Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Açık
7°
Ara

Tanrılar çıldırmış olmalı

YAYINLAMA:
Tanrılar çıldırmış olmalı

ABD ve İsrail’in İran’a ve Ortadoğu halkalarına yönelik başlattığı saldırı, bir kez daha dünyanın mazlum halkları için güvenli yer olmadığını dehşetle yaşıyoruz. Kapitalist dünyanın yolsuzluk, sömürü, zorba ve pedofili suçluları tarafından yönetiliyor olması kaçınılmaz olanı yaşatıyor insanlığa. Şaşılacak bir durum yok kapitalizm bu işte. Binlerce kilometre öteden gelen bir güç, “Amerikan çıkarları” gibi ahlaksız bir gerekçeyle başka bir ülkenin topraklarını bombalayabiliyor. Ya da bağımsız bir ülkenin devlet başkanın evine girip esir alabiliyor. Ya da binlerce Filistinli çocuğu, İranlı 165 kız çocuğunu öldürüyor ve zerre sorumluluk almıyor. Uluslararası hukuk, Birleşmiş Milletler kararları, insan hakları söylemleri… Hepsi bir anda buharlaşıyor. Geriye sadece bombalar ve hayattan koparılan çocuklar ve masumlar kalıyor.

Daha şimdiden İran’da, Lübnan’da, Suriye’de Filistin’de çoğu kadın ve çocuk olmak üzere yüzlerce sivil hayatını kaybetti. O insanların hiçbirinin savaşla, devletlerin çıkar hesaplarıyla ilgisi yoktu. Onlar yalnızca sabah işe giden, çocuklarını okula gönderen, akşam evine dönen sıradan insanlardı. Savaşlar ötekinin malına mülküne göz diken devletler tarafından başlatılır, bedelini halklar öder.

Tarih bize hep aynı gerçeği gösterdi: Savaşlar zenginlerin hesap defterlerine kar yazılır, ama yoksulların hayatında korku, yoksulluk ve göç yolları. Silah şirketleri, enerji tekelleri ve büyük güçlerin jeopolitik hesapları büyürken; çocuklar, işçiler, köylüler ve kent yoksulları daha büyük bir kaosun içine sürüklenir.

Bu yüzden savaş sadece bir dış politika meselesi de değildir. Savaş, aynı zamanda ekmeğin, özgürlüğün ve geleceğin meselesidir. Çünkü savaş büyüdükçe demokrasi küçülür, halkların sesi kısılır, toplumlar korku ve yoksulluk içinde yönetilebilir kitlelere dönüştürülür.

Savaşları çıkaran güçler, taammüden tasarlayarak cinayet olduğunu bilmiyor mu?

Elbette biliyorlar. Tarih de bilim de, insanlık deneyimi de savaşın neye yol açacağını defalarca gösterdi. Bombaların önce sivilleri öldüreceğini, kentleri yıkacağını, milyonları yerinden edeceğini, ekonomileri çökerteceğini herkes biliyor. Buna rağmen savaş başlatılıyorsa ortada bir “hata” değil, bilinçli bir tercih vardır. Öyle bir tercih ki “her yer Amerika, her yer Amerikan başkanlarının babalarının çiftliği” dünya halkları Mississippi tarlalarındaki köleler gibi.. İsyan eden köle “sahibin” kamçısıyla yüzleşir.

Hukuk dilinde bunun bir karşılığı vardır: Planlayarak öldürme.

Üstelik çoğu zaman tek başına değil, devletler, ittifaklar ve çıkar grupları tarafından birleşerek ve isteyerek işlenen bir suçtur bu. Savaşın düğmesine basanlar için bu bir strateji olabilir; ama yerde kalan bedenler açısından bakıldığında bunun adı cinayettir.

Ama bu tabloyu yaratanlar yalnızca bombayı atanlar değildir.

Savaşı alkışlayanlar, meşrulaştıranlar ve sessiz kalanlar da bu suçun gölgesinde dururlar. Çünkü savaş yalnızca bir askeri eylem değildir; aynı zamanda ahlaki bir sınavdır. Bir yerde insanlar ölürken susmak, çoğu zaman güçlülerin kurduğu yalanın parçası haline gelmek demektir. “Köle Kahyası” devletlerin el etek öpen hazin durumu, küçük çıkar hesapları insanlığa ihanetleri emperyalistlerin kanlı ellerini yıkayan “ibrik taşıyıcıları” olarak tarihe yazılanlardır. 

