Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Açık
20°
Ara

Bir CHP klasiği: Game of Thrones

YAYINLAMA:
Bir CHP klasiği: Game of Thrones

Mutlak butlan kararının ardından CHP adeta kendi Game of Thrones sezonunu yaşamaya başladı. Bir CHP klasiği olan taht mücadelelerinin bu son sezonunda, bir yanda koltuğunu korumaya çalışan Özgür Özel, diğer yanda geri dönüş ihtimalini diri tutan Kemal Kılıçdaroğlu cephesi yer alıyor. Her iki taraf da haklılığını ve meşruiyetini savunuyor. Ancak dışarıdan bakıldığında görünen şey; iktidar yolunda ilerleyen bir partiden ziyade, henüz ele geçiremediği tahtın kavgasını veren bir hanedan görüntüsü. Dizide de “hanedanlar” Demir Taht için birbirleriyle savaşırken kuzeyden gelen “Akyürüyenler” (White Walkers) kapıya dayanmıştı. Bugün de CHP'de benzer bir tablo var. 

 

Yaklaşan seçimler, derinleşen ekonomik kriz ve hayat pahalılığı gibi çözüm bekleyen pek çok sorun tıpkı dizideki “Akyürüyenler” gibi toplumu kuşatmışken CHP hala kendi içindeki taht mücadelesiyle meşgul. Kısacası "Winter is Coming". Ancak görünen o ki bazıları hala yaklaşan kışa değil, tahtın kime ait olacağına odaklanmış durumda.
 

İşin ironik tarafı, muhalefetin önemli bir bölümü yaşanan süreci "iktidarın bir oyunu" olarak görüyor. Eğer gerçekten öyleyse, insan ister istemez şöyle düşünüyor: Madem bunun bir oyun olduğunu kesin olarak biliyorsunuz, neden bu kadar hevesle rol alıyorsunuz?
Gerçekten ortada tuhaf bir çelişki var. Bir yandan "CHP’ye operasyon yapılıyor" deniliyor, diğer yandan operasyonun başarılı olması için gereken bütün malzeme bizzat CHP’liler tarafından sağlanıyor. Günlerdir televizyon ekranlarında, sosyal medyada ve parti kulislerinde ülkenin sorunları değil; kimin genel başkan olacağı, kimin kurultay delegesi olduğu, kimin kime ihanet ettiği konuşuluyor.
 

Oysa Türkiye son yılların en ağır ekonomik krizlerinden birini yaşıyor. Enflasyon, hayat pahalılığı, genç işsizliği, barınma sorunu, gelir dağılımındaki bozulma ve giderek büyüyen gelecek kaygısı toplumun temel gündemi. Böyle bir dönemde iktidardan uzaklaşan, kararsızlaşan veya yeni bir alternatif arayan milyonlarca seçmen CHP’ye bakıyor. Sonra da günlerdir süren bu tabloyu izliyor ve doğal olarak şu soruyu soruyor: "Bunlar mı ülkeyi yönetecek?"
 

Başlarken dediğim gibi bugün yaşananlar bir CHP klasiği. Parti tarihi büyük ölçüde liderlik mücadelelerinin/kavgalarının tarihidir. CHP'de hiçbir lider koltuğunu kolay ve sorunsuz bırakmadı. Her liderlik krizi sert tartışmaları, karşılıklı suçlamaları ve çoğu zaman yeni parti arayışlarını beraberinde getirmiştir. İsmet İnönü ile Bülent Ecevit arasındaki büyük hesaplaşmadan Deniz Baykal dönemindeki hizip mücadelelerine, Önder Sav çevresiyle yaşanan çekişmelerden Muharrem İnce ayrılığına kadar CHP hemen her kuşakta benzer krizler üretmiştir. Bu mücadeleler çoğu zaman ideolojik tartışmalar gibi sunulsa da işin özünde çoğunlukla güç, kadro ve parti üzerindeki denetim mücadelesi bulunmaktadır.
 

Bu nedenle bugün yaşananları ilk kez oluyormuş gibi sunmak ve yaşananlara şaşırmak bana pek inandırıcı gelmiyor. CHP tarihi incelendiğinde partinin en istikrarlı geleneklerinden birinin parti içi iktidar mücadelesi olduğu bile söylenebilir.
 

Dahası, bu tartışmalarda tarafların kullandığı dil de oldukça dikkat çekici. Dün Kılıçdaroğlu'nu "demokrasi kahramanı", "Gandi Kemal", "Türkiye'nin umudu" olarak sunanlar bugün onu hain ilan ediyor. Öte yandan dün Özgür Özel'i değişimin sembolü olarak alkışlayanlar bugün onu partiyi bölmekle suçlayabiliyor. Siyasette fikir değiştirmek elbette mümkündür; fakat Türkiye'de sorun fikir değiştirmekten çok, dün göklere çıkarılan kişilerin ertesi gün yerin dibine sokulmasıdır.
Muhalefetin diğer bir çelişkisi de iktidar eleştirilerinde sık sık kurumsallık, liyakat ve demokrasi vurgusu yaparken kendi içlerinde benzer krizleri tekrar tekrar üretmesidir. Bu durum seçmende ciddi bir güven sorunu yaratıyor. Unutulmamalı ki insanlar yalnızca mevcut iktidardan memnun olmadıkları için muhalefete yönelmezler; aynı zamanda muhalefetin daha iyi yönetebileceğine de ikna olmaları gerekir.
 

Günün sonunda genel başkanın kim olacağından bağımsız olarak kaybeden yalnızca CHP olmayacak. Asıl kaybı, iktidardan uzaklaşan ve değişim umudu taşıyan geniş seçmen kitlesi yaşayacak. 

 

CHP, her geçen gün yıpranan iktidar karşısında güçlenen bir muhalefet olarak öne çıkmak yerine, enerjisini iç hesaplaşmalarında tüketen bir parti görüntüsü veriyor. Oysa seçmen yalnızca iktidarın hatalarına bakmaz; aynı zamanda alternatifi de değerlendirir. Alternatifin içinde bitmek bilmeyen bir “taht kavgası” gördüğünde ise değişim arzusundan önce güven duygusunu kaybeder. Görünen o ki, ortaya çıkan bu güven erozyonu, liderlik mücadelesinin hararetine kapılan CHP yöneticilerinin çok da umurunda değil.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *