Kurulu sistem şimdi ne istiyor?
“Kurulu sistem” de olsa, egemen güçler kendileri aralarında bile iktidarı bir başkasıyla paylaşmama karakteri var. Egemen güç hep sahip olma daha fazla sahip olma istekleri hiç bitmiyor. Hatta kendi içinde bile çeşitli biçimlerde ayrıştılar. İktidar erki için birbirlerine rakip oldular. Bunlar kendi aralarında yerel ya da ülke çapında rakip olurken toplumun yoksul ve emeğinden başka satacak bir şeyi olmayanların bir kısmını da yanına yedekledi.
Sistem içi muhalif güçler iktidar için toplumun inanç, konuştuğu dil ve kültürel değerleri kendine göre bulandırıp sulandırdı. Üstünlük, öncelik ve hâkimiyet yani sahip olma bencillik ve bir o kadar kibirli davranışla toplumu yönetmenin ne kadar kolay olduğunu tarihsel süreçte gördük. Toplum bunlarla ilgilenirken aslında ekonomik, sosyal, askeri ve politik olarak ellerindeki imkânları yitirdi. Gücü elinde bulunduran toplumun hemen her kesimini boyunduruk altına alıp kendine bağımlı hale getirdi. Zaten toplumun bir kesimini devlet kurumlarına işe alarak “ağızlarına bir parmak bal çaldı”, diğerlerine de sosyal yardım ve bağışlarla kendine bağımlı kıldı.
İktidar erkini elinde bulunduran toplumun hemen her kesimini istediği gibi yönetip birer aparatı haline getirdi. Bu durum günümüzde ayan beyan ortada hiç saklamaya gerek bile duymamakta. Çalışanların yaşamlarını idame edecek ücret veya maaşlarını en alt asgari ücret düzeyine çekti. Çalışanların yaşam koşullarını kısıtladığı gibi işsiz ve aç bırakma korkusu fütursuzca gündemde. Çalışanların sosyal güvencesi sağlık ve emekli maaşları “iktidarın” iki dudağı arasına sıkıştı.
Çalışan emekli olduğunda aldığı “emekli maaşı” yaşamını idame edecek durumda değil. Bu maaşla geçimini sağlayamayan ya ek iş ya da doğup büyüdüğü yaşadığı anıları olan kentten ayrılıp geçinebileceği uzak bir kente göç etmekte. “Devlet” varlaşmasıyla vergi, askerlik ve zorunlu çalışma koşullarıyla yurttaşın boğazına sarıldı. Görünürde ne ayağında ne boynunda zincir ve bukağı var, sadece “devletin” kara kaplı defterinde adları yazılı birer vergi “kölesi”.
Devlet yurttaşı kara kaplı deftere kaydetmesiyle sadece kendisini değil ailesinden kim varsa, evi, bağı bahçesi, ahır ve ağıldaki iki ve dört ayaklı hatta kanatlı hayvanları da kayıt altına aldı. Kayıt altına alınan yurttaş kaçamaz devletin “sağmalı” durumuna geldi. Yurttaş vergi vermek ve askere gitmekle mükellef oldu. Zaman içinde seçme ve seçilme deseler bile kâğıt üstünde var. Sormak gerek seçecekte kimi seçecek? Genellikle hâkim erkin onayladığı ağzına bir parmak bal çalınan, satmaya, satılmaya ve yalan söyleyip iftira atacak topaç gibi dönen şahıslar seçilmekte.
Yurttaşın seçme ve seçilme hakkı var diyorlar. Doğrudur, bu hak izin verilirse kullanır. İktidar erki izin vermediği bir şahsı kendi seçimlerinde başarılı göstermez bu kendi içinden biri bile olsa. Ezkaza seçilmiş olsa da yargı ve kararnamelerle soruşturma açıp görevinden almıştır. Yasasında var olup kullandırdığı maddeler gün gelip “bu yasa bize bol geldi” demişti. Devler yasaları değiştirir, askeri darbe yaptırır kararnameler ile yönetir. Kurulu sistem erkinde kim olursa olsun değişmeyen tek bir şey vardır yurttaşın “vergi köleliği”.
Her kim olursa olsun bu “kurulu sistemde” vergi vermekle yükümlü. İster doğrudan ister dolaylı olarak olsun hemen herkes vergi vermekle mükellef. Sözde seçme ve seçilme hakkı var fakat kullandırılmıyor. Hak hukuk, adalet yani yasalar var fakat bunu talep etme hakkı yok. Eğitim, öğretim, sağlık, yasal eşitlik yasada var fakat talep edip kullanma hakkı yok. Çalışan, üretici, öğrenci, emekli yani yurttaş insanca asgari temelde yaşamak talebi var fakat bunu dile getirme örgütlenme hakkı yok. Mevcut iktidar erkinin kabul ettiği anayasanın tanıdığı haklar bile kullanmaya engel olunmakta.
İktidar erki günümüzde kendi içinde bile güçlü bir muhalefet istemiyor. Yurttaşı çalışanına asgari ücret, emeklisine ölmeyecek miktarda ücreti layık görmekte. Toplumun hemen her kesiminin kendisini kabul etmesi dahası yurttaşın kaderine boyun eğmesi ve susmasını istemekte. Bu durum yurttaşa zincirli ve bukağılı kölelikten daha da ağırı “vergi köleliğini” hak görmekte.
Sahi sizce “kurulu sistem”, yurttaşa “ya asgari ve ölmeyecek ücretiyle çalış yaşa ya da öl” mü demekte?