Dünya bu yüzden giderek daha güvensiz bir yere dönüşüyor. Uluslararası hukuk zayıflatılıyor, devletler arası ilişkiler kaba güç ve tehdit diline indirgeniyor. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in buna karşı çıkarak “HAYIR” demesi; kendini dünyanın sahibi gören sapkınlığın karizmasını çiziverdi. Türkiye’de olduğu gibi dünyanın mazlum halklarınca kalplerine umut ve cesaret aşıladı. Elbette Petro yalnız değildir. Bir yanda emperyalist yağmacılık diliyle konuşan, diğer yanda savaşın dünyayı daha güvensiz hale getirdiğini söyleyen barış ve ahlaki bir duruş.

Gerçek soru şu: Bu dünyanın sorumluları kim?

Çünkü savaş büyüdükçe: İnsan hayatı ucuzlar, demokrasi zayıflar, yoksulluk derinleşir, halklar birbirine düşman edilir. Milyonlarca insan göç yollarına düşer ve sonunda dünya herkes için daha karanlık bir yer haline gelir. İnsanlık bugün belki de en temel soruyla karşı karşıya: Bombaların konuştuğu bir dünya mı, insanların konuştuğu bir dünya mı? Eğer çocukların ölmediği, kuşların korkmadan uçtuğu bir dünya istiyorsak, savaşın karşısında durmak zorundayız. Çünkü barış yalnızca bir dilek değil, insanlığın hayatta kalma şartıdır.

Müslümanların kutsal ayında, Hristiyan dünyanın Evanjelik din adamlarının ABD Başkanı Trump’a Oval Ofis’te dua ayini yaparken masum çocuk cinayetleri eylemleri ve ortalığa saçılmış pedofili sapkın bir suçluyu “hangi tanrı” adına kutsamış olabilirlerdi? Emperyalist saldırganlığı tanrı adına suçların üzerini örtenlerle; Ortadoğu’da “Allah için cihat” edenlerin kesiştiği yer öldürmek üzerine kurulu bir dünya.

 Ben insanın kurtuluşunu gökten çok, insanların birbirine kurduğu adaletli düzende ararım. Hakikat, rıza ve adalet varsa dua da anlam bulur. Ama şu dünyanın haline bakınca insan ister istemez düşünmeden edemiyor: Müslümanların en kutsal ayında savaş başlatmak, Müslüman dünyayı birbirine yakınlaştırıp anti-emperyalist cepheye dönüşmesi beklenirken, saldırganlığın yanında yer alınmasının çıkarların dini inançların önüne geçtiğidir. Yani egemenler için dini değerler çıkarları için araçsallaştığı bir propaganda.

Geçmişte ABD başta olmak üzere batı emperyalistleri özgürlük nutukları atarak suçlarını perdelemeye çalışıyorlardı. Bu kez böyle olmadı. ABD başkanı, doğrudan “Büyük Amerika’ya biat edin, diz çökün, teslim olun “diyor. Ama gel gör ki İslam içi kadim farklılıklar en amansız düşmana payanda olanlar, en masum mahremiyete el atılmasına sırtını dönüp kötülüğün safında yer almakta ar etmezler. Demek ki mesele hangi din ve mezhepten olduğunuz, hangi “Tanrı-Allah” tapındığın da değil, mülk ve serveti elinde tutanların tapındığı güç ve iktidar çıkarlarıdır.  

Son söz: Zalimlerin insana kurduğu zulüm düzeninin kendilerine hak görüp, Tanrı-Allah’ın yer yüzünde kendilerine temsilcilik bahşedilmiş sanısıyla hak gören hastalıklı zihin dünyalıların, mazlumların ve emekçi halkların beyinlerindeki prangadan güç almaktadır.  Bilgi ve iletişimin bu kadar evrenselleştiği bir zaman diliminde buna muhatap olmak ne hazin!

“Yurt savunması değilse, savaş cinayettir.” M. Kemal ATATÜRK

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *