Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Açık
10°
Ara

Gücün yetmediği yer : Hürmüz Boğazı

YAYINLAMA:
Gücün yetmediği yer : Hürmüz Boğazı

04 Mart 2026 tarihinde kaleme aldığım yazıda, Orta Doğu’da yaşanan gelişmelerin yalnızca görünen krizlerden ibaret olmadığını, asıl mücadelenin küresel güç dengeleri ve enerji hatları üzerinden yürütüldüğünü vurgulamıştım. Bugün gelinen noktada yaşananlar, o analizlerin sahadaki karşılığını daha net biçimde ortaya koyuyor. 

Özellikle ABD, İran ve İsrail arasında giderek sertleşen gerilim, artık örtülü rekabetin ötesine geçmiş, doğrudan güç gösterisine dönüşmüştür. Ancak bu çatışmayı klasik bir “savaş” kategorisine indirgemek, yine büyük resmi kaçırmak anlamına gelir. Çünkü bu süreçte asıl mücadele, sahadaki askeri hamlelerden çok, stratejik akıl ve jeopolitik hâkimiyet üzerinden şekillenmektedir. 

Bu bağlamda Hürmüz Boğazı, bir kez daha küresel siyasetin merkezine oturmuş durumdadır. Dünya petrol ticaretinin önemli bir kısmının geçtiği bu dar su yolu, sadece bir coğrafi geçiş noktası değil, aynı zamanda küresel ekonominin sinir uçlarından biridir. Hürmüz üzerinde kurulacak hâkimiyet, yalnızca enerji akışını değil, aynı zamanda siyasi baskı gücünü de belirler. Bu yüzden burada yaşanacak en küçük kriz bile, etkisini sadece bölgesel değil küresel ölçekte hissettirmektedir.

ABD, İran ve İsrail arasında giderek sertleşen gerilim de bu büyük denklemin bir parçasıdır. Ancak dikkat çekici olan, uygulanan baskıların beklenenin aksine sonuçlar doğurmasıdır. İran’ı zayıflatmayı ve yönetimi devirmeyi hedefleyen politikalar, tersine içeride daha güçlü bir kenetlenme üretmiş; dış tehdit algısı toplumsal birliği artırmıştır. Dahası bu süreç, İran’ı yalnızlaştırmak yerine Çin ve Rusya ile daha yakın bir jeopolitik hatta konumlandırmıştır. 

Tam da bu noktada gözden kaçırılmaması gereken bir başka güç unsuru devreye giriyor: inanç ve onun toplumsal mobilizasyon gücü. 

Şii geleneğinde köklü bir yere sahip olan meddahlık ve mersiye kültürü, bu etkinin en çarpıcı örneklerinden biridir. Kerbelâ Olayı etrafında şekillenen bu anlatılar, sadece geçmişin yasını tutmakla kalmaz; bugünün direniş ruhunu da diri tutar. Dini söylem, müzikle birleştiğinde kitleleri harekete geçiren güçlü bir toplumsal enerjiye dönüşür. 

Nitekim son dönemde dünya gündeminde geniş yankı uyandıran ve milyonlarca kişi tarafından izlenen mersiyelerden biri, Hüseyin Sotoodeh tarafından seslendirilmiştir. Bu tür eserlerde verilen mesaj sadece bir ağıt değildir; adalet, direniş ve onur çağrısıdır. Müzik ve inanç birleştiğinde ortaya çıkan etki, klasik propaganda araçlarını aşarak doğrudan kalplere hitap eder ve toplumsal birliği pekiştirir. 

Dini anlatılar ve mersiyeler, sadece birer ritüel değil; aynı zamanda savaşın görünmeyen cephesinde moral, motivasyon ve mobilizasyon kaynağı olmuştur. 

Orta Doğu’daki mücadele, yalnızca askeri ve ekonomik değil; aynı zamanda sosyolojik ve kültürel bir güç savaşına dönüşmüştür. Hürmüz Boğazı bu mücadelenin jeopolitik merkeziyse, inançta onun toplumsal dinamiğidir. 

Ve unutulmamalıdır ki; bazen bir boğazdan geçen petrol kadar, bir ağıttan yükselen duygu da dünyanın kaderini etkileyebilir.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *