilmiş o yumuşacık lezzetler... Bugünün en lüks pastaneleri bile, o zamanki bir külah leblebi şekerinin verdiği mutluluğu veremiyor sanki. Çünkü o şekerin içinde sadece glikoz değil, bir komşunun hatırı, bir büyüğün duası ve sokağın neşesi vardı.
Bugüne Kalan Miras
Şimdi 2026’da, o eski rugan ayakkabıların yerini akıllı saatler ve dijital ayakkabılar almış olabilir. Ama biliyorum ki, o günlerin "Arife Çiçeği" olan bizler, hala bir çocuk gülüşünde o eski İstanbul bayramlarını arıyoruz. Belki de asıl bayram, o eski samimiyeti bugünün modern karmaşasına taşıyabildiğimiz an başlıyor.
Gelin bu bayram, tıpkı o çocukluğumuzdaki gibi, en temiz duygularımızı yanımıza alalım. Bir telefon uzağımızdaki dostu sadece aramakla kalmayalım, kapısını çalalım. Çünkü İstanbul, hala o eski sokak aralarında, bir çocuğun bayram sevincini saklamaya devam ediyor